Muammaları çözemedim, itiraf ederim

19.05.2008 16:46

Taha Kıvanç

Uçakta iki sıra geride oturmuş en ön sıradaki TBMM Başkanı Köksal Toptan'a bakıyorum. Dürüsttür Köksal Bey. Süleyman Demirel'in “Verdimse ben verdim” meydan okumasında bulunduğu İLKSAN skandalı sırasında Milli Eğitim Bakanıydı; yetimin tek kuruşunu yedirmek istemediğini belli etmişti.

Geçmişte kendisiyle birlikte politika yapanlar günlerini Anadolu Kulübü veya Tenis Kulübü'nde geçirirken, o şimdi TBMM Başkanı olarak politikada en güzel dönemini yaşıyor. Şans, talih, kader, kısmet işte...

Kendisini tutmadığım hissine sahiptir Köksal Bey, oysa öyle değil, şanslı insanları özellikle severim ben. Çünkü 'şans' dediğiniz özellik kafayı işletmeyi ve doğru zamanda doğru yerde bulunmayı gerektirir. Böyle insanlara zaafım olduğunu bile söyleyebilirim.

Herkesin Ak Parti'nin başına ne geleceğini merak ettiği bir ortamda geçen hafta önemli bir konuşma yaptı Köksal Bey. Dediği şuydu: “Şu anda görülen parti kapatma davalarıyla ilgili olarak, Anayasa Mahkeme'miz, klasik olarak bilinen, açılan davanın kabulü veya reddi yönünde karar vermek yerine, dava açılmasını değerlendiren; ama istikrarın bozulmasına da engel olacak, herkesin düşünüp tartışıp, kendi eksikliklerini bulacağı, yol ve yön gösterici bir içtihat ortaya koyabilir. Bunu, Türk hukukçuları, siyaset bilimcileri düşünsün diye ortaya atıyorum. Elbette, mahkeme, ülkenin yararına en doğru kararı verecektir. Ama bizim de siyasetçiler, bilim adamları olarak, böyle bir tartışmayı mahkemenin önüne koymamızda yarar var.”

Beni aşan bir teklifti yaptığı...

Dikkat ediyor musunuz, bilmem: Üniversitelerde başörtüsü yasağını sona erdirmeyi amaçlayan iki anayasa maddesi değişikliği sonrasında ve Ak Parti için kapatma davası açıldığı günden beri pek çok teklif havada uçuşup duruyor. Önce, “Cumhurbaşkanı değişiklikleri veto etsin” teklifini işittik. Ardından, “Herkes bir adım geri atsın” teklifi geldi. En son Köksal Toptan'ın “Anayasa Mahkemesi yol ve yön gösterici bir içtihat ortaya koysun” teklifiyle karşı karşıya kaldık.

Keşke Anayasa Mahkemesi TBMM Başkanı Toptan'ın iyi niyetli bu teklifi üzerinde biraz daha fazla düşünse...

Konuyu görüştüğüm bir dostum, “Temenninde geç kaldın” dedi bana. Ona göre, Köksal Toptan'ın teklifi Anayasa Mahkemesi raportörünün hazırlamakta olduğu raporla bir biçimde ilgiliymiş; başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakmak için yapılan anayasa değişikliklerini mahkemenin ele alamayacağını söylemekle, raportör, teklifi boşa çıkartmış...

Dostumun ne demek istediğini tam anladığımı söylersem sizi de yanıltmış olurum. Benim fark ettiğim başka bir nokta var: Kapatma davasıyla başörtüsü değişikliği birbirine tam anlamıyla dolanmış durumda; şu ana kadar değişik ağızlardan çıkan açıklamalar da bunu gösteriyor zaten...

Cumhurbaşkanına “Yasayı veto et” diyenler “Yoksa hiç hoşa gitmeyecek şeyler olabilir” demek istiyorlardı. Bunun ne demek olduğunu dava açılınca anladık.

Sonra, “Herkes bir adım geri çekilsin” teklifi geldi. Bununla kast edilenin “Siz başörtüsü girişiminde geri adım atın, onlar da partiyi kapattırmaktan vazgeçsin” olduğunu birileri hiç vakit kaybetmeden kulaklara fısıldadı.

Köksal Bey'in “Anayasa Mahkemesi yol gösterici bir içtihat ortaya koysun” teklifi de böyle bir anlam taşıyorsa hiç şaşırmam. Şaşırmam da, işte görüyorsunuz, anlamakta zorlanırım. Raportörün başörtüsü konusundaki kararından sonra “Ben Anayasa Mahkemesi'ne çağrıda bulunmadım” diye bir adım geri attı TBMM Başkanı. Dediği şu: “Ben Türk siyaset bilimcileri, anayasa bilimcileri bir konuyu tartışsın diye bir görüş ortaya attım. Yoksa benim Anayasa Mahkemesi'ne bir çağrıda bulunma hakkım yok. Böyle bir şey yok. Ben hukukçuyum, söylediğimi bilirim. Bana bir şey söyleyenler de ne söylediğini bilmeli ve benim söylediğimi iyi anlamalı.”

İyi de bu kadar muamma sözlere kim ne diyebilir?

Bir başka muamma da Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'le ilgili meydana gelen olay. Osman Bey sonunda ihbar ettiği polis aracının kendisini izlemediğini kabul etti de muammanın bir bölümü anlaşılabildi. Ancak anlaşılmayan pek çok yönü var o olayın. Ben yalnızca birini yazayım.

Ankara Tenis Kulübü'nde daha sonra CHP lideri Deniz Baykal'la randevusu olan Turan Çömez'le buluşacakmış Anayasa Mahkemesi Başkanvekili; bu tamam. Yanıbaşlarındaki masada da üç gazeteci oturuyormuş... Gariplik bu üçlüde işte: İkisi halen Hürriyet'te önemli konumlarda bulunan gazetecilerden üçüncüsü diğerlerinin patronuyla ölümüne davalı... Bu üçlü ne konuşuyordu acaba?

Uçakta iki sıra önümde oturan Köksal Bey'e bakarken bunları düşündüm işte.

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim