“Mozole” ne ola ki?

10.11.2009 13:19

D. Mehmet Doğan

Neredeyse sadece 10 kasımlarda duyduğumuz bir kelime vardır: “Mozole”. Evleri, çiftliği, köşkü, silahları, kıyafetleri gibi bir de “mozole”si vardır Atatürk’ün...

Kelimenin yılda bir defa kullanılması, onun öncesinin ve sonrasının olmadığını gösterir.
Acaba öyle mi?
Esasında “mozole” daha doğrusu “mausoleum” bizim kültürümüze yabancı, ama binlerce yıllık bir kelime. Antik çağda, Halikarnasos’da Karia satrabı Mausolos için karısı Artemisia tarafından yaptırılmış anıt mezar böyle anılıyor. Bir zamanlar dünyanın yedi harikası arasında sayılan bu eserin yerinde şimdi yeller esiyor. Temelleri dışında hiç bir kalıntısı mahallinde yok. Nerede peki? Bazı parçaları 19. Yüzyılda İngiltere’ye taşınmış, bu parçalar British Museum’da imiş. Bazı parçaları da Bodrum kalesinin inşaatında kullanılmış...
Mausolos’un mezarı, büyük Roma imparator mezarlarına model teşkil etmiş. Sözlükte bu yüzden “Anıt mezar, putperest veya hıristiyan ölüleri için yapılan büyük mezar” olarak tanımlanıyor.
Çok milliyetçi olmakla, fevkalade kendine mahsuslukla öğünen atatürkçülerimiz, nedense Türkün Atasının kabrinin eski dönemlerde mozele, parthenon ve panteona; modern zamanlarda George Washington’un kabrine benzemesini izaha yanaşmıyorlar.
Neden Türk’ün Atası, Selçuklu Sencer’in Merv’deki kabrine benzer bir türbede yatmıyor? Selçuklu, Osmanlı, Akkoyunlu, Karakoyunlu sultanlarının mezarlarını biliyoruz. Hepsi ya kümbed, kümbez veya türbe, türbek olarak anılıyor. Mozole kelimesine asla aşina olmayan bir dünyanın ölüm anıtları bunlar.
Türbe, faniler için yapılır. Selçuklu Sultanı Sencer, vefatından önce öte dünya evini kendisi yaptırdı. (Keşke, Kemal Paşa da Çankaya’da mezarını yaptırsa idi, kendi adına kült oluşturmak isteyenlerin ellerini böğürlerinde bıraksa idi!) Sivas’da bir Selçuklu prensinin türbesinde, “yaşarken dünyaya sığmazdım, ölünce bu dar yere sığdım” mealinde bir ibare hatırlıyorum. En ihtişamlı türbede bile tevazu vardır. Huvelbaki/“Sadece Allah kalıcıdır” ibaresi bir yerlere nakşedilmemiş olmaz. Türbe ziyareti, o faniye duayı, Fatiha’yı çağrıştırır. Oysa, Maussolas’ınki dahil, bütün mozolelerde “ben ölmedim”, “o ölmedi-ölmez” edası hissedilir. Mısır’da Firavun mezarlarının bulunduğu ehramlar böyledir, Adıyaman’da dağdaki Nemrut mezarı böyledir.
Bu hususlarda hassas bir şairimiz olan merhum Ârif Nihat Asya, Atatürk’ün kabri için “mozole” kelimesini kabullenemediğinden, “Mozolen yok, türben var!” redifli bir şiir yazmıştı.
Anıtkabir neye yarar?
Burası Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun mezarıdır. Fakat bu yapının mezarı çok aşan bir görünümü ve fonksiyonu olduğu şüphesizdir. Mezarın bulunduğu kısım bir “tapınak” gibi tasarlanmıştır. Bütün ölçüler ona göre tutulmuştur. Avlusu, mimarlarının da iddiasına göre, Selçuklu-Osmanlı medrese avlularından esinlenilerek projelendirilmiştir. Kubbeler ve kemerler yoktur ama buna benzer revaklar, eski medreselerde ve camilerde görülür. Süleymaniye’nin, Sultanahmed’in avlularını düşünün. Kubbeli revakların merkezî yapı olan ibadethaneye göre tasarlandığını hissedersiniz.
Anıtkabirle ilgili proje yarışmasına dönersek, neden böyle bir binaya vücut verildiğini daha kolay anlarız:
“Bu âbide, Ata’nın asker Mustafa Kemal, Devlet Reisi Mustafa Kemal, büyük siyasî, ilim adamı, büyük mütefekkir ve nihayet yapıcı ve yaratıcı büyük dehanın vasıflarının kudret ve kaabiliyetinin timsali olacaktır.”
M. Kemal Paşa’nın asker kişiliği, devlet adamlığı ve siyasî kimliği, dünyaca malûmdur. Fakat, ilim adamı, büyük mütefekkir olduğu yönündeki ifadeler daha önceki yönleri yanında zikri gerekmeyecek şeylerdir. Fakat, bina bu tanımlara göre değil, asıl sona bırakılmış olan “yapıcı” ve “yaratıcı” kelimelerinin ifade alanına göre tasarlanmıştır. “Yapıcı” ve “yaratıcı” kelimeleri izaha muhtaçtır. Yapıcılık belki, bayındırlıkla ilgili bir kavramdır. Daha genel olarak bir yapıcılık sözkonusu olabilir. Peki “yaratıcılık”? Bunun izahı zordur. İşte Anıtkabir’i bir kült merkezi olarak tasarlamanın asıl sebebi bu olmalıdır. Tanrısal bir kişilik sözkonusudur. Ona lâyık yapı örnekleri ancak geçmiş çağlarda tanrı veya yarı tanrı addedilen kişilere atfedilen mutantan binalar olabilir...
Üç nokta:
Birincisi: Anıtkabir’in mimari geçmişimizle alâkasını kurmak başlangıçtan problemli olmuştur. Bu hususla ilgili eski bir ansiklopedide yer alan ibareyi aktarıyorum: “Anıtkabirin mimarî stili Sümer türklerinin sanatından ilham alınarak meydana getirilmiş, orijinal, modern bir türk eseridir.” (Türkiye Ansiklopedisi, 1956) (Sakın ha eski Yunan, Roma eserlerine benzetmeyin!)
İkincisi: Peki Anıtkabir’de Selçuklu ve Osmanlı yok mu? Var elbette. Sadece süslemelerde!
Üçüncüsü: Ankara’nın tarihinde Anıtkabir’i andıran bir yapı var mıdır?
Vardır! Ogüst mabedi! Hacıbayram Camii’nin bitişiğindeki bu bina Roma İmparatoru Avgustos adına yapılmış, daha sonra kilise olarak da kullanılmıştır. M. Kemal Paşa Ankara’ya ilk defa gelişinde ilk uğrağı bu mabedin yanındaki Hacıbayram Veli Türbesi olmuştur. Burada o gün yapılan dua, Büyük Millet Meclisi’nin açılışından önce aynı yerde yapılan dua ile birlikte Millî Mücadele’nin başlangıcı için seçilen mekânın Hacıbayram türbesi olduğunu gösterir. Başlarken Hacıbayram, bitirirken Avgustos!

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim