Mossad'ın Lübnan çıkmazı

25.05.2009 01:58

Samir Salha

Fransa'nın ünlü imparatoru Napolyon Bonapart'ın "İşini iyi yapan bir casus, dört tabur askere bedeldir." şeklindeki sözü Mossad tarafından harfiyen benimsenmiştir. İsrail'in 2006 yılında Lübnan'a yönelik giriştiği ve siyasî açıdan uluslararası toplum nezdinde yarattığı prestij kaybı, askerî bakımdan ise büyük yenilgi yaşadığı savaştan çıkardığı dersler de bu durumu doğrulamaktadır.

Bu çerçevede İbrani devleti ilk olarak, ordusu Tzahal'ın Ortadoğu'daki bu en ciddi mağlubiyeti olarak tanımlanan söz konusu operasyon sonrasında, gerek ordu içindeki zafiyetlerin gerekse siyasî ve askerî otoriteler arasındaki koordinasyon kopukluğunun giderilmesi için yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bununla birlikte İsrail'in geliştirdiği asıl hamle, mağlubiyetin nedenlerinin ve alınması gereken önlemlerin tartışıldığı Winograd raporundaki önerilere uygun olarak, yıllardan beri Lübnan içerisinde kullandığı hücrelerin hem nicelik hem de nitelik yapısını güçlendirmek ve bu ülkedeki istihbarat faaliyetlerine hız vermek olmuştur.

İsrail ile komşu olması, saldırılardan kaçan mülteci konumundaki on binlerce Filistinlinin bu ülkeye sığınması ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nün karargâhını Beyrut'ta kurması Lübnan'ı Arap-İsrail uyuşmazlıklarında büyük bir yük taşımak zorunda bırakmıştır. Bütün bunların yanı sıra son yıllarda birçok Arap devletiyle barışmasının da etkisiyle İsrail bütün dikkatini Lübnan'a çevirmiş ve bu çerçevede bu ülkeye yönelik faaliyetlerine büyük mali ve insan kaynağı ayırmıştır.

İSRAİL TUTUKLAMALARI TARTIŞIYOR

Bu bağlamda, Araplarla olan mücadelesinde elindeki en önemli kart olan Mossad'ın düşmanlarına büyük tahribatlar verdiğinin bilincinde olan İsrail, bu gücü Lübnan topraklarında da etkin bir biçimde kullanmaktan geri durmamış ve gerek Lübnan hükümeti gerekse ülkedeki siyasî partiler arasındaki kavgalardan ve güvenlik güçlerinin zafiyetlerinden faydalanarak, yıllar boyunca bu ülkede cirit atmayı ve eleman kazanmayı başarmıştır. Somutlaştırmak gerekirse, Ebu Riş lakabıyla, Lübnan sokaklarında çıplak ayaklarla ve yırtık kıyafetlerle yıllar boyunca deli rolü yapan, fakat İsrail'in 1982'deki Lübnan saldırısında örgütleyici rol oynayan Mossad ajanı örneğinde görüldüğü gibi söz konusu faaliyetler son derece etkili ancak bir o kadar da gizli ve ciddi bir boyuta ulaşmıştır. Nitekim son beş aydan beri Lübnan güvenlik güçlerinin, Hizbullah istihbarat birimleri ile işbirliği içerisinde giriştiği operasyonlarda 30 Mossad ajanının faaliyet gösterdiği on ayrı hücreyi basması son derece manidardır. Dahası Lübnan emniyet birimlerinden ve Hizbullah'ın önemli isimlerinden gelen açıklamalardan da anlaşılacağı üzere araç satıcısı kisvesi altında çalışan Mossad ajanı Mervan Fakih'in bir Hizbullah üyesinin aracına takip cihazı taktığının anlaşılması sonrasında söz konusu hücreler deşifre edilmiş ve Fakih'in yakalanması sonrasında operasyonlar sona ermiş olmayıp, arkasının çorap söküğü gibi gelmesi hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Tutuklu listesine dikkatle bakıldığı takdirde, Lübnan'ın iç güvenlik örgütünün önemli şeflerinden birinin yanı sıra işadamları, bankacılar, dağılan Güney Lübnan ordusunun milislerinden Aad Haddad gibi dikkati çekmeyecek, sıradan, ancak geniş bir yelpazeyi temsil eden isimlerin bulunması, yapılan sorgulamalar sonrasında bu kişilerin son yıllarda İsrail topraklarının yanı sıra pek çok Avrupa ülkesinde eğitime tabi tutulduğunun, uydu haberleşme cihazları vasıtasıyla doğrudan Tel Aviv'e erişim imkânlarıyla donatıldıklarının anlaşılmış olması ve dahası, bu ajanların Mossad'ın yanı sıra iç güvenlik birimi Shabat ve askerî istihbarat birimi AMAN tarafından desteklenmesi, İsrail'in bu çalışmalar için çok büyük bir kaynak ayırdığını da ortaya koymaktadır.

İsrail'in parayla veya Hizbullah karşıtı olmalarından yararlanarak, farklı mezhep ve etnik kökenlerden ve dahası yalnızca Lübnanlılardan değil değişik Arap ülkelerinin vatandaşlarından kurduğu bu hücreler gibi gerek Lübnan içinde gerekse İmad Mugniye suikastı gibi başta Suriye olmak üzere çeşitli ülkelerde suikastlara ve bombalı eylemlere karışması, Tzahal uçaklarını manyetik cihazlarla hedeflere yönlendirmesi ve çökmemesi için hücrelerin birbirini tanımaması üzerine inşa edilen "salkım" yöntemini kullanan söz konusu örgütlenmenin İsrail'in bu faaliyetleri ne denli ciddiye aldığını göstermektedir.

Kuşkusuz bu hücrelerin çökertilmesi hem İsrail'in Lübnan'daki istihbarat faaliyetlerini önemli ölçüde sekteye uğratmış hem de kendisini laf değil eylem adamı olarak tanımlayan Mossad Başkanı Meir Dagan ve teşkilatı için itibar kaybına neden olmuştur.

İsrail içinde bu meseleye ilişkin uygulanan gayri resmî sansüre rağmen, yaşanan istihbarat zafiyetini sorgulayan ve sorumlunun bulunmasını isteyen uzmanların sesleri yükselmeye başlamıştır. İlk olarak ülkenin önde gelen istihbarat uzmanlarından Ronen Bergman, Lübnan'daki Mossad ağlarının dağıtılmasının önemli bir darbe olduğu değerlendirmesi yapmış, Yusi Milman gibi isimler ise meseleyi ülkenin üç ayrı istihbarat birimi arasındaki koordinasyonsuzluğa ve çekişmelere bağlamıştır. Ülkenin önde gelen yayın organlarından Haaretz gazetesi ise, stratejik müttefik ABD'nin Lübnan ordusuna ve istihbaratına verdiği destek yüzünden Mossad birimlerinin deşifre edildiği ve bu hususun son derece üzücü olduğu yönünde bir değerlendirmede bulunarak konuya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Buna karşılık bazı uzmanlar İsrail için krize dönüşen meseleyi, Ürdün'de Halid Meşal'in zehirlenmesi amacıyla 1997'de düzenlenen ve başarısızlıkla sonuçlanarak panzehirin verilmesi bir yana yakalanan ajanlar karşılığında Şeyh Ahmed Yasin'in de serbest bırakıldığı operasyona benzetmiştir.

Ancak Mossad, İsrail'in güvenliği için, düşmanın ne planladığının bilinmesi gerektiği, bunun yolunun ise Lübnan'da yoğun bir istihbarat çalışması yapılmasından geçtiğine yönelik düşüncelerinden hareketle Tel Aviv'in her şeye rağmen bu ülkedeki faaliyetlerine son vermek bir yana daha da artıracağı kesindir. Bu bakımdan Mossad'ın Lübnan'daki istihbarat yapılanması ağır darbe almışsa da, İsrail'in bütün gücünün bu birimlerden ibaret olduğu yönündeki bir değerlendirme yanıltıcı olacaktır. Çökertilen hücrelere rağmen hâlihazırda iki yüzün üzerinde kişinin aktif surette İsrail lehine faaliyetlerde bulunduğu yorumları da dikkate alındığında, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın, Şii isimlerden başlanarak yakalanan kişilerin idam sehpasına çıkarılması yönündeki açıklamasına rağmen, İsrail'in bu ülkeden kolay kolay çekilmeyeceği anlaşılmalıdır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim