Modern Eğitim Sistemine Mahkum muyuz?

25.01.2016 18:29

SİNAN ÖN

Modern toplumlarda eğitim zamansal ve mekansal alanlara indirgenmiş, teorilere hapsedilmiş, pozitivist ve ilerlemeci bir anlayışla salt dünyevi menfeatlerin kazanılması, refaha yönelik hazların doyurulması için araç olarak kullanılmaya başlanmış bir olgu.

Kurumlarda geçirilen zamana, mesleki ve akademik kariyere odaklanmış, toplumsal tabakalaşmalarda kendine üst sıralarda yer bulmaya endekslenmiş zihinler üreten bir olguya dönüşmüş durumda eğitim. Eğitimi asıl işlevine döndürebilmek için çalışmaları sıklaştırmalı,  resmi eğitim kurumlarının fıtrattan uzak, hayatın bütününü kapsa(ya)mayan indirgemeci tavrına karşı sesimizi yükseltmeli, bununla da yetinmeyip alternatif eğitim çalışmaları kurumsal anlamda yapılmalıdır.

Eğitimin kabaca iki temel yönünün olduğunu söyleyebiliriz; Birincisi beşeri durumla ve toplumun mevcut yapısı ya da arzulanan doğrultusuyla ilgili kuşatıcı değerler manzumesinden söz konusu değerleri kazandırma faaliyeti. İkincisi ise değerlerin kendileriyle aktarıldığı, hayata geçirildiği veya en azından varsayıldığı kurumlar olarak karşımıza çıkmakta.

Söz konusu temel üzerinde üç farklı kullanım şekli ile karşılaşmaktayız. Sosyolojik kullanım, kurumsal kullanım ve bilinçlenmeyi temele alan kullanım. Sosyolojik kullanımda genel olarak eğitim terimi, bir toplumun çocuk yetiştirme pratiklerini tanımlamak için kullanılır. Bu tanım çoğu zaman okullaşmayı, çocukların okula gitmelerini içerir. Sosyolojik kullanım zihin veya karekterin muhakkak toplumun taleplerine göre şekillenmesine önem verirken iyi karektere, ahlaka veya sosyalleştirmenin meşru yollarına hiçbir şekilde değinmez. Sosyolojik kullanım eğitimden, toplumda işbölümüne katkı yapması bekler. Toplumsal tabakalaşmanın günümüz toplumlarında profesyonelleşme ya da uzmanlaşmanın belirleyiciliğinin etkisi ile eğitimin bu amaca hizmet etmesi arzulanmaktadır.

Eğitim teriminin ikinci kullanım şekli; onun eğitim müesselerinde gerçekleşen boyutuna gönderme yapan kurumsal kullanımıdır. Eğitimi genellikle okulda geçen yıllar olarak ele alma yanlışı sıkça karşılaşılan bir durumdur. Kurumların eğitim içerisindeki yerini yadsımamakla beraber, eğitimin kurumsal bağlama indirgenmesi gerçeklikle örtüşmeyen bir durumdur. Bir kurumdan eğitim almak, temel eğitim ardından mesleki bir eğitimden geçmek eğitimi tanımlamaya yetmez.

Bu durum bizi bir başka kullanım şekline götürmektedir. İnsanın bilgi ve kavrayışı ile karekterize olan zihinsel gelişimi ve değer bilincine ek olarak doğru pratikler içerisinde olmaya bağlı karekter gelişimiyle dinamik, sürekli eğitim. Söz konusu zihinsel gelişim ile karekter gelişimi her şeyden önce bilgiye dayanmak zorundadır. Bu kullanıma bilinçlemeyi temele alan kullanım denebilir.

Eğitimin amaçları nelerdir, neler olmalı?

Eğitimsel faaliyetlerin sonucunda hedeflenen amaçlar bireysel ve toplumsal amaçlar olarak kategorize edilebilir. Bireysel amaçların hedefinde özerklik, eleştirel düşünme ve ahlak eğitimi sayılabilir. Toplumsal amaçlar için ise; toplumun sürekliliği, toplumsal hak ve sorumluluklar, toplumsal katkı vb olarak karşımıza çıkar. Modernizmin şekillendirdiği toplumlarda bu amaçlara yüklenen anlam ile bizim yüklediğimiz anlamlar farklılaşır. 

Özerklik kişinin dış güçler, toplumsal faktörler tarafından belirlenmesi yerine bizzat kendisi tarafından belirlenmesidir. Bunun için özerk bir toplum anlayışı ile aklını kullanabilen insana ihtiyaç duyulmaktadır. Özerklik toplumdaki tek tipleştiriciliğe karşı kullanılabilecek bir argümandır.

Modernizm özerkleşmeyi bireyselleşme ve bu doğrultuda liberalleşme olarak algılar. İnsana tanınan sınırsız özgürlük başkalarının özgürlüğüne engel olmamak koşulu ile sınırlandırılmaya çalışılır. “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar” sloganı toplumsal değerlerin hiçe sayılmasına faydaya ve hazza yönelik aşırı bir dünyevileşmeye insanı sevk eder. Bu durum cemaat, akrabalık, komşuluk ilişkilerini minimize eder.

Eğitimin özerklik amacı bu savrulmayı beraberinde getirebilecek potansiyele sahip olmakla beraber hakim ideolojinin tahakkümünden ya da muharref geleneğin kıskacından kurtulmanın aracı olmak gibi bir fonksiyona da sahip olabilmektedir. 

Bireysel amaçlardan eleştirel düşünme için de aklın hayati bir önemi söz konusudur. Açık fikirli olma, idiaların temellerini sorgulama, önyargılardan ve klişelerden uzak durma, ben merkezli kabullerden sakınma, düşünceleri mantık kurallarına sadık kalarak ve sağlam bir şekilde temellendirerek öne sürme tarzında özellikleri olan bir tutumdur eleştirel düşünme.

Eleştirel düşünme sağlıklı eğitimin sadece amacı değil aynı zamanda koşuludur. Her türlü ideolojik aşılanmadan korunabilmek, sağlam kulpa yapışmanın ve yapıştığı sağlam kulpu özümsemenin yoludur eleştirel düşünme. Bu sayede kritik öneme sahip insanlar olup, başkalarının yerine kendini koyabilmeyi, farklı düşüncelere saygı duyabilmeyi, meselelere çok yönlü bakmayı, geliştirilen her türlü söylem ve eylemi sorgulayabilmeyi sağlayan bir işleve sahiptir eleştirel düşünen beyinler.

Eleştirel düşünme yıkıcı ve negatif bir düşünme biçimi olmamalıdır. Bu düşünce biçimi ortaya konan bir problemi sabırlı ve etraflı bir şekilde ele almayı, işe yarar ve doğru çözümler bulmayı, bu uğurda uygun bilgileri bir araya getirip tartışmayı, yorumlamada sağlam deliller aramayı gerekli kılar.

Eleştirel düşünme kişinin başkalarını olduğu kadar kendisini de eleştirebilmesi, kendisinin de eleştirilebilmesidir. Bu durum ise tutum ve karakter özellikleri ya da zihniyetle alakalı bir durumdur. Hemen herkesin bilinçaltına kök salmış önyargıları veya kör noktaları olduğunu bilerek yanılabileceğini, dolayısı ile hiçbir şeyin mutlaklaştırılmaması gerektiği unutulmamalıdır. Böylece kişi kibirli, anlayışsız, hoşgörüsüz, sonuçlara ilgisiz, yeni bilgilere kayıtsız ve hüküm verirken tedbirsiz biri olmak yerine, hakikati arayan, açık fikirli, gerçeğe saygılı, akla güvenen, delillere karşı tarafsız, tedbirli, analitik düşünen ve sistematik biri olabilmenin koşulunu yerine getirebilir.

Zihinsel donmuşlukla veya başka türlü yanılgılarla kısıtlanmaması için eleştirel düşüncenin tevazu, duygudaşlık, sebat,özerklik, cesaret ve saygı gibi davranışlar ve alışkanlıklarla desteklenmesi gerekmektedir. Böylece öznel ve nesnel yönlendirici kalıpyargılardan sıyrılmanın yolu açılmış olur.

Bireysel amaçların sonuncusu ise ahlak eğitimidir. Bireysel düzlemde gözetilen nihai amaç bütünlüklü ve ahlaklı insanların yetiştirilmesi ve ortaya çıkartılması olmalıdır. Özerklik ve eleştirel düşünme amaçları eğitimin teorik boyutuna işaret ederken tamamlayıcı pratik boyutunu ahlak eğitimi temin eder. Eğitim sadece özerk ve eleştirel düşünen insanlar değil aynı zamanda ahlaklı, erdemli, karekterli insanların yetiştirilmesi hedefinde olmalıdır. Bunun yegane yolu ise modern toplumların norm ve kriterlerinden ziyade Allah’ın fıtrata yönelik evrensel değerleri ile vahyinden ve nebevi sünnetten beslenen ilkeler üzerinden olmalıdır. Bozuk temeller üzerine bina edilen yapıların ömrünün uzun ol(a)mayacağı realitesinden hareketle ahlak eğitiminin sağlam temeller üzerine inşa edilmesi elzemdir.  

Eğitimin toplumsal amaçları modern toplumlarda; toplumun sürekliliği, kültürel geleneklerin korunması, sosyal örgütlenme tarzı ve egemen dünya görüşünün aktarılmasını. Yurttaşlığın öğretilmesi, yurttaşlık bilincinin aşılanmasını. Toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamak, bolluk ve refahına katkı sağlamak için uzmanlaşma ve iş bölümü adına meslek eğitimini. Son olarak “sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur!” veciz sözü gereğince sağlıklı bireyler yetiştirmek amaçlarını içermektedir.Eğitim yoluyla bireylerin zihinsel ve fiziksel yönden sağlıklı olmaları toplumun bekası, zenginliği için gerekli görülür. Bu aşamadan geçemeyenler “doğal seleksiyon” gereğince elenmeye yani alt sınıflara dahil edilip, iş bölümünde hizmet sektöründe çalışmaya mecbur bırakılırlar. “Çalış baban gibi, eşek olma ya da çalış, baban gibi eşek olma.”

Modern zihnin aksine bizim için eğitimin toplumsal boyutu her şeyden önce ümmet bilincine matuf olmalıdır. Fiziksel olarak hapsedildiğimiz sınırları zihinsel olarak yıkmalı, yurttaşlık  hak ve sorumluluklarından öte ümmetin maslahatı için hareket etmeliyiz. Geçim endişesi ile hayatın bütünü ıskalamamalı eğitimin salt mesleki eğitimden ibaret olmadığını atlamamalıyız. Allah’ın verdiği bedeni emanet olarak kabul edip sağlıklılık ölçüsünü emanete sadakat olarak anlamalı, sağlıklı ol(a)mayanlara karşı sorumlu olduğumuzu unutmamalıyız.

Eğitimi Belirleyen Temel Ölçütlerimiz Neler Olmalı?

Burada eğitim kadar eğitimli kişi kavramının da iyi analiz edilmesi gerekiyor. Kazanım, başarı, edinim  terimlerinden ileri gelen kavram, eğitimin sadece okula gitmek, öğretmek, terbiye etmek, araştırma yapmak olmadığını gösteren bir olgudur.

Eğitimi belirleyen en temel ölçüt değer ölçütü olması yani onun istenen bir şey olmasıdır. Eğitim almak, eğitimli olmak son derece değerli ve istenir bir şeydir. Bu bağlamda bir kimsenin eğitimli olduğunu, akademik bir kariyeri olduğunu söyleyip ancak iyi yönde hiçbir değişim göstermediğini görmek bir çok çelişkiyi de beraberinde getirir. Bu durum eğitimin belirli bir sosyal statü elde etmek veya geçerli bir meslek sahibi olmak gibi bir takım dışsal ve arızi iyiler için salt bir araç olmadığı anlamına gelir. Eğitim gerçek bir terbiye yoluyla kişiye neyin en yüksek değere sahip olduğunu gösteren bir kavrayışı zihne yerleştiren mekanizma olmalıdır. Vahye muhatap insan için en yüksek ve nihai değer imtihanı kazanmak ve bunun için yollar aramak olmalıdır.

Eğitimi belirleyen ikinci ölçüt bilgi ölçütüdür. Eğitimli insanlardan bilgili olmalarını beklemek kadar normal bir durum yoktur. Buna haiz insanlara karşı derin bir samimiyet beslendiğine şahitlik etmişizdir. Kişinin hem eğitimli hem bilgisiz olması düşünülemez. Burada dikkat edilmesi gereken konu eğitimli olmanın malumatfuruş olmak anlamına gelmediği, eğitim için ne kadar ve ne tür bilgilerin gerekli olduğu konusudur. Bu da bizi bilgide derinlik ve genişlik konusuna götürür.

Genişlik ölçütü; sahip olunması gereken bilgi miktarından ziyade, bilgi türüdür. Kişinin mesleki, akademik bilgi ile yetinmeyip hayatı anlamlandırması gerekir. Taşlara ya da böceklere yönelik en ince ayrıntıyı bilen fakat din, tarih, toplum, estetik, ahlakla alakalı hiçbir şey bilmeyen bir bilim adamının ne kadar iyi yetişmiş olursa olsun eğitimli biri olarak etiketlenmesi doğru değildir. Çünkü bilginin genişlik boyutu deneysel bilimlere, beşeri bilimlere, etik, estetik, felsefeye daha da önemlisi inandığı dinin ahkamına yönelik asgari bir kavrayışı gerekli kılar.

Derinlik ölçütü ise; bir takım temel bilgilere sahip olmaktan ziyade, onları temellendirmiş, haklılandırmış, ya da gerekçelendirmiş ve çok daha önemlisi birbirleri ile ilişkilendirmiş bir biçimde sahip olmayı anlatır. Aktarılan bilginin derinliği, sahip olan kişinin kavrayış gücünden, bilgisini temin ettiği kaynaktan ve kaynağa yüklediği anlamdan neşet eder. Dosdoğru yolun rehberine ulaşanlar için bilgide derinlik adına ilk adım atılmış, sürecinde onu hayatla irtibatlandırma sorumluluğu başlamış olmaktadır.

Böylece eğitimli kişiyi; olup biten şeylerin nedenlerini görebilen, neden sonuç ilişkisini kurabilen, olguların düzenleyici ilkelerini bilen, aksi taktirde birbirinden kopuk ve işlevsiz hale gelecek bilgiye birlik ve tutarlılık kazandıran, kavramsal çerçeveleri özümsemiş birisi olarak tarif edebiliriz.

Eğitimi belirleyen üçüncü ve sonuncu ölçüt ise; bizi daha ziyade eğitme kavramına veya eğitim süreçlerine götüren usul ölçütüdür. Eğitilen kişiye belli bir bilgi bütününün, belli bir kavrayış ya da anlayış yeteneğinin, yeterli bir perspektif ve bir takım karakter özelliklerinin kazandırılmasında, bütünüyle ahlaki, doğru ve uygun yöntemlerin kullanılmasını ifade eder.

Usul ölçütünün boyutu salt kurumsal mekanın değil hayatın tamamını kapsayan bir eğitim olgusunu içerir. Modern dünyanın kuşattığı zihinlerimizi her türlü ideolojiden, taassuptan, önyargılardan, bağnazlıktan, bireysellikten, dünyevileşmekten kurtarmak. Özellikle çocuklarımızı modern ve geleneksel kirlerden uzak tutmak, kendimizi ise arındırmak,  topluma vahyin şahitliğini net bir şekilde ulaştırmak için sistemli ve dinamik bir usul belirlemeliyiz. “İyiliği emreden, kötülükten nehyeden topluluk” içerisinde bulunmaya çaba göstermeli, birlikte iş yapabilme azminde olmalıyız. Kalplerine vahyin nimetlerini depolayıp, her kalbe giden bir yol bulmak niyeti ile yola çıkan yüreklere selam olsun...

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim