1. YAZARLAR

  2. Necmettin Turinay

  3. Mısır’da Sevr’in sonu
Necmettin Turinay

Necmettin Turinay

Yazarın Tüm Yazıları >

Mısır’da Sevr’in sonu

A+A-

Yaşlıları ve çocukları, kadınları, nöbetli hizmetlerde çalışan çoğu sınıfları ihmal ederseniz, Kahire halkının hemen bütünü Tahrir (Hürriyet) Meydanı’nda!..

Heybetli Nil’in nemli buharı ve engin çöllerin yakıcı alevi arasında kiremit gibi pişmiş milyonlar, işte sonucu almak üzere!..

“Hüsnü Mübarek istifa!..” diye bağıran milyonların muradı, kuşkusuz sırf bu cümle ile sınırlı kalamaz. Evet onlar kendilerini böyle ifade ediyor; böyle rahat rahat, bağrını gere gere isyanlara oynamaktan da büyük bir haz duyuyorlar.

Fakat dediğimiz gibi, o kalabalıkların muradı çok daha ötelerde olmalı. Bağırıp çağırıyorlar, seslerini duyuruyor ve kendi varlıklarını duyurmak istiyorlar. Daha açık ifade etmek gerekirse de şimdiye kadar sinmiş, sindirilmiş kalabalıklar, belki Nasır’dan bu yana ilk defa kendilerini keşif ediyorlar. Meydanlarda kol kola, korkusuzca yürümenin, tek tek bireyler olmaktan çıkmanın, toplu halde nasıl bir kuvveti temsil ettiklerinin şuuruna yükseliyorlar.

Yani on dokuzuncu yüzyılda koca kıtaları, yani Süveyş Kanalı’nı yaran; karın tokluğu bir mesai ile de Firavunlara ehramlar/piramitler diken heybetli Nil’in bu mazlum halkı, şimdi isyan edebilmenin hazzına büyük Allah’ın bahşettiği onur duygusunu da yeni baştan iktisap etmenin şevkine eriyorlar. Yani tek tek Mısır’lılar, toplu olarak Mısır halkı ve onların üzerinden de, hemen bütün Arap kavimleri, tarihi günler yaşıyor ve hürriyete eriyorlar. Allah’ın her bir kulunda mündemiç kıldığı, fakat kendilerinden de derdest edilerek, gasp edilen bir hakkı bu insanlar yeniden kazanıyorlar. Yani bir nevi, tarihi imtihanlardan geçiyorlar.

Fakat gene dediğimiz gibi bu uğultulu kalabalıkların, daha başka talepleri ve arzuları olmalı. Öyleyse nedir, ne olabilir bu? Bunu keşfetmek ve bilmek kuşkusuz, bu insanların otuz yıldır niçin baskıya ve hürriyetsizliğe tabi tutulduğu gerçeği ile yakından ilgilidir.

İsrail’le yapılan Camp David anlaşmasını Mısır’lıların hazmetmesini sağlamak ve onun irdelemesinin engellenmesi değil de nedir bu? Kaldı ki bu anlaşmaya göre Mısır, Sina yarımadasını askersiz bölge haline de getirmiş!.. Fakat çoğu Mısır’lıların bundan haberi yok!.. Sonra kuzeyden İsrail, güneyden de Hüsnü Mübarek Filistin’e geçişleri, tabii bu anlaşmaya göre sınırlayınca, orası büsbütün bir açık hava hapishanesine dönmemiş mi?

İşte Mısır’ın, Mısır’lıların iç yarası burda saklı!..

Amr ibnül As’ların, Tolunoğulları’nın, Osmanlı’ya bile kafa tutan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın, Hidivlerin, Kral Faruk’ların ve Nasır’ların diyarı bu seksen milyonluk ülke, dilsiz ehramlar gibi lâl ü ebkem kesilmiş!..

Öyle sessiz ve durgun denizler gibi hareketsiz bir ülke!.. Fakat bu duruştan, kendinden emin olmanın verdiği bir heybet ve vakar değil, tam tersine, varlığından mahçup bir zillet yayılıyordu Ortadoğu coğrafyalarına!.. Onun bu halini göre göre de, Mısır’ı örnek almaya ve onun gibi davranmaya alışmış Arap egemen sınıfları, birer birer boyunlarını büktü ve öylece kala kaldılar!..

Kuşkusuz bu sinik ve ezik tutumun bir yanında İsrail korkusu varsa, öbür yanında da İran devriminin ürkütücülüğü yok değildi. Yani başta Mısır olmak üzere, hemen bütün Arap monarşileri, neredeyse 1978’lerden bu yana, çapraz korkular arasında adeta helâk oldu, insanlığından çıktı.

İşte bu çapraz korkulardan kendini halâs etmeyi deneyen ve bunda da muvaffak olan tek ülke Türkiye oldu. Buna sonra Suriye katıldı. Bu şuuru Türkiye, kademe kademe aşağılara doğru indirmeye çalışıyor, ayrıca Körfez bölgesinde de mayalandırmayı planlıyordu. Yani bu planın içinde Mısır’da vardı, fakat Hüsnü Mübarek yönetiminin kompleksleri, ya da Mısır’ın içinde bulunduğu türlü angajmanlar da buna bir türlü fırsat tanımıyordu.

Ancak gelin görün ki, şu büyük Allah’ın işine bakın ki, Türkiye’nin tarihi çağrısına Hüsnü Mübarek olmasa bile, bereketli Nil’in çocukları cevap veriyor şimdi!..

İster Tayyip Erdoğan’ın, ister Polat Alemdar’ın çağrısı deyin siz buna!.. Vakti ve saati gelince, insan ve toplumlar ashab-ı kehf gibi uyur uykulardan uyanır. Yepyeni bir dirime ererler. Ölü tabiatın kış arkasından bahara ermesi gibi, her türlü nebatlar da yeşile çalar, çiçekler açar. Dolayısıyla insan ve toplumların da böyle mevsimleri oluyor. Onların çektiği nice çileler Cenab-ı Allah katında, bir nevi tevbelere dönüşüyor, sonunda da müstecab oluyor işte!..

Dolayısıyla Mısır devriminin hedefi, Hüsnü Mübarek’le sınırlı tutulamaz!.. O devrimin asıl büyük hedefi, Camp David anlaşmasının iptalinden başkası olamaz.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum