1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Mübarek’in sonu
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Mübarek’in sonu

A+A-

Mısırlı Müslümanların dilinde bir ayet vardı dün. Kur’an-ı Kerim’in Ra’d suresinin on birinci ayeti: “Bir kavim, nefsindeki özellikleri değiştirinceye kadar, Allah onların durumunu değiştirmez.” Bu ayet, bazı tefsirlerde, ahlaken bozulmaya işaret eden olumsuz bir manada ifadesini bulsa da, Kahire’nin Tahrir Meydanı’nda toplanan eylemciler, “bir kavmin nefsindeki özellikleri değiştirmesini” olumlu anlamıyla sahiplenmişlerdi. “Mısır halkı artık değişti” diyordu yaşlı babası ve kardeşleri meydanda gösteri yaparken, kendisi Columbia Üniversitesi’nde doktora yaptığı için New York’ta olan Mohseen Khamdar: “Mısırlıların sabrı tükendi. Artık susmayacaklar, artık Mübarek’e itaat etmeyecekler, hak ve özgürlük taleplerinden geri adım atmayacaklar. Bu hareketin Mübarek’i devireceğinden eminim.”

Otuz yaşındaki Mısırlı hukukçu Khamdar’ın “eminim” dediği ihtimali, Başbakan Erdoğan da görüyordu kuşkusuz; Mısır’daki olaylar konusunda bir hafta sustuktan sonra, dün partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşmada, doğrudan Mübarek’e seslenerek söylediği şu sözleri, gecikmiş bir “reform” çağrısından ziyade, “Sonun geldi hemşehrim, boşuna direnme, usulünce bırak” uyarısı olarak algıladım ben: “Seninle beraber gelen sadece kefen olacak, başka bir şey gelmeyecek, öyleyse o kefenin kadrini bilelim, hem vicdanımızın sesine hem de halkımızın sesine kulak verelim...” Zaten uluslararası ajanslar da, “Erdoğan’dan, Mısırlı eylemcilere destek” flaşıyla duyurdu bu konuşmayı ve herkes biliyordu ki, Mısır’daki eylemcilerin Mübarek’ten tek talebi vardı artık: Bırakıp gitmesi.

Mısır’ın seksen üç yaşındaki diktatörü, protesto eylemlerinin başladığı önceki salı gününden bu yana, sokakları sakinleştirmeye yönelik iki “taviz” verdi. Bu tavizlerden ilki, yıllardır boş olan cumhurbaşkanı yardımcılığına atama yapması ve yeni bir hükümet görevlendirmesi; ikincisi ise, bu yeni hükümete muhalif gruplarla görüşmesini emretmesiydi.

Eylemciler, her iki tavizi de yetersiz buldular; yeni hükümetin “değişim” adına hiçbir şey ifade etmediğinin farkında olduklarını ilk andan itibaren gösterdiler; “diyalog” çağrısı ise, gerek eylemlerin en “görünür” örgütleyicisi konumundaki “6 Nisan Hareketi” adlı reformcu gençlik grubundan, gerek baştan itibaren arka planda durmaya büyük özen gösteren Müslüman Kardeşler’den, gerekse Mübarek sonrası geçiş döneminin “her meşrebe uygun” lideri olarak öne çıkan Muhammed El Baradei’den aynı cevabı aldı: “Mübarek gitmedikçe diyalog kurmayız.”

Bu yazıyı yazdığım saatlerde, dünya nefesini tutmuş Tahrir Meydanı’ndaki yüz binlerin Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yürümesini bekliyordu. Ankara ve Washington’daki tahminler, resmen dillendirilmese de ortaktı: “Mübarek bugünü çıkarsa bile, önümüzdeki cumayı çıkaramaz.”

Obama yönetimi, geçen hafta, “Mübarek’e tam destek” şeklinde algılanan açıklamalarında yaptığı fahiş hatayı telafi etmek istercesine, alçak sesle ama dört koldan çalışmaya başlamıştı. Beyaz Ev Sözcüsü Robert Gibbs’in Mısır’a ilişkin son açıklamalarındaki anahtar sözcük, dikkatli kulaklardan kaçmadı: “Geçiş.” Amerika nihayet, Mübarek’i bir süre daha yerinde tutmanın yolunu aramayı bırakıp, Mübarek sonrasına “geçiş”in barışçı olması, sokaklarda kan dökülmemesi vurgusunu öne çıkarmaya başlamıştı.

İşin ilginci, Başkan Obama’nın önceki akşam, Pentagon’u da resmen devreye sokmuş olması ve sadece Amerikan Genelkurmay Başkanı’nın değil, generallerin ve albayların da, Mısır’daki muhataplarıyla bizzat konuşmalarını istemesiydi. Gibbs, daha sonra bu konuşmaların her düzeyde gerçekleştiğini ve Mısırlı askerlere tek bir mesaj verildiğini açıkladı: “Ne olursa olsun, halka ateş etmeyin.”

Bu, sadece “şiddet karşıtı” bir uyarı değil kuşkusuz; Amerikan ordusunun Mısır ordusuna, “Ne olursa olsun, ateş etmeyin” mesajı vermesi, Obama yönetiminin de ağırlığını saraya karşı sokaktan yana koymaya başladığı anlamına geliyor.

İngilizceden tercüme bir deyimle söylersem, Mısır’daki değişim talebine verilmiş “çok az ve çok geç” bir destek bu... Ama belki Obama Amerikası, yaşananlardan Mübarek sonrası için ders çıkarabilir. Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Stephen Walt, bu dersi çok güzel özetliyordu dün:

“Mısır’daki kriz, ABD’nin Ortadoğu’daki Pax Americana’nın şu üç ilkesini gözden geçirmesi için bir fırsattır: 1) İsrail’e koşulsuz destek, 2) Filistinlilerin haklarını inkâr ya da gözardı etmek, 3) Meşruiyeti her zaman sorgulanabilir konumdaki ‘Batı yanlısı’ liderleri destekleyip, onlarla işbirliği yapmak...”


Obama Amerikası’nın, Walt’ın dediğini yapması ve bırakın bu üç ilkede değişikliğe gitmeyi, böyle bir değişiklik ihtimalini düşünmeye başladığını hissettirmesi bile, Ortadoğu’da zaten er geç kurulacak olan “yeni düzeni” çok daha yakınlaştırır kuşkusuz. Ama Washington ne yaparsa yapsın, Mısır halkının o yeni düzene geçişte tarihî bir rol üstlendiğini şimdiden söyleyebiliriz.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT