Mısır'ın ekseni mi kaydı?

02.09.2012 00:05

Hilal Kaplan

Önce son aylarda Mısır'da olanlara bir göz atalım:

Sina'da klasik bir provokasyon sonucu 16 Mısırlı asker öldürüldü.

Cumhurbaşkanı Mursi, bunun otoritesine yapılan bir saldırı olduğu fark edip Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı'nı, yani eski rejimin demirbaşlarını görevlerinden aldı, gasp edilen yetkilerine sahip çıktı.

Tahrir Meydanı'nda Cumhuriyet Mitingleri'ne benzeyen "Anti-Müslüman Kardeşler" mitingleri yapıldı. Ancak katılımcı sayısı Cumhuriyet Mitingleri kadar başarılı değildi, birkaç binde kaldı. Ayrıca meydanda toplanan Müslüman Kardeşler ve Mursi destekçilerinin sayısı da zamanla protestocuları alt etti.

Mursi, basın özgürlüğüne ilişkin önemli bir adım atarak, gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tutuklanmalarını engelleyen bir kararname yayınladı.

Kendisine dört yardımcı atayan Mursi'nin ekibini salt kimliklerine bakarak kategorize etmek gerekirse –ki keşke gerekmese- bir Hristiyan, bir kadın, bir Selefi lider ve bir İhvan üyesi olması, seçimlerde %25 oyla ilk turu atlatan Mursi'nin halkı kucaklama çabasının bir yansıması olarak görüldü.

Ayrıca Mursi'nin yakın zamanda, 'rejim artığı' emekli generallerin atanma sistemiyle valilik yaptığı 28 vilayetin de valilerini değiştirmesi bekleniyor. Seçilmiş belediye başkanlarının da olmadığı düşünülürse bu devrimin yerel yönetimlerde de derinlemesine hissedilmesini sağlayacak bir atılım olabilir.

Enver Sedat yönetimindeki Mısır'ın İsrail'le yaptığı Camp David Anlaşması'na sadık kalacaklarını açıklayan Mursi'nin ilk resmî ziyareti Suudi Arabistan'a olmuştu. Açıkçası Mısır'da bin yıllardır ilk defa demokratik seçimlerle iş başına gelmiş bir liderin gideceği ilk kişinin bir Kral olması tuhaf gelmişti. Ancak İslâm ülkeleri içinden ziyaret ettiği ikinci ülkenin, otuz yıldır diplomatik ilişkilerin askıya alındığı İran olması, bu ilk ziyarete de ayrı bir mana kazandırmış oldu.

Mursi'nin Bağlantısızlar Hareketi'nin liderliğini İran'a devretmek için geldiği Tahran'da yaptığı konuşma oldukça etkileyiciydi. Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehli Beyt'ine saygılarını sunarak başladığı konuşmaya, "önderlerimiz" dediği dört halifeye dua ederek devam etti. İran devlet televizyonunun da canlı olarak yayınladığı konuşmada Hz. Ali'den (r.a.) önceki halifeleri de saymasının önemi sanırım malumdur.

Mursi, Suriye meselesine geldiğindeyse Esed rejimi yetkililerinin salonu terk etmesine sebep oldu. Zira, Suriye direnişini Filistin direnişine benzeten Mursi, ümmeti Muhammed için Şam'ın izzetinin Kudüs kadar kıymetli olduğunu belirtti. Mursi, İranlı yetkililere bakarak "Suriye'de dökülen kanların vebali boynumuzdadır. Yeni, özgür bir Suriye istiyoruz" diyerek devam etti.

Amerika'nın yaptığı uyarılara rağmen İran'ı ziyaret eden Mursi, Suriye'de kan akmaya başladığından beri krizin de facto iki tarafında yer almak zorunda kalan Türkiye ve İran arasında üçüncü bir yolu temsil edebilir. Mısır, Sünni ve Arap ağırlıklı bir siyaset izlemek yerine, iç politikada yapmaya çalıştığı gibi dış politikada da birleştirici bir üçüncü yol öne sürebilirse umutlanmak için sebep var demektir. Ümmetin selâmeti için Tahran, İstanbul ve Kahire arasında ittifak kurulması elzemdir. Mursi'nin Suriye'ye dış müdahaleye kesin bir dille karşı olduğunu ve sadece Müslüman ülkelerin müdahale etmesinin bir yol olabileceğini vurgulaması böylesi bir çabanın ürünü olarak görülebilir.

Son olarak, eğer Mursi üçüncü ziyaretini Tel Aviv'e yapmış olsaydı başlıktaki soruyu sormayacak olanların, Tahran'ı ziyaret etti diye bu soruyu sormalarına işkillenmemiz gerekir.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim