Monica’dan Nesrin’e... İsrail, bunu hep yapıyor!

18.06.2010 01:01

Hasan Karakaya

Evli bir kadın olan Nesrin Baytok’la “zina ilişkisi” ortaya çıkan torun-torba sahibi Deniz Baykal, 4 gün süren suskunluğunu bozup, kameraların önüne geçiyor ve “CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa ettiğini” açıklıyordu... İstifa ederken de, “ilginç şeyler” söylüyordu... Meselâ, diyordu ki; “Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım... Sadece CHP Genel Başkanlığı koltuğunu bırakıyorum... İstifa etmiş olmam, teslim olma değil, bir meydan okumadır!..

CHP de, bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem Türkiye siyasetini hem CHP’yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkan tanıyacak hem de CHP’ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir.”

Aynı Baykal, 15 Haziran günü çıktığı Uğur Dündar’ın Arenası’nda da diyordu ki;

“Başbakan’ın bilgisi ve onayı dahilinde birtakım şeylerin yapıldığı kanısındayım. Her geçen gün, bunun böyle olduğu daha çok ortaya çıkıyor.”

HEDEFTE CHP DEĞİL, AK PARTİ VAR!

Bu sözlerinden de anlaşılıyor ki;

Baykal, kendisine bir “komplo” kurulduğuna inanıyor... Baykal’a göre, “komplo”yu kuran, “Hükümet”ten veya Başbakan Tayyip Erdoğan’dan başkası değil!..

Malûm, daha önce de yazdık;

“Nesrin Baytok ve o zina evini ayarlayan, Baytok ve Baykal’ı çırılçıplak soyup yatağa girmelerini sağlayan Hükümet midir ki, komplo suçlamasına maruz kalsınlar?.. Sen nefsine ve cinsel arzularına engel olamayıp, harama uçkur çözmüşsen, Hükümet ne yapsın?.. Kafana silâh dayayıp, seni zorla mı götürdüler o eve?.. Dipçik zoruyla mı soktular o yatağa?”

Bunları çok yazdık, çok tartıştık...

Ama, bu olayın, üzerinde pek fazla durmadığımız bir yönü daha vardı.

“Kaset skandalı”nın asıl hedefi Deniz Baykal ve CHP miydi, yoksa AK Parti mi?..

Baykal, her ne kadar, bu olayın “CHP’yi yeniden tanzim etmek” için tezgâhlandığını söylese de, “bazı gelişmeler” onu gösteriyor ki, bu “operasyon”un hedefinde CHP değil, “AK Parti iktidarı” vardır!..

Yani, asıl amaç “Baykal’ı düşürmek” değil, “Erdoğan Hükümeti’ni düşürmek”tir!..

CLINTON’A KARŞI MONICA OPERASYONU

Ortaya böyle bir “iddia” attığımıza göre, elbette bunun “kanıt”larını da göstermemiz gerekir!..

Ne dersiniz, “dünde kalan bir olay”dan söz edelim mi?.. Meselâ, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ile Monica Lewinski arasında “Oval Ofis”te gerçekleşen “oral ilişki”ye bir bakalım mı?..

29 Ocak 1998’de yazdığım bir yazıda, bu skandalla ilgili olarak demişim ki;

“Skandalın baş aktristi olan Monica Lewinsky, aslında “Yahudi asıllı” bir kadındır!..

Bunun da ötesinde;

Clinton ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun arası, son aylarda pek iyi değildir...

Clinton, kendisiyle görüşme talebinde bulunan Netanyahu’yu tam 5 defa refüze etmiştir!..

Ürdün’de Hamas liderine karşı girişilen “Mossad operasyonu”na da karşı çıkmıştır Clinton!..

Eeee, tabiî, Mossad unutmamış bu “hasım”lığı!...

Bir misilleme için;

Uzun süredir fırsat kolluyormuş!..

İşte, tam bu noktada; “Yahudi” asıllı Monica Lewinsky adlı kadının ortaya çıkıp veya çıkarılıp, Clinton’a sarılırkenki görüntülerinin televizyon ekranlarında peş peşe yayınlanması, hattâ “daha ayrıntılı sahneler”in yayınlanacağının işaretlerinin verilmesi, size de garip gelmiyor mu?..”

Ne enteresan değil mi;

“Oval Ofis’te oral seks” skandalının patlak verdiği yıllarda İsrail Başbakanı olan Benyamin Netanyahu, bugün de Başbakan’dır!..

Mehmet Barlas’ın dün yazdığı gibi;

“İsrail hep aynı ama,

Ona karşı olanlar hep değiştiriliyor!”

Kısa bir hatırlatma yapmış Barlas;

“Düşünün ki; İsrail o günden bugüne ne işgal ettiği topraklardan çekildi, ne de Kudüs’ün başkent olmasından vazgeçildi... Ayrıca daha sonra 1973’teki Yom Kipur Savaşı ile işgal daha yerleşik hale geldi.

Ama Birleşmiş Milletler’de İsrail aleyhindeki kararlara öncülük eden ülkelerde 1967’den bu yana sayısız rejim değişiklikleri ve darbeler oldu.

Pakistan’ı, İran’ı, Türkiye’yi hatırlayın.

İsterseniz Sovyetler’i bile hatırlayın...

1993 yılında yeniden Filistin yönetimine verilen Gazze, 2007’den bu yana da İsrail ablukasına hedef olmuş durumda.

Peki ne değişmedi?

İsrail-Amerikan stratejik kader birliği daha da pekişti.”

MONICA, BEYAZ SARAY’A NASIL SOKULDU?

Peki, “değişmeyen ama kendi karşıtlarını sürekli değiştiren” İsrail ile, “CHP üzerinden AK Parti’ye operasyon” düzenlenmesinin ne ilgisi var?..

Bu “ilgi”yi kurabilmek için, “Monica Lewinski’nin Beyaz Saray’a nasıl sokulduğunu” ve orada neler yaptığını bilmekte yarar var... Önceki günkü Takvim’de, “MOSSAD’dan Monica tuzağı” başlıklı bir haber vardı ve “olayın perde arkası” şöyle anlatılıyordu:

ABD tarihin en başarılı başkanı olarak gösterilen Bill Clinton, Beyaz Saray'daki 2. döneminde İsrail'in çıkarlarına karşı çıkmaya başlamıştı...

1997'de Washington'da bulunan dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya, "İşgal ettiğiniz Filistin topraklarını hemen terk edin. Siz kendinizi süper güç olarak tanımlıyorsunuz. Süper güç siz değil biziz" dedi.

İşte bu açıklamalar, İsrail'i fena halde kızdırmıştı.

Beyaz Saray'dan ayrılan İsrail lideri Netanyahu, Clinton'ın muhaliflerinden aşırı sağcı Jerry Falwell'le gizli bir yemek yedi. Clinton'ı saf dışı bırakmaları konusunda operasyonun startını veren İsrail, gizli servis MOSSAD'ı devreye soktu.

İsrail Gizli Servisi, 2 yıl önce Beyaz Saray'a yerleştirilen stajyer Monica'nın görevini yaptığını ve ellerinde bulunan bir elbisenin Clinton'ı zor durumda bırakacağını Netanyahu'ya söyledi.

Peki neydi bu elbise?

MOSSAD, 1995'te Yahudi ailenin çocuğu olan Monica Lewinski'yi, Beyaz Saray'a stajyer olarak göndermeyi başarmıştı. Clinton'ın Yahudi danışmanı Lieberman, bu konuda MOSSAD'a yardımcı olmuş ve Monica'ya birçok ayrıcalık sağlamıştı. Beyaz Saray'a gece giriş kartı olan tek stajyer, ajan olduğunu bile bilmeyen Monica'ydı. Clinton'ın bayanlara karşı olan zaafını bilen MOSSAD, Monica'yı çok iyi kullanmıştı.

Monica, açık-saçık giyimi ve sevimli tavrı ile Clinton'ın dikkatini çekmeyi başardı ve 1995 Aralık ile 1996 Ocak'ta Oval Ofis'te Clinton'a oral seks yaptı. Sonra da spermlerin bulunduğu elbiseyi sakladı.

1998'de de medyaya servis edilen bu skandal, dünya gündemine bomba gibi düştü.

17 Ağustos tarihinde Clinton, büyük jüriye verdiği ifadede Lewinski ile uygunsuz ilişkiye girdiğini kabul etti.

Yaklaşık 8 ay süren 'Oval Ofis' skandalı, Clinton'ı çok yıpratırken, İsrail'in istediği oldu. İsrail'in ABD'den talep ettiği her şey senatodan çıktı. Başkan Clinton da hepsini imzalamak zorunda kaldı.”

NESRİN HANIM, CHP’YE NASIL GİRDİ?

Ne ilginç değil mi;

“Monica Lewinski’nin Beyaz Saray’a sokulması” ile “Nesrin Baytok’un CHP’ye sokulması” olayı, birbirine çok benziyor!..

Hele hatırlayın o günlerde yazılanları:

“Mühendis Nesrin Baytok'un yükseliş öyküsü, 1990'larda başladı. Kitap pazarlamacısı olarak SHP Genel Merkezi'ne giden Baytok, partinin etkili isimlerinden olan Erol Çevikçe ile tanıştı ve Genel Merkez'de işe başladı.

Baytok, 1991-1992 döneminde partinin genel sekreteri olan Deniz Baykal'ın özel kaleminde görev aldı.

Tarsuslu olan Baytok, iddialara göre Kafkas kökeni sayesinde Önder Sav'ın da desteğini aldı. Baytok ile Baykal arasında yakınlaşma olduğu dedikoduları parti çevrelerinde yıllar önce yayıldı.

Dedikodular, Baykal'ın eşi Olcay Hanım'ın da kulağına gitti. Aile içinde gerilim yaratan bu konu, dışarıya sızdırılmadı.

Baytok, Baykal tarafından 2007 seçimlerinde Mersin'den milletvekili adayı yapılmak istendi. Ancak iddialara göre Nesrin Hanım Mersin'i beğenmedi ve Ankara'dan aday olmak istediğini söyledi. Amacına ulaşan Baytok, Ankara milletvekili olarak Meclis'e girdi.”

TEK HEDEF BAYKAL DEĞİLDİ!

Tabii; “Monica-Nesrin benzerliği”nden yola çıkıp, “Nesrin Baytok’u da CHP’nin içine MOSSAD’ın soktuğunu” iddia ediyor değilim...

Ama, düşünmüyor değilim;

“Zina Evi’ndeki uygunsuz görüntüleri çekmek” için oraya “kamera” yerleştiren MOSSAD olamaz mı?..

Böylece, “yıpranan ve Hükümet karşısında etkisiz bir muhalefet yapan” Baykal’ı CHP’nin başından indirip, yerine “bir başkası”nı getirmeyi hesaplamış olamazlar mı?..

Nesrin Hanım veya kocası Can Baytok’un böyle bir senaryoda rol alıp almadıklarını elbette bilmiyorum... Hem sonra, Monica da, MOSSAD operasyonunda rol almış değildi ki!.. O da, “ajan” olarak sokulduğunu bilmeden “kullanılmış”tı!..

Bana öyle geliyor ki;

CHP’nin başından Baykal’ı indirip, yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu getirenler, “plan”larını da önceden yapmışlardı!.. Kılıçdaroğlu’na “Gandi” diyerek, onun kafasına “Ecevit kasketi” geçirerek, bir “rüzgar” estirmeye çalışanların amacı, “AK Parti iktidarına karşı CHP alternatifini güçlendirmek”ti!..

Bugün “Kılıçdaroğlu rüzgarı”ndan bahsedip, “CHP’nin yelkenlerini şişirmek” isteyenlerin amacı budur!..

“AK Parti gitsin, CHP gelsin!”

BU OYUN TERSİNE DÖNECEKTİR!

Bu “propaganda”ların “İsrail merkezli” olduğunu görmek için, herhalde “müneccim” olmaya gerek yok!... Çünkü İsrail, gerçekten “zor durumda” kalmış, iyice sıkışmıştır!.. Alın işte, dün de Avrupa Parlamentosu kınadı İsrail’i..

Hem de, 56 ret, 56 çekimser oya karşılık 470 oyla!..

İsrail, bu “siyasî abluka”ya karşı, Gazze’ye uyguladığı ekonomik ablukayı gevşettiğini açıklamak zorunda kalmıştır ki, bu da ne kadar sıkıştığının bir göstergesidir...

Türkiye’nin “İsrail’e uygulayacağı yaptırımlar” da birkaç güne kadar açıklanacaktır... İşte o zaman, İsrail, çok daha yalnızlaşacaktır!..

Kısacası, “ava gidenlerin avlandığı” gibi, İsrail’in planları da, bu defa ters tepecektir!..

Yani, Mehmet Barlas’ın dikkat çektiği durum, bu defa tersine dönecektir!.. Hani, Barlas; “İsrail hep aynı ama ona karşı olanlar sürekli değiştiriliyor” diyor ya, bu defa değişen “AK Parti iktidarı” değil, “Netanyahu iktidarı” olacaktır!..

Tabii, “Ver oyunu CHP’ye, gitsin İsrail’e” gibi bir durum ortaya çıkmazsa!..

Hiç şüpheniz olmasın ki; Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “İsrail’e yönelik ılıman açıklamaları” da CHP’yi iktidar yapmaya yetmeyecektir.

İsrail, “hakettiği ceza”yı mutlaka görecektir!..

Benim bildiğim Erdoğan,

Bu cinayetleri İsrail’in yanına komaz!..

Gelişmeleri izlemeye devam!..

 

 

CHP’de bir “uçkur vak’ası” daha!

İtiraf etmeliyim ki, yanıldım... Ben, “CHP’nin sonu”nun, “Atatürk istismarı” ve “laiklik” gibi söylemlerinden, yani “diskur”dan olacağını sanıyordum... Ama, galiba; CHP’nin sonu “diskur”dan değil, “uçkur”dan olacak!..

Alın işte, “Baykal’ın uçkuru” bitmeden, bu defa da “Muharrem İnce’nin uçkuru” girdi devreye...

Fatma Büyükkömürcü adlı, “CHP için fahrî olarak çalışan” bir kadın, geçtiğimiz Çarşamba günü gitmiş “Ankara Savcılığı’na ve CHP Yalova MilletvekiliMuharrem İnce’nin tacizleri”ni anlatmış tek tek!..

“İddia”larına göre; “lisede öğrenci olan kızının bir sorununu halletmek” için Muharrem İnce ile görüşen Fatma Büyükkömürcü, daha sonra “cinsel içerikli telefonlar” almaya başlamış!..

Muharrem Bey, kadına o kadar “askıntı” olmuş ki, işler “abaza” olduğunu söyleyip, “... Apartmanı 1 Numara’ya gel” demeye kadar varmış!

Kadın, bu “taciz”leri, “CHP’li kurmaylara” da iletmiş... Ama ilgilenen olmamış!.. Bir “avukat” tutmuş ama o da oyun oynamış kendisine!..

Bu “uçkur” olayının sonu nereye varır, bilemiyorum... Savcılık, “İnce’nin ifadesi”ne mi başvurur, yoksa “takipsizlik” mi verir, bilemem...

Belki Muharrem İnce de ortaya çıkar, Baykal gibi “komplo” der!..

Ama, kanaatim değişmeye başladı...

CHP’nin sonu, “diskur”dan değil, galiba “uçkur”dan olacak!.

VAKİT

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim