Mitoman devlet

28.04.2010 15:29

Yasemin Çongar

Başlangıçta dikkat çekmek için olayları abartarak anlatan, sonra sürekli ilgi odağı olma hevesiyle düpedüz yalanlar uydurmaya başlayan, giderek yalancılığa fena halde alışıp, artık her fırsatta yalanlar uyduran, yalan söylemeden duramaz hale gelen, zamanla sadece yalanlarının değil gerçeğin ucunu da büsbütün kaçıran, anlattığı ve inandığı şeylerin hangisinin doğru, hangisinin uydurma olduğunu çevresindekiler gibi, kendisi de ayırt edememeye başlayan hastalar vardır.

Onlara mitoman denir.

Bizim devlet de mitomaniden mustarip.

Sunturlu yalanlarda, ayrıntılı komplolarda, hassas provokasyonlarda, hesaplı karartma ve karalamalarda uzman olan “derin” güçleri var devletin; bu güçler, dürüst bürokratlarla iyi niyetli vatandaşları uzun süre kandırmakla kalmıyor, bir yandan da, yalanlarıyla birlikte gerçeğin ucunu da büsbütün kaçırıyorlar bazen.


Çok katmanlı ve süreklilik arz eden yapısıyla devletin unsurlarından biri, yalan söylemeyi rutin hale getirip, kararlarını bu yalanlar üzerine bina etmeye başlayınca, devletin diğer unsurlarının da bundan etkilenmesi; zamanla, bir devlet biriminin yalanlara dayalı bir kararının, bir başka birimin yeni bir kararı için “veri” teşkil etmesi, ve böylece bir bütün olarak bürokrasiyle,
ona inanan siyaset ve toplum kesimlerinin, bir tür zincirleme reaksiyon halinde gerçeklerden kopması kaçınılmaz.

Toplu bir mitomani vakası yaşadık, yaşıyoruz bu ülkede.

Danıştay Cinayeti’ne bakın.

“Derin” yalanların bu kadar iç içe geçtiği, o yalanlara dayalı hesapların bu kadar yaygın biçimde uygulamaya konduğu ve bir kısmı “görevli,” bir kısmı da sanırım ziyadesiyle “saf” olan iradi veya gayrı-iradi işbirlikçilerin yardımıyla, gerçeğin bu kadar ustalıkla toplumdan saklanarak, yalanların bu kadar ustalıkla levyeleştirildiği bir başka olay bulmak zordur.


Düşünsenize, 17 Mayıs 2006’da işlenen cinayet tam bir “oldu da bitti maşallah” haletiruhiyesi içinde, dönemin cumhurbaşkanından Hürriyet’in o zamanki genel yayın yönetmenine kadar, bilumum “görevli” ya da “saf” aktör tarafından “laik devlete karşı İslamcı bir saldırı” olarak etiketlenivermişti.

18 Mayıs 2006 tarihli Hürriyet’in manşeti “Kaşıya kaşıya” diye bağırıyor; devamında Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürülmesinin siyasi faturası “Türban, her fırsatta toplumun gündemine sokuldu. Danıştay, türbanla ilgili aldığı bir karardan sonra hedef gösterildi. Ve Türkiye’yi sarsan alçakça saldırıya davetiye çıkarıldı” diye başörtüsü serbestîsinden yana olanlara kesiliyor; hükümet ve özgürlükçü kesim alenen suçlanıyordu.

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni de, yazısına “Cumhuriyet’in 11 Eylül’ü” başlığını atarken bu teşhisin neler ima ettiğinin farkındaydı kuşkusuz.


Danıştay Cinayeti yalanı sunturlu bir yalandı, durgun akıllılar için inanması kolay bir yalandı, bulaşıcı bir yalandı ve, tabii, yalan olduğunun hiç anlaşılmayacağı umulan bir yalandı.

Nitekim Alparslan Arslan 13 Şubat 2008’de Özbilgin’i öldürmek suçundan iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılırken, “Genelkurmay şeriatın önüne geçmeye çalışmasın, Abdullah Gül’den, Başbakan Erdoğan’dan ve imanlı kişilerden Türkiye’de şeriatı ilan etmelerini istiyorum, yoksa kan dökülür” diyerek tam bir mitoman gibi davrandı.

Diğer sanık Osman Yıldırım, Atatürk’e en ağırından hakaret ederek yalanı katmerlendirmekten geri durmadı.

İş bitmişti, dava kapanmıştı.

“Derin” güçlerin elinde çok kullanışlı bir yalan vardı artık.

Nitekim Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ve teşvikçileri boş durmadılar; 14 Mart 2008’de, yani Danıştay sanıklarının mahkûm olmasından tam bir ay sonra AKP’ye karşı kapatma davası açıldı.


Çoğumuz unuttuk belki ama Taraf’ın bugün sürmanşetten hatırlattığı gibi, Yalçınkaya’nın iddianamesinde Danıştay Cinayeti ve sanıkların son duruşmadaki sözleri önemli bir yer tutmuştu.

Yalçınkaya, seçimle işbaşına gelmiş hükümet partisine karşı gerçekleştirmek istenen yargı darbesini, Danıştay Cinayeti yalanına dayandırmaya çalışmıştı.

Yazdığı iddianameye göre, Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’li vekillerin üniversitedeki başörtüsü yasağına karşı beyanları ve bu konuda yasakçı karar alan Danıştay’ı eleştirmeleri, 17 Mayıs 2006’daki kanlı saldırının hazırlayıcısı olmuştu...

“Sanıkların son duruşmadaki sözleri eylemi hangi saiklerle yaptıklarını, laikliği savunanları ve laik Cumhuriyeti bekleyen tehlikeleri göstermeye yeterlidir” diyordu Başsavcı.

Meramı açıktı; AKP’nin laikliğe karşı tehdit oluşturduğuna inanıyordu.

Nitekim, yalan yalanı doğurdu o davada; AKP’nin “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olduğu ilan edildi.


“Derin” güçlerin eline yeni bir koz geçti böylece; öyle ki, gündemdeki anayasa değişikliğine direnmeye çalışan anamuhalefet partisi lideri Deniz Baykal daha geçenlerde, “AKP Anayasa’yı değiştiremez çünkü ‘laikliğe karşı odak’ olduğuna karar verildi” diyerek, gerçeklerden zincirleme reaksiyonla kopmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlattı hepimize.

Allahtan ki, mitomaninin tedavisi mümkün.

Allahtan ki, bir zaman geliyor, sönüyor yalancıların mumu.

Danıştay Cinayeti, biliyorsunuz, “kapanmış bir dava” iken Ergenekon Davası ile birleştirildi; cinayet mahkûmları Ergenekon sanığı şimdi.


Ve cinayetin nasıl karartıldığı, kamera kayıtlarının nasıl silindiği, bu konuda TÜBİTAK’ın nasıl rapor verdiği; ilgili mahkemenin yalanları açığa çıkarması muhtemel bu gerçeği nasıl görmezden geldiği biliniyor artık.

Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

Zira zincirleme yayılan tek şey yalan değildir; bir ipin ucundan tutmak, bir ilmeği gevşetmek yeter bazen yalanın örgüsünü söküp, gerçeğin yumağını sarmaya başlamak için.

“Derin” devletin birçok yalanında olduğu gibi, Danıştay Cinayeti’nde de gerçeğin bir ucundan tutuldu artık.

Zamanın cevval cumhurbaşkanıyla acul genel yayın yönetmeni için diyecek fazla bir şey yok; onlar ya görevliydiler ya da saf.

Yargıtay Başsavcısı ise, bugünlerde yazdığı iddianameye yeniden bakar umarım... Ve bir daha mum yakmaya kalktığında, iki kere düşünür.


ycongar@mac.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim