Modern Bir İfsad: İslamsız Adalet Arayışı

07.11.2012 19:29
Modern Bir İfsad: İslamsız Adalet Arayışı
Teşride Allah’tan başkalarının hak iddia etmesi ve kanun koymaya kalkışması, zamanımızın en şedit fitnesidir. Bu sürecin en önemli neticesi zihniyetin sekülerleşmesidir.

Ramazan YAZÇİÇEK

Çağımızın Fitnesi Ya da Siyasaldan Soyutlanmış Din Anlayışı

-‘Tevhidden Bağımsız Adalet Arayışı’ Örneği-

Özet: Bu yazının konusu, Müslümanlar açısından günümüzün en önemli meselesinin ne olduğu sorusunun cevaplanmasına dairdir. Yazıda, problemin (fitnenin) üzerinden dillendirildiği fasid yaklaşımlara değinilmiştir. Yazı, konunun mütalaasına dair Kur’an’ın ayırt edici emirlerinin hatırlatılmasıyla tamamlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Fitne, siyasaldan soyutlanmış din, adalet, tevhidsiz adalet, adalet devleti, Senkretizm, Eklektizm, dinsel çoğulculuk, tevhid, şeriat, devlet, kıst, mizan.

Giriş

Modern dönem okumalarına hâkim olan hava, aydınlanma felsefesinin aklı merkeze alan anlayışına dayanır. Bu, benmerkezci bir yaklaşımdır. Kur’an’da ilk insanın yaratılış kıssasındaki anlatılara konu olan tavır, bugün modern aklın düştüğü hatayla benzerlik arz etmektedir. Burada, kendini yeterli görme (istiğna)2 neticesinde isyan ile haddi aşma; büyüklük taslamaya kalkışma (tuğyan)3 vardır. Rabbimizin bu noktada uyarısı, her ne halde olunursa olunsun sonunda dönüş yerinin (rücû) Allah’ın emrine olduğu yönündedir.

Modern Batının bütün hedefi, İslam ile Müslümanların arasını açmaktır. Keza varılan noktada Müslümanların arasını açmak gibi bir hedef Batı tarafından çoktan aşılmıştır. Müslümanların İslamî kimlikleriyle bir daha ayağa kalkmamaları için İslam’ın temel prensiplerinden ve hattat İslam’dan şüpheye düşmeleri amaçlanmaktadır. Batı merkezli bütün teolojik üretme ve yönlendirmelerin arkasında bu kasıt yatmaktadır. Emperyal dünya hedeflerini gerçekleştirmenin imkânını içeren teolojik imkân arayışında görmektedir. Buna ulaşmanın en kestirme yolu ise Kur’an’ın genetik kodlarıyla oynama hadsizliğinde görülmektedir.

Kaygımızı besleyen yukarıdaki durumun varlığı, kendi gerçeğiyle yüzleşmeye cesaret edemeyen gelenekçi, sığınmacı, lafızcı mantığın tezellül halini ortadan kaldırmaz. İşin bu yönü, bu yazının konusu dışındadır. Burası da önemle değerlendirilmesi gereken bir mesele olup bizce öteki cehenneme işaret etmektedir.

Geleneksel zeminde oluşan tahrifat ve tahribatın faturası, sorumlularından ziyade bizatihi İslam’a kesilmiştir. Özellikle dönemsel olarak yaşanmış olan iktidarın İslam’ı tecrübesi, İslam’ın iktidarının savunulmasına engel olmuştur. Bu haksız yaklaşım birçok müsteşrik tarafından gösterildiği gibi modernist cenahın yerli ağızları tarafından da sergilenmektedir. Sanırım burada temel saik İbn Haldun’un, “mağluplar galipleri taklid eder” dediği yenilgi psikolojisine duçar olunmasıdır. Ancak bu psikolojinin esirleri unutmasınlar ki, yenilen İslam değil belki İslam’a müntesiplik iddiasında bulundukları halde gerçek manada ittibâ etmeyenlerdir.

Batının kutsala açtığı savaşın yerli dili İslam’a karşı pervazsızca uygulamaya konulmuştur. Bu yaklaşım ‘hakikatin neliği’ sorusunu anlamsızlaştırmış, ‘değerin buharlaşması’na sebep olmuştur. Gaybî iman hakikatinin akılcı zeminde reddi ve/veya nasların aşırı yoruma tabi tutulması, ifsad edici kastı gerçekleştirmenin yöntemi olarak öne çıkmıştır.

Müslümanların tarihsel kültürleriyle yüzleşme zarureti vardır. Bu yüzleşme, Kur’an vahyi ekseninde gerçekleşmelidir. Oysa bugün kendi üretilmiş miraslarıyla yüzleşme zorunluluğu, yerini, İslam ile mahsuplaşmaya bırakmıştır. Bu zeminde gelişmeler kast-ı mahsus taşımıyorsa şayet, en makul ifadeyle ferasetsizliktir, gaflettir. Son vurgumuzla altını çizmek istediğimiz husus, İslam’ın protestanlaştırılmasına karşı olduğumuz gibi muharref geleneksel Ortodoksiye de razı olmayacağımızdır.

Yaşadığımız çağ, farklı yeni dinlerin ortaya çıktığı bir çağdır. Bu üretmelerde İslam’ın kavram ve ibadet şekilleri de kullanılmaktadır. Oluşan yeni batıl dinler, kendilerine ait kavram ağları, formları, ritüelleri ve hatta modern yüzleriyle tapınakları olan eklektik, plüralist (çoğulcu) karaktere sahiptirler. İlgili paradigmalar, inançsal tasarım olarak gizemci, bağdaştırmacı (senkretik) zeminde oluşmaktadır. Teolojik bir dil kullanan bu yaklaşımlar, siyasal hedefli olup ideolojik tavırlar sergilemekte ve çoğu kez gerçek kasıtlarını örtmektedirler.

Modern paradigmaların oluşumu küresel konjonktürden bağımsız düşünülemez. Batı, askerî, ekonomik ve siyasî enstrümanlar yoluyla hegemonyasını sürdürmeye çalışıyor. İçinde yaşadığımız süreç sancılı ve kaotik bir geleceğe işaret ediyor. Bunun sebebi Batı Uygarlığı’nın yaşadığı serüvenin gizli kodlarında saklıdır. Keza Batı, bozuk bir tanrı anlayışından kaçarken topyekûn Tanrıya savaş açmıştır. Bu gerçek ortadayken, bugün, onların amaçlarına/hedeflerine çanak tutulması, onların dinlerinde ihtilafa düştükleri hataların misliyle takip edilmesi gibi bir vahamet söz konusudur.

Yazının Devamı…

  • Yorumlar 6
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim