Modernite faşizme karşı gibi ama aslında kaynağı

13.11.2008 04:33

Hüseyin Bayçöl

Modernizmin temeli olan Aydınlanma felsefesi faşizme karşı görünüyor. Ancak modern zamanlarda yaşanan faşizm de modernist fikirlerden bağımsız değil. Yıllardır görüldüğü üzere maneviyatı karşısına alarak insanlığı kurtarma iddiasıyla yola çıkan modernizmin ve pozitivizmin insanlığı getirdiği nokta daha çok cehalet, daha çok şiddet, daha çok faşizm.

Ontolojik kaygıların getirdiği sorgulamaları bir yana bırakırsak, çağını anlamlandırmaya dair entelektüel etütler yapan hemen herkesin ortak uğraş alanı modernite. Tabi, geniş bir değerler dizgesine tekabül eden bu kavram biraz da talihsiz bir kader yasıyor. Zira etrafında eleştirel analizler, eleştirel okumalar yapılıyor ve ister istemez bu satırların yazarı dâhil olmak üzere, birçoğumuz moderniteye dair eleştirel okumalarımızın da etkisiyle, daha çok onu karsımıza alarak kendimizi konumlandırıyoruz. İfade yerindeyse, modernite bir olgu olarak yaşanmanın ve okunmanın yanında çoğu zaman da bir şamar oğlanı oluyor.

Fakat olguyu sorgularken gözden kaçırdığımız bir şey var: Söyle ki beğenelim, beğenmeyelim Newton'un, Kopernik'in ortaya koyduklarıyla, Descartes'in, Kant'in yazdıklarıyla ve en nihayetinde topyekûn yaşanan o Aydınlanma Felsefesiyle yola koyulan modernite, insanlığı büyü bozumuna uğrattığı için haklı sorgulanmalara tabi tutulsa da felsefi bir teklif sunması itibariyle hal-i hazırına binaen başlarda masumdu. Çünkü en nihayetinde, kendine göre ahlaki zeminlere dayanarak toplumsal teklifler sunuyordu, ama gelinen noktada ihtimal kendisi de haline şaşırmış durumda.

MODERNİZM AÇMAZDA VE KENDİSİYLE ÇELİŞİYOR

Yani şu: İhtimal modernite dile gelse çok şaşıracak ve yaşadığı tarihsel süreçte kendi kendini neye uğrattığını kendisi de izah edemeyecektir bir türlü. Çünkü yola çıkarken felsefi ve kültürel bir temeli vardı ama yaşadığı süreç o temeli bile darmadağın etmekte. Modernite anlamlandıramadığı, eline avucuna alamadığı haller yaşıyor hep. Bir tarafta sürekli mutasyona uğrayan Aydınlanma düşüncesi, bir tarafta gelişen toplumsal muhalefetler, üstüne üstlük entelektüellerin moderniteye dair geliştirdikleri haklı eleştiriler onun altını iyice oymakta ve modernite kendi kendisinin de, presleyip geçtiği insanlığın da elinden çıkmakta, mesnetsiz kalmakta ve kontrolsüz bir şekilde yoluna devam ederken hiç bir yorumdan istifade edemez hale gelmekte. O bir heyecanla yola cıktı ve şimdi hızı kendisinin de kontrolünün dışında. Artik yasayanlarının en dâhileri bile doğrusu onun hızına yetişememekte ve ona dair sağlam bir yorum sunamamakta. Bu arada olanlar olmakta modernitenin çatlakları genişledikçe genişlemekte ve baslardaki sağlıklı tekliflerin bile altı oyulmakta sürekli.

Evet, tarih (lineer ya da döngüsel bir şekilde) ilerliyor... Modernliğin tarihine bakan yönüyle Aydınlanma düşüncesi evrensel iddialarla yola çıkmıştı hani. İddialar tutmadı açıkçası. Bunun şahidi referansını Aydınlanmadan alan modernitenin bizzat yasadığı açmazlar. Anthony Giddens gibiler ara ara onu aklamaya çalışsalar da modernite onu yasayan ve yaşatan insanlar tarafından hep mahcup edildi. Suçlu ya kendisiydi ya da insanlar ama en nihayetinde hal edemediği, üstesinden gelemediği mevzular çıkıyordu sürekli. Bunun en güzel örneği de özellikle birinci dünya savaşından sonrasından başlayarak hızla yükselen faşizm sorunu.

Lawrence E. Cahoone, İnsan Yayınları tarafından Türkçeye aktarılan "Modernliğin Çıkmazı" adli eserinde özellikle modernitenin hem beslediği hem de toslayıp takılı kaldığı bu faşizmi sorgulayarak, mealen su yakıcı soruyu yönlendirir: "Avrupalılar nasıl oldu da onca acılarla elde ettikleri özgürlüklerini kendi elleriyle yok ediyorlardı? Faşizm nasıl olmuştu da uygarlığın en çok aydınlanmış, demokratik, ekonomik ve bilimsel açıdan en ileri olan Avusturya ve Almanya'nın Avusturya'ya komşu olan bölgelerinde çıkmıştı? Adorno ve Horkheimer gibi Frankfurt Okulu düşünürlerinin zamanında yorumlamaya çalıştıkları bu açmaz modernitenin derin çatlaklarından biri olarak yasamaya ve büyümeye devam etmekte halen. Modernlik sürekli kendi dayandığı ilkeleri olumsuzlayarak bu açmazı beslemekte.

BATIYA NE OLDU BÖYLE?

Çağın aydınları yüzyıl boyunca "Modern batıya ne oluyor" sorusunu sordular hep. Modernitenin onca çetrefilli problemlerinin yanında bu soruyu sorduran en dıştaki yarası da faşizmdi. Alman faşizminden, İtalya'ya, İspanyaya oralarda Hirvatistana Yunanistan'a dek derinlerden derinlere hep capcanlı kalan faşizm modernitenin üstesinden gelemediği en büyük problemlerinden biriydi ve fırsatını buldukça dişini göstermekten de hiç çekinmedi o. Mesele tedirgin edici bir şekilde halen dinamizmini korumaya devam ediyor. En can alıcı yansıması da 28 Eylül'de yapılan Avusturya seçimlerinde gözlemlendi.

Avusturya'da Sosyalist SPÖ ile Hıristiyan Demokrat ÖVP koalisyonunun bir takim anlaşmazlıklar sonucu secime gitmelerinden sonra ürpertici bir sonuç cıktı. Oylamada sosyalistler 29,4 ile birinci olsalar da ırkçı olduğunu acık bir şekilde deklare eden Jörg Haiderin partisi BZÖ ile ondan ayrılarak parti kuran Heinz Christian Strache'nin partisi FPÖ'nün toplam oy oranları 28,5 civarlarında artık. Heider ve Strache yabancı karşıtlığını açık bir şekilde politik argüman yapıyorlar. FPÖ'nün siyasallaştırdığı en büyük politik malzeme de Türklerin varlığı oldu hep. Hatta sosyalistlerin Türk gazetelerine Türkçe metinlerle verdiği siyasal reklamlar neo-faşistlerin büyüterek sarıldığı en önemli politik argümanlardı. Strache'nin öne çıkarıp sömürdüğü malzemelerden biri de Başbakan Erdoğan'ı yasaklı hale getiren dizelerdi. FPÖ Erdoğan'ın okuduğu dizelere göndermede bulunarak minare resimlerinin kubbe resimlerinin fona yerleştirildiği broşürlerinde "Viyana İstanbul olmayacak" mealindeki sloganlarla oy topluyordu.

Avusturya seçimlerinde gözlemlendiği üzere ırkçılık, yabancı karşıtlığı özellikle de Türk düşmanlığı Avrupa gençliği arasında yeniden moda. Türklerin ötekileştirilmesinin ardında da hep İslami kimlik yatmakta tabi... Ama sebepleri ve görünürlük biçimleri ne olursa olsun faşizm modernitenin bir türlü üstesinden gelemediği hatta üstüne üstlük sürekli beslediği bir sorunu olarak Avrupa'nin kucağında oturmakta bugün. Sorun o kadar büyük ki modern Avrupa'nin tarihsel yolculuğunun en önemli duraklarından biri olan Viyana'da bile bugün her üç insandan biri yabancı karşıtı. Viyana ki Barok ve rokoko tarzı mimarisiyle, Viyana Klasik Okulu olarak tanımlanan Haydn, Beethoven ve Mozart gibi bestecileriyle "Yüzyıl Dönümü" şeklinde tabir edilen Freud, Gustav Klimt, Otto Wagner, Adolf Loos gibi sanatçı ve düşünürleriyle modern zamanların entelektüel şehri seklinde imgeselleşmiş durumda. Böyle bir merkez dahi ırkçılık ve yabancı karşıtlığıyla gündemde...

FAŞİZMİN KAYNAĞI NEDİR?

Söz konusu bu yabancı karşıtlıklarının siyasal yansımalarının yanında bir de yeraltı uzantıları var. Mesela şimdilerde neo-faşistler Almanya'da hızla örgütlenmekteler. Her ne kadar siyasiler meşrulaşarak popülerleşmemesi için sorunu hep örtbas etseler de Türkleri öldürmek ve camileri yakmak yeraltında büyümekte olan ırkçı grupların fetişleştirdikleri olgular. Böylesi gerçeklikleri yedeklerine alarak büyüyen bu örgütler, artik kamplar için polisin giremeyeceği özel mülkler ediniyor, özel oteller satın alıyor buralarda örgütsel çalışmalar yapıyor, teorik ve pratik faşizan eğitimler veriyor.

Açıkçası entelektüeller gelişmeler karşısında kaygılanıyorlar ama bir yorum getirmekte de zorlanıyorlar. Aydınlanmanın, Sanayi Devriminin görünür bütün pozitif yanlarından istifade eden Almanya, Avusturya, İtalya gibi ülkelerin bağrında faşizm gibi bir ur neden canlı kalmaya devam etmekte? Mesele sol aydınların otoriter kişilik, erkeksiliğin kutsanması gibi yüzeysel yorumlarıyla izah edilip geçiştirilecek kadar basit mi? Sahiden aydın, özgürlükçü, liberal, sosyalist, demokrat görünen modern toplum özde faşist tohumlar mı beslemekte yoksa? Mesele büyük bir açmaz, kördüğüm halindeki ciddi bir imtihan olarak modernitenin önünde durmakta. Gidişatı izleyince eleştirel yaklaşanlara hak vermemek de elde değil. Zira görüldüğü üzere maneviyatı karşısına alarak insanlığı kurtarma iddiasıyla yola çıkan pozitivizmin insanlığı getirdiği nokta daha çok cehalet, daha çok şiddet, daha çok faşizm. Bizi hem içerden hem de dışarıdan sürekli tehdit eden bu mesele üzerinde çok kafa yormak gerek. Tabi çözüm olacaksa... Tabi biz biliyoruz ki çözüm bambaşka adreslerde ama Hitler'in memleketi Avusturya'da ırkçıların yeniden yüzde otuzlara ulaşabilmeleri de hepimizi tedirgin eden bir haber. Aydınların, entelektüellerin, liberallerin, sosyalistlerin, özellikle de modernist kuramcıların dikkatine.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim