1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Modernistler Geçidi
Modernistler Geçidi

Modernistler Geçidi

Hayrettin Karaman, "Batı kaynaklı tefsir yöntemlerini kullanıyorlar, medeniyet, insan ve düzen olarak Batılı'dan farklı olmayan bir yapıyı İslam adına takdim ediyorlar" diye tanımladığı Modernist İslamcı anlayışı kaleme almış.

A+A-

Modernistler geçidi

Hayrettin Karaman / Yeni Şafak

iş manada Batı'nın Doğuyu medeniyet ve kültür bakımından iki büyük meydan okuması olmuştur: 1. Emeviler zamanında, 2. Batı'daki büyük değişimden sonra (18. Yüzyıldan itibaren).

Birinci harekette Müslümanlar bu çetin meydan okumaya beyan, irfan ve bürhan okullarıyla mukabele ettiler, büyük bir İslâmî birikim ve manevi servet oluştu. Sonuç olarak Müslümanlar kendi özgün medeniyetlerini kurdular, Batı'yı da büyük ölçüde (Rönesans, reform ve aydınlanmaya kadar) etkilediler.

İkinci ve halen devam etmekte olan meydan okuma karşısında da İslam alimleri ve düşünürleri farklı usuller ve hedeflere ayrılarak
mücadele veriyorlar.

Eskiyi tekrar edenler ve yaşadıkları dünyanın dışında kalanları bir yana bırakırsak iki ana damardan söz edebiliriz: Modernist İslamcılar ve muhafazakâr İslamcılar. Bu iki damarı farklı isimlerle anmak da mümkündür. 


Modernist İslamcılar din ve medeniyet olarak İslam'dan vazgeçmiyorlar, ama bilerek bilmeyerek o sonuca gidiyorlar; çünkü İslam'ı doğru anlamanın anahtarı olan klasik usulü terk ediyorlar, Batı kaynaklı tefsir yöntemlerini kullanıyorlar, medeniyet, insan ve düzen olarak Batılı'dan farklı olmayan bir yapıyı İslam adına takdim ediyorlar.

Muhafazakâr İslamcıların “muhafazakâr” tarafı klasik usule sadık kalmalarıdır. Bu usulü kullanarak çağımızda, insanlığın muhtaç olduğu farklı bir medeniyeti, çağın dilini de kullanarak insanlığa takdim etmek üzere tecdid ve ictihada yolundan yürüyorlar. 


Eğer “Müslüman toplumlar”ın problemlerini çözmek, tıkanan yollarını açmak, Müslüman kalarak dünya hayatında var olduklarını dünyaya kabul ettirmek istiyorsak –ki, İslamcılık budur- bunun yolu modernistlerin yolu değildir; çünkü bunların usulleri yanlış olduğu gibi yıllar boyu uğraşmalarına rağmen bir sosyal tabanları da oluşmamıştır.

Doğru yolda ve doğru usul ile hareket eden İslam bilim adamları dışlanarak varılacak “İslâmî” bir hedef yoktur. 


Bana doğru adres diye isimleri yazılan birkaç kişi hakkında bilgi verecek ve değerlendirme yapacağım. Peşinen şunu söyleyeyim: Bunlar da demokrasiden yana oldukları halde hiçbiri batılı manada laik demokrasiyi savunmuyorlar.
Doğru adres başlıklı yazımda şöyle demiştim: “Mezhepçilik ve mezhebî siyaset ümmeti parçalar, birbirine düşürür ve tüketir. Mezhepçilik yerine -her grubun farklı mezhep inançlarını kendilerine bırakıp- ortak İslam imanında kardeş olmaya bakmak gerekiyor.”

Bu yazıyı eleştiren bir yazar benim adresimin yanlış olduğuna işaret ederek doğru adresin Ahmed el-Katib, Hüseyn Fazlullah olduğunu yazmıştı. Dünkü yazımda bunlara Türabi, Gannuşi ve T. Ramazan'ın da ilave edildiğini gördük.
Ahmed el-Katib'den başlayalım:

Ahmaed Kâtib Şîî-Ca'ferî medreslerinde okumuş, Irak, Kuveyt ve İran'da Şîî medrselerde (havze) hocalık yapmış, Lonrda'daki Medeniyetlerarası Diyalog Cemiyeti'nin başkanlığını yapan bir zat. Gelenekleşmiş Şîî mezhebi kurallarını eleştirdiği için birçok meşhur Şîî-Ca'ferî alim tarafından sert bir şekilde eleştirilmiş, 'cahil, sapkın hatta münkir' olduğu ileri sürülmüştür.
Bana göre, Şîî mezhebinin olmazsa olmaz kurallarını tartışmaya açmakla -İslam birliği, farklı mezheplere mensup Müslümanların kardeşliği... davası- bakımından uygun olmayan bir yola girmiştir. O bunu, Sünnîlere yaklaşayım diye de yapmamıştır; çünkü Sünnîleri de sert bir şekilde eleştiriyor. Ama kendi -belki eski- mezhebine mensup kişilerle arasında tamiri güç bir yarık açmıştır. Tenkitleri yüzünden Sünnîlere de yaranacağını sanmıyorum.

(devamı var)

HABERE YORUM KAT