1. YAZARLAR

  2. Ekrem Dumanlı

  3. Mızrak çuvala sığmıyor
Ekrem Dumanlı

Ekrem Dumanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

Mızrak çuvala sığmıyor

A+A-

Bülent Arınç'a suikast planlanıyor. Kim tarafından? İki muvazzaf subay kuşkulu olarak ele geçiriliyor. Polis baskınını gören askerler Arınç'ın yol güzergâhını gizleyebilmek için krokileri yutmak istiyor.

Neyse ki boğazlarında düğümleniyor. Daha sonraki iddialar, bilgiler ve bulgular Özel Kuvvetler'de çalışan subaylar hakkında soru işaretlerini çoğaltıyor. Meğer planlar sadece Bülent Bey için yapılmıyormuş...

Elindeki kâğıdı yutmak üzereyken yakalanan biri albay diğeri binbaşı olan kişiler hakkında nihayet dün öğleden sonra Genelkurmay Başkanlığı'ndan bir açıklama geldi. "Gelinen noktada Türk Silahlı Kuvvetleri, yürütülen soruşturmanın sağlıkla yürütülmesine zarar vermeden, aşağıdaki bilgileri de kamuoyu ile paylaşmaya mecbur edilmiştir" gibi garip ifadelerin yer aldığı açıklama da kamuoyundaki şüpheleri gidermekten oldukça uzak. Madem şüpheliler bir askeri personeli takip ediyordu da ellerinde Arınç'ın adresi ne geziyor? Madem resmi ve legal bir görevdeler ellerindeki kağıtları yutma ihtiyacı neden hissediyorlar? Muvazzaf personeli, T.C. Başbakan yardımcısına suikast iddiaları ile gündeme gelen bir kurum kamuoyuna açıklama yapmayı neden zul addediyor?

Artık mızrak çuvala sığmıyor. Mazisi kahramanlıklarla dolu olan Türk Silahlı Kuvvetleri içine yerleşmiş çok sayıda cunta olduğu görülüyor. O yüzden de bir hadisenin üzeri kapatılsa bile diğeri bir başka yerden su yüzüne çıkıyor. Gizlemek, kapatmak, hiçbir şey yokmuş gibi davranmak artık imkânsız. Bunca çete faaliyetine rağmen "bize karşı asimetrik savaş yapılıyor" diyerek hadiseleri örtbas etmek ve olayların üzerine gitmemek sorumsuzluktan da öte bir hata olsa gerek.

Hafızalarımızı bir yoklayalım lütfen. Türkiye, Sauna Çetesi diye bir örgütle tanıştığında şaşkına dönmüştü. O hadisede de Özel Kuvvetler'de çalışan subaylar vardı. Krokiler, suikast planları, isim listeleri... Eryaman Çetesi ortaya çıktığında da aynı duyguya kapılmamış mıydı kamuoyu? Orada da subaylar bulunmaktaydı, orada da hukukî olmayan icraatlar söz konusuydu.

Sauna'dan başlayan ve günümüze kadar uzanan hadiseler zinciri şunu gösteriyor: Asker kişiler arasında aslî işini yapmayarak siyasete şekil vermeye azmetmiş, o amaç uğruna kanunları çiğneyerek çete ve cunta oluşturmuş kişiler bulunmaktadır. Ümraniye'de yapılan bir baskın sonrasında ortaya çıkan bilgi ve belgeler Sauna gibi, Eryaman gibi hukuk dışı yapılanmaların ne kadar yaygın olduğunu gözler önüne seriyor. Ergenekon soruşturma dosyasına giren belgeleri hiçbir güç artık buharlaştıramaz ve o belgeler o dosyada durduğu sürece Genelkurmay, cuntacılar konusunda zan altında kalmaya mahkûmdur. Keşke ordumuz böyle kanun dışı işlerle hiç anılmasaydı, keşke kanun dışı organizasyonlar yetkili makamlar tarafından derhal ayıklansaydı...

Bir ülke düşünün ki silahlı kuvvetleri sürekli siyasetle meşgul olsun, 27 Nisan bildirisi gibi büyük bir hataya imza atsın, cumhurbaşkanı seçimine doğrudan müdahale etmeye kalkışsın, siyasetçilere suikast yapılmasıyla ilgili iddialarda sürekli isimleri zikredilsin; bu ülkede gerçekten demokrasi olduğuna, o devletin hukuk devleti olarak hayatiyetini sürdürdüğüne kim inanır?

"AK Parti'yi ve Gülen'i Bitirme Planı" na göre parti içine "ajanlar" yerleştiriliyor, dış politikadaki açılımlar nedeniyle psikolojik havanın oluşturulması; kısacası hükümetin alaşağı edilmesi sağlanıyor. Fethullah Gülen ve onu sevenlere tuzak kurulması, bazı evlere silah yerleştirilip sonra baskın yapılarak insanların "silahlı terör örgütü" suçlamasıyla karşı karşıya getirilmesi planlanıyor. Bu belge ortaya çıktığında belgeyi değil "sızdıranları" sindirmeye çalışıyorlar. Yargıya baskı yapıyorlar, yandaş medyaya yazı yazdırarak "kâğıt parçası" dedikleri fotokopiyi örtbas etmek istiyorlar. Islak imzalı orijinal belge ortaya çıkınca gıkları çıkmıyor bir müddet. Ancak onu da örtbas edecek karartmalar yapılıyor. HSYK devreye sokularak Ergenekon davası akim bırakılmak isteniyor. Tam bu aşamada Kafes eylem planı ortaya çıkıyor. Vahim bir belge! Gayrimüslim vatandaşlarımıza suikast, çocukların yoğun geldikleri bir zamanda müzeye bomba... Üstelik Adlî Tıp bilimsel raporuyla "Belge gerçek, altındaki imza da Albay'a ait" diyor. Genelkurmay bunları da açıklayamıyor.

Israrla başkalarını suçluyor askerî yetkililer. Toprak altında gizlenen onca bomba, silah, mermi TSK'ya ait değilmiş gibi davranmak doğru bir yaklaşım değil.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, göreve başlarken çok iyi bir çıkış yakalamış, kurumu adına güven tazeleme fırsatı bulmuştu. Ordumuz içinde demokrasi dışı çalışmaların yapılamayacağını beyan eden Başbuğ, bu tip kişiler için "TSK içinde ba-rın-dır-ma-yız" demişti. Doğru olan da bu! Cuntaların varlığı en çok TSK'ya zarar verir. Cuntalarla baş edilememesi en çok Genelkurmay Başkanı'nı zor durumda bırakır. Türkiye sıradan bir ülke olmadığı gibi ordusu da sorumsuzca yönetilebilecek ve sürekli itibar kaybına maruz bırakılabilecek bir kurum değildir. Ne var ki onca imaj çalışmasına rağmen ordumuzun cuntalarla anılması büyük talihsizlik. Artık mesele gizlenemez hale gelmiştir. Başbuğ, sözünde durmalı ve cuntacıların kökünü kazımalı. Korumaya çalışmak ya da öyle bir görüntü vermek "Acaba hiyerarşik bir cuntacılık mı yapılıyor?" sorusunu gündeme getiriyor ki; böyle bir durum varsa büyük bir suç işleniyor demektir. Her köşeden cuntaların fışkırdığı bir ülkede ikna edici açıklama ve icraat beklemek insanların en tabii hakkıdır!

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT