MİT’i Yargı’ya boğdurmak Ergenekon’un yeni hamlesi mi?

15.02.2012 00:46

Faruk Köse

Mevcut “devlet düzeni”ni savunma derdinde değilim. Hatta, “kurulu düzen” sözkonusu olduğunda “anarşist bir yaklaşım” içinde olduğum dahi söylenebilir. “Böyle olacağına hiç olmasın” yaklaşımı, “hiç olmamaktansa böyle olsun” yaklaşımından daha sevimli gelir bana. Çünkü inandığım din, “devletim”in de düzenini belirliyor; tıpkı “inancım”ın da, “ibadetim”in de, “hayatım”ın da, “ölümüm”ün de düzenini belirlediği gibi...

Gerçeklik bu olmakla beraber, el’an yaşadığımız ülkede, üzerimize hükmeden sistem içinde gelişen olaylar elbette bize de etki ediyor. Mer’i sürece etki etmeye çalışmadan ideal süreci teşkil etmek mümkün olamaz. “Farkında olmak”, ya da “takip etmek” anlamında kurulu sistem içindeki gelişmelere kayıtsız kalmamak lazımdır diye düşünüyorum.

Konuyu getireceğim yer, MİT ekseninde kopartılan kıyamet. Kurulu sistem içindeki güç odaklarının, kazandıkları mevzilerini elde tutmak ya da kaybettikleri mevzileri geri kazanmak adına yürüttükleri kavgayla ilgilenmiyorum; kim kimi yiyorsa yesin. Ancak eğer bu kavga, bir noktadan sonra müslümanlar üzerine menfi etki edecek bir hal alacaksa, işte o zaman konu direkt olarak ilgilenilmesi, takip ve tahlil edilmesi, lazım gelen tavrı takınıp gereğine uygun stratejiler üretilmesi gereken bir konu halini alır. Bu durumda kayıtsız kalınamaz.

Yaşananları hatırlatmanın, yorumları tekrarlamanın gereği yok. Onları zaten biliyorsunuz. Farklı olarak, MİT-Yargı kapışmasının neleri açığa çıkardığına dair birkaç hususa değinmek istiyorum. Bu kapışma sonunda;

1- “Özel yetkili savcılar Hükümetin emrinde, Hükümet kendi yandaşlarını özel yetkili savcı atayıp muhaliflere baskı uyguluyor” yaklaşımının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. En azından, söylendiği kadar doğru olmadığı anlaşıldı. Nitekim bunu CHP Başkanı Kılıçdaroğlu da itiraf etti. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın KCK soruşturması nedeniyle ifadeye çağrılması karşısında, “ben özel yetkili mahkemelerin ve orada görev yapanların siyasi otoritenin emriyle hareket ettiğini söyleyen ve buna inanan birisiyim. Onun için MİT Müsteşarının bu bağlamda davet edilip ifadesinin alınması ya da alınmak istenmesi benim için sürpriz oldu diyebilirim” diyordu. Kapışma, bu bakımdan Hükümetin işine yaradı.

2- Birilerinin, AKP ile Gülen Cemaati’ni karşı karşıya getirerek ikisini kapıştırmaya ne kadar da istekli olduğu, hatta bunun bir strateji olarak kurgulandığı, ortamın böyle bir çekişmeye ve çatışmaya hazır hale getirilmesi için çalışıldığı anlaşıldı. Ancak süreç devam ederken Başbakan’ın ikinci kez ameliyat olması üzerine Fethulah Hoca’nın yayımladığı “geçmiş olsun mesajı”, böyle bir kapışmanın sözkonusu olmadığını gösterdi. En azından, cemaat içinde oluştuğu söylenen kimi güç odaklarının aksine, mevcut konjonktürde Fethullah Gülen’in böyle bir kavgaya ve çekişmeye razı olmadığını ve cemaatin iç dengelerinde yerini aldığı söylenen farklı tıynetteki güç odaklarının çatışmayı provoke etmesine müsaade etmeyeceğini gösterdi. Nitekim mesajın içeriği çok aydınlatıcı; zira hem samimi bir yaklaşımı, hem de ince bir siyaseti barındırıyor. Mesajdaki “İlk ameliyatını duyduğumda da fevkalade derinden üzülmüş hastalığından bir an önce kurtulmasını dilemiştim. Hatta yakın dostlarıma ‘Hizmetlerinden dolayı nazar mı değiyor yoksa başka bir olumsuzluk mu söz konusu’ demiştim” ifadesi, ilk ameliyatında geçmiş olsun mesajı yayımlamadığı için, Cemaat ile Hükümet arasında ciddi sorunlar olduğunu söyleyenlere bir cevap niteliğini taşıyor. Böylece Fethullah Hoca, gelişmeler karşısında açık tavrını Başbakan’dan yana koymakla büyük bir tuzağın önünü almış oldu.

3- Ulusal ve uluslararası “derin yapılar”ın terör örgütünü maşa olarak kullanmaya devam etme niyetinin bir göstergesi olarak, “paralel devlet yapılanması” niteliğindeki KCK’ya karşı yapılan operasyonların sekteye uğratılması stratejisini benimsediği, bu stratejiyi uygulama adına da artık derin yapılar adına değil de bu yapıları silip süpürme eğilimindeki Hükümet adına çalışmayı ilke edinmiş olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı harcamak için, MİT-Emniyet çekişmesi oluşturma istekleri deşifre oldu.

4- Yönetimi yargı kararlarıyla belirlemek, yargı sultasını güçlendirmek ve “yasaların lafzı” esas alınarak, “stratejik duruş”tan yoksun bir yaklaşımla devlet organizasyonunun gözü-kulağı mesabesindeki Hafiye Teşkilatının terör örgütleri içindeki elemanlarını deşifre edilerek kaosu sürekli kılmak gibi kirli bir oyuna gidildi. Böylece hem Yargının güvenilirliği yara aldı, hem de KCK operasyonlarının önlenmesine çalışıldı.

5- İsrail’in, kazandığı mevzileri kaybetmemek için neler yapabileceği anlaşıldı.

6- Cemaat içinde ayrı bir güç odağının sivrildiğine dair kanaatler pekiştirildi.

7- Kürt sorununun çözümü için yapılacak yeni hamleleri önleme girişimleri açığa çıktı.

8- Operasyonlar KCK üzerinden çekilip resmi görevlilere kaydırılarak, asıl KCK yapılanmasının kurtulması sağlanmaya çalışıldı. Böylece “derin yapılanmalar”ın, henüz bütün kozlarını kullanmadıkları, fırsatını bulduklarında yeni hamleler için harekete geçmeye hazır oldukları anlaşıldı.

9- PKK’nın eylemlerini MİT’e yıkma ve böylece Ergenekon’un maşası olarak kurulup, İsrail, Almanya ve ABD’nin, hatta İran, Suriye gibi küçük oyuncuların Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmede kullandığı bir terör örgütünü temize çıkarma, yeni ve güçlü bir başlangıç yapma hamlesi yapıldığı açığa çıktı.

10- Ergenekon’un, MİT üzerinden Hükümet’i yargı sandalyesine oturtarak bitirme, bu olmazsa da Tayyip Erdoğan’ı devirme operasyonundan vazgeçmediği anlaşıldı.

Öyle anlaşılıyor ki Türkiye, “Küresel Ergenekon”un saldırısına maruz kaldı. Saldırılar süreceğe benziyor.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim