Mısır'ı ne bekliyor?

08.02.2011 00:50

Cenap Çakmak

Ortadoğu'nun gerek Batı gerekse İslam dünyası için önemli ülkesi Mısır'da yaklaşık iki haftadır oldukça önemli gelişmeler yaşanıyor. 30 yıldan uzunca bir süredir ülkeyi baskı ile yöneten Hüsnü Mübarek aleyhine geniş kitleler tepkilerini dile getiriyor. Tunus'ta devlet başkanı Zeynel Abidin bin Ali'nin ülkesini terk edip Suudi Arabistan'a sığınması ile sonuçlanan halk ayaklanmasından ilham aldığı izlenimini veren protestolarda Mısır halkı Mübarek'in gitmesini istiyor.

Bir yönüyle söz konusu protestolar Tunus'takiler ile benzerlikler gösterirken bazı açılardan farklı bir şekilde değerlendirilmeyi gerektiriyor. Bir korku toplumuna dönüşen Mısır'da halk artık geri dönülmez bir karar alarak bu korku çemberini kırmak istiyor görüntüsünü veriyor. Olayların nereye varacağı henüz tam olarak belli olmamakla birlikte farklı gündemlere ve önceliklere sahip olan farklı toplumsal gruplar Mübarek'in gitmesi talebinde birleşmiş vaziyette. Dolayısıyla kısa sürede oluşan ve kararlılığını gösteren bir tür gevşek toplumsal koalisyondan söz etmek mümkün.

Protestolar Ve Koalisyon Etkili Oldu Mu?

Söz konusu koalisyonun içinde İslamcı Müslüman Kardeşler'in yanında Vefd Partisi gibi liberal sayılabilecek gruplar ve hatta komünistler bile var. Daha da önemlisi Mısır'ın önemli toplumsal fay hatlarından birinin temel aktörü olan Mısırlı Hıristiyan Kıptiler bile söz konusu protestolara alenen destek vermekten çekinmiyor. Mübarek yönetiminin Kıptilerin bir tür koruyucusu olarak takdim edildiği dikkate alındığında Mısırlı Hıristiyanların bu tutumlarının son derece stratejik ve önemli olduğunu söylemek mümkün.

Farklı grupların kararlı bir şekilde bir araya gelmeleri bu koalisyonu güçlü yapan faktörlerden en önde geleni olarak göze çarpıyor. Bu halk hareketini güçlü yapan etkenlerden bir diğeri de koalisyonun konu odaklı olması. Diğer bir ifade ile söz konusu koalisyonu bir arada tutan en önemli itici güç Mübarek'in iktidardan uzaklaştırılması. Yani hedef basit bir şekilde tanımlanabilen bir talebi içeriyor. Bunun bir doğal sonucu da bu toplumsal hareketin ideolojik bir tabandan arınmış olması. Sırf bu nedenle Mısır'ın en örgütlü ve güçlü toplumsal muhalefeti olan Müslüman Kardeşler bile halk ayaklanmasını sahiplenme yoluna gitmedi. Böylesi bir tavır, süreci olumsuz etkileyecek bir tehlikeyi barındırdığından İhvan da Mübarek'in iktidarı bırakması hedefine odaklanmış durumda.

Ancak bütün bunlar protestocuların istediklerini elde etmeleri için yeterli olacak mı? Şu ana kadar yaşanan gelişmeler bunun pek de kolay olmadığını gösteriyor. Öyle görünüyor ki Mübarek son derece etkili bir mekanizma kurmuş ülkesinde. Polisin Mübarek'e olan sadakati biliniyor; bu biraz da polis teşkilatının, her nedense her zaman zalim ve totaliter olan yakın dönem Mısır yönetimlerine bağlılığından kaynaklanan bir tür gelenek aslında. Nasır'ın Müslüman Kardeşler'i yer altına kaymaya zorlayan baskısında da polis merkezi bir rol oynamıştı. Ordunun Mübarek'e desteği konusunda farklı görüşler olsa da ordunun en azından Mübarek'i hemen iktidardan ayrılmaya zorlamayacak kadar dolaylı bir desteğinden söz etmek herhalde mümkün.

Biraz da bu etki ve gücüne güvenerek süreçte Mübarek, Mısır halkının tepkilerini dindirmeye yönelik birtakım göz boyayıcı tedbirleri devreye soktu. Önce gelecek seçimlerde aday olmayacağını açıkladı; sonrasında oğlu Cemal Mübarek için de aynı garantiyi dolaylı olarak verdi. Hükümetin istifasını istedi; yeni bir hükümet görevlendirdi. Tepkiler dinmeyince de bu sefer kendisinin de aslında iktidardan ayrılmak istediğini ancak muhtemel bir kaostan endişe ettiğini söyledi. Bütün bu hamlelerin Mübarek cephesinden bakıldığında çok da işe yaradığını söylemek biraz zor. Halen geniş halk kitleleri Mübarek'in gitmesi fikrinden vazgeçmiş değil. Ancak süreçte Mübarek'in ayakta kalması ve koltuğunu bırakacağına dair herhangi bir net mesaj vermemiş olması da ayaklanan halk üzerinde bir bıkkınlığa sebebiyet vermiş durumda. Aslına bakılırsa bu noktada muhalif koalisyonun önemli hatalar yaptığını da belirtmek gerekir. Sürecin belli bir merkezden yönetilmiyor oluşu müzakere konusunda ciddi problemlere sebebiyet vermiş gibi görünüyor. Her şeyden öte protestocuların sadece ama sadece kendilerini bağlayan bir miat belirleyerek Mübarek'in 4 Şubat Cuma gününe kadar gitmesini istemeleri ciddi bir stratejik hataydı. Mübarek bu tarihe kadar gitmedi; Mübarek'in koltuğunu bırakmaması halinde protestocuların bir müeyyide anlamında ne yapacaklarına dair bir planlarının olmaması ve bu tarihten sonra ilave bir strateji geliştirmemiş olmaları halihazırda Mübarek'in elini güçlendiren önemli bir faktör.

Mübarek'in Etkisi Devam Ediyor Mu?

Nitekim tam da bu nedenden ötürü Müslüman Kardeşler, Mübarek'in atadığı hükümet ile görüşme kararı aldı. Halbuki daha önceki diyalog çağrılarına Mübarek'in iktidardan uzaklaşması koşulu ileri sürülüyor ve Mübarek koltuğunu bırakmadan görüşmelerin başlamayacağının altı çiziliyordu. Her ne kadar Müslüman Kardeşler hükümet ile yapacağı görüşmelerde bazı koşullar ileri sürecekse de sadece görüşme kararının bile alınmış olması protestocular açısından bir geri adım olarak nitelendirilebilir. Sürecin uzamış olmasının kitleler üzerinde bir yılgınlığa sebep olduğu ve kaos durumunun ilanihaye devam edemeyeceği düşüncesinin gün geçtikçe daha fazla güç kazanacağı ihtimali protestocu kitleler açısından önemli bir handikap.

Bu elbette ki Hüsnü Mübarek'in mutlaka koltuğunu muhafaza edeceği anlamına gelmiyor. Böylesine yoğun bir tepkiye rağmen Mübarek'in, istenmediğini bile bile iktidarda kalmaya devam etmesi çok da makul bir karar olmayabilir. Ancak burada önemli olan, bu kararı bir nebze de olsa kendi inisiyatifi ile vermiş olduğu görüntüsünün verilecek olması. Bu noktada ABD ve Türkiye gibi dışsal faktörlerin tutumunun da belirleyici olacağını söylemek mümkün. Mübarek için onurlu bir çıkışın düşünüldüğü ancak bir yandan da reformların Mübarek'siz gerçekleşmeyeceğinin dillendirildiği şu günlerde Mısır halkı için pek de radikal olmayan yumuşak bir geçişin kapıları da aralanmış olacak belki de. Ancak bu kapı çok büyük bir ihtimalle devrimsel bir değişime değil, reform sözleri ile bezeli kısmen kaotik bir geçiş dönemine açılacak. Ve ne yazık ki bu geçiş döneminin Mübarek'li olması ihtimali Mübarek'siz olma ihtimali ile neredeyse aynı.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim