Mısır’ın ihtiyacı, Mısır’a olan ihtiyaç

14.02.2011 00:07

Necmettin Turinay

Onsekiz gün devam eden Mısır devrimi sırasında, orada üç ayrı kuvvetin varlığının farkına varabildik.

Her şeyden evvel toplumsal muhalefetin bizzat kendisi!.. Kendi içinde örgütsel bir bütünlük ve “merkez güç” teşkil etmeyen bu tazyik karşısında; hemen her gün, kademe kademe geriye çekilen ve sonunda da istifa mecburiyetinde kalan Hüsnü Mübarek iktidarı!.. O da ikinci güç!..

Üçüncü kuvvet de, Savunma Bakanı Tantavi liderliğindeki Mısır ordusu ki; bu merkez şu anda iktidarı ele geçirmiş durumda. Daha da önemlisi ordu, Mübarek yanlısı kuvvetlerin öncüsü Süleyman’ı da bertaraf etmiş gözüküyor. Fakat Mısır’a hâkim gözüken ordunun ilk yaptığı açıklama da, o kadar manidar. Yeni Mısır yönetiminin, taraf olduğu uluslararası anlaşmaları tanıması gerçeği!.. Bundan kasıt kuşkusuz, İsrail’le yapılan Camp David anlaşmasından başkası olamaz.

Fakat yeni dönemde Mısır yönetiminin, toplumun beklentilerini de dikkate alan bir politika takibi her şeyin başında gelmelidir. Ordu böyle bir politikayı yürütebilir mi, onu da bilmiyoruz. Ancak ordu yönetimini bekleyen asıl kritik eşiğin, İsrail’e yönelik politikalar olacağını gene de unutmamak gerekir. Ordu üst yönetimini temsil eden ABD ve İsrail yanlısı grupla Mısır ordusunda ağırlığı teşkil eden yerli gruplar arasında yaşanması muhtemel tarihî bir çelişki!.. İşte Mısır asıl krizi bu noktada yaşayacak, bu büyük ülkenin kendi tarihî temelleri üzerine oturup oturmadığına da ancak o zaman karar verilebilecektir.

Bu bakımdan Mısır’ın eninde sonunda, böyle bir çelişki ile burun buruna geleceği unutulamaz. Mısır’da Amerikancı ve İsrailci kanadın dış desteği ya da çıplak müttefiklerinin kim olduğu bilinen bir husustur. Bunlara kuşkusuz bir de devrilme korkusu ile yaşayan bazı Ortadoğu yönetimlerini eklemek gerekebilir. Fakat Mısır’da ordunun mukadder olarak yaşaması beklenen böyle bir kriz sürecinde, yerli ve millî unsurların arkalayıcısı kim olur? O zamana kadar, devrimci kalabalıkların da dağılacağı düşünülürse, bu müttefik kim olabilir?

İşte Mısır, asıl öyle bir zamanda Türkiye’ye, Türkiye tecrübesine ihtiyaç duyacaktır. Kuşkusuz devrimin başından beri esen Türkiye rüzgârını hepimiz fark etme imkânı bulduk. Doğrudan Müslüman Kardeşler tarafından da seslendirilen, “Türkiye gibi olmak istiyoruz” haykırışları, bunun açık bir kanıtı değil midir? Ancak halk psikolojisini yansıtan bu tür sözlerin artık gerilerde kalacağı hatırlanacak olursa, kendini yönetim ve iktidar olarak vâzeden bir kuvvetin, ileride yaşayacağı iç çelişkiler karşısında, Türkiye desteğine duyacağı ihtiyaç bu bakımdan önemlidir.

Dolayısıyla bu ihtiyacı duyan yeni sınıf artık halk kuvveti değil, doğrudan doğruya yönetici/asker sınıfın hiç olmazsa bir bölümüdür. Bu kesimin kendini, ABD ve İsrail karşısında emniyet içinde hissedebilmesi, şimdiki duruma göre de Mısır’ın güvenliğini teminat altına alabilmesi için, Türkiye’ye duyacağı ihtiyacı şimdiden okumak ve ona göre de hazırlıklı olmak gerekmez mi?

Fakat gördüğümüz kadarıyla Türkiye’de, Mısır sorununa genelde hep palyatif yaklaşılmakta ve başarıldığı anlaşılan devrim karşısında da devamlı coşku üretilmekle yetinilmektedir. Kuşkusuz bu da bir ihtiyaçtır. Ancak krizin devam edeceği, daha derin çelişkilerle de yüz yüze kalınacağı kesin olduğuna göre, oraya yani Mısır’a, mevcut Türkiye tecrübesi ve desteği nasıl transfer edilebilir? Asıl düşünülmesi, kafa yorulması gereken husus işte burasıdır.

Dolayısıyla Türkiye’nin kademe kademe seçime doğru yol aldığı, ordu ile yargının da Ergenekon davalarına kilitlendiği bir aşamada, geride sadece Dışişleri Bakanlığı kalmaktadır.

İşte böylesi zamanlarda, iktidarla veya devlet organları ile dayanışma içindeki sivil toplum kuruluşlarına ziyadesiyle ihtiyaç duyulmaktadır. İlgili ülkelerde toplum, basın ve sivil toplum kuruluşları ile temas gerçekleştirebilecek yapılara yani!.. Fakat Türkiye’nin, özellikle de Dışişleri Bakanlığı’nın dış politikada henüz bu tür argümanları kullanamadığını, bundan çekindiğini de kaydetmek gerekir.

Ne var ki böyle bir ihtiyaç, her geçen gün daha bir artıyor Ortadoğu’da kademe kademe yeni devrim dalgalarından söz ediliyor. Bu da Türkiye’nin doğrudan kendisi olmasa bile, sivil toplum olarak oralarda bulunması lüzumunu ortaya çıkarıyor.

Dolayısıyla Türk Dış Politikasının, şimdiye kadar kullanmadığı böyle bir enstrümanı devreye sokmasının zamanı gelmiş demektir. Türk sivil toplumunun Ortadoğu coğrafyalarına doğru yönlendirilmesi ve hatta orada ciddi partnerler edinmeleri noktasında da kendilerine destek verilmesi!.. Çağımızda sivil toplumla dirsek teması içinde çalışmayan, herhangi bir dış politika kalmış mıdır bilmiyoruz.

Bu bakımdan Mısır halkının ve yönetiminin, üzerindeki İsrail kompleksinden arındırılması birinci önceliktir. Türkiye’nin Mısır’a, Mısır’ın da Türkiye’ye karşı duyduğu asıl ihtiyaç, işte bu noktada yatmaktadır. Lâzım gelen tarihsel katkıyı şamata-gürültü arasında lûtfen kaybetmeyelim.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim