1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. Modern mehdilere deccallar mı yardım ediyor?
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

Modern mehdilere deccallar mı yardım ediyor?

A+A-

Mehdilik diye bir kavram var ve çok net olmadığı için istismara da müsait. Bu sebeple bugünlerde bir mehdi enflasyonuna, hatta rezaletine şahit oluyoruz. Bu konunun dini, psikolojik ve sosyolojik yönleri, hatta uluslararası boyutu üzerinde durulmalı ve sözü olanlar konuşmalı diye düşünüyorum. Mehdi konusundaki kanaatimizi ileride yazacağız, ama şimdilik iki hatıramı anlatmak istiyorum.

1979'un sonu idi. Doktora çalışmalarım için kısa bir süreliğine şimdiki adıyla Mekke Ümmü'l-Kura Üniversitesi'nde idim. Birkaç ay önce rahmetli olan kardeşim Prof. Dr. Salim Öğüt ile birlikte kalıyorduk. Sabah namaz için Harem'e gitti ve gelmedi. Öğleye doğru öğrendik ki, Harem-i Şerif Mehdi ve askerleri tarafından işgal edilip kapılar kapatılmış, Salim Hoca da içeride kalmış. Çöllerde özel yetiştirilen 300 kadar Mehdi askeri cenaze diye içeriye günlerce tabutla silah taşımışlar ve Kâbe'nin alt katlarında saklamışlar. O sabah silahları kuşanıp Mehdi'yi Makam-ı İbrahim'le Mültezem arasından merasimle çıkarmışlar. Çünkü bir rivayette Mehdi'nin oradan çıkacağı söyleniyor. Sonra da mikrofonla halka ilan edip Mehdi'nin aralarında olduğunu, artık gayri meşru krallığın yıkılacağını, gerçek şeriatın kurulacağını duyurmuşlar. Mehdi'ye katılacak olanlara silah vereceklerini söylemişler. Cemaatten bazıları katılmış. Ardından Mehdi uzunca bir konuşma yapmış. Bu konuşmayı biz bilahare kayıttan dinledik.

İşin garibi, krallığı gayrimeşru ilan eden Mehdi ve askerleri planlarını paradoksal olarak devletin Kur'an-ı Kerim'deki bir ayete yani şeriata uyacağı ve içeriden ateş edilmedikçe dışarıdan onların ateş etmeyecekleri hesabı üzerine kurmuşlar. Kuşluğa kadar her iki taraf ne yapacağını bilemeden beklemiş. Bu arada kontrol zorluğu sebebiyle pencerelerden çıkanlara göz yumulmuş. Salim kardeşimiz de öğleye doğru çıkıp geldi.

Tabii ki hesap tutmadı, atışmalar başladı. Kısa süre sonra olay uçakların bile katıldığı tam bir savaşa dönüştü.

Mekke'de hayat durdu. Okullar ve daireler tatil edildi. İlk gün Harem'e gidemedik. Sonraki günler olayı yakından görmek için gidip Ebu Kubeys'ten manzarayı seyrettik. Çatışmalar on altı gün devam etti. Terör olaylarına alışık olmayan Suud emniyeti ve askeri ilk günler başarılı olamadı, çok zayiat verdi. Eğitimli Mehdi askerleri minarelerin şerefelerine konuşlanmış, attıklarını düşürüyorlardı. Safa-Merve arasında onlarca ceset gördük, sıcakta iki saat içinde şişip kolları bacakları geriliyordu. Cankurtaranlar aralıksız ceset ve yaralı taşıyordu. Sonra Mehdi askerleri alt kata çekildiler ve nihayet korkunç yöntemlerle etkisiz hale getirildiler. On altı gün sonra Harem-i Şerif açıldığında bina ve sütunlarda kurşun değmemiş yer yoktu. Her taraf delik deşikti.

Bu arada fakültede yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile biz de hadis kitaplarını indirip Mehdi'nin kim olduğunu, özelliklerini okumaya çalıştık. Sahih olmayan rivayetleri de sayarsanız, doğrusu Mehdinin vasıflarını büyük ölçüde tutturmuşlardı. Çünkü adı Muhammed bin Abdullah el-Kahtanî idi. Yani adı Hz. Peygamber'in adına, babasının adı da babasının adına uygundu. Benim gördüğüm mehdilerde, anlatılanlara onun kadar uygun olanı yoktu.

Sonra Mehdi askerlerinin bir kısmı alt tünellerden kaçtı ama kahir ekseriyeti Mehdi ile birlikte öldürüldü. Televizyon ölü Mehdi'yi gösterince Filistinli ve Suriyeli bazı gençlerin oturup hüngür hüngür ağladıklarını gördük. Çünkü herkes bir kurtuluşa susamıştı ve özellikleri büyük ölçüde anlatılanlara uygun düşen bu insanın son kurtarıcı olduğuna inanıyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse bizim de zaman zaman, acaba, dediğimiz olmadı değil, ama ölünce ağlayacak kadar da kendimizi kaptırmamıştık.

İkinci Mehdi için pazara kadar sabırlı olmanız gerekir.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT