1. YAZARLAR

  2. HAMZA TÜRKMEN

  3. Mısır Darbesi Mısır Halkına mı Dayanıyor?
HAMZA TÜRKMEN

HAMZA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Mısır Darbesi Mısır Halkına mı Dayanıyor?

A+A-

Mısır’da Müslüman Kardeşler (İhvan) Hareketi ve diğer İslamcı yapılar 3 Temmuz 2013 tarihinden itibaren sosyal ve siyasal alanda yeni bir imtihan aşamasıyla yüz yüze geldiler. Çünkü Mısır’ın 60 yıllık Diktacı Cumhuriyet tarihi içinde ilk defa seçilmiş olan Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi ile iktidarı temsil etme konumuna gelen İhvan’a ve diğer İslami hareketlere karşı ordu-yargı-polis-Batıcı siviller ve istihbaratçı kamp bir darbe gerçekleştirdi.

Ancak abartılıp genelleştirilmeye çalışılan “halkın talepleri” söylemine bağlı olarak “ya kaos ya müdahale” sloganı ile darbeyi gerçekleştiren Silahlı Kuvvetler hesap edemediği yoğunlukta İhvan’ın ve diğer İslami hareket mensuplarının kitlesel karşı koyuşu ile karşılaştı. İktidar gücünü silahla ele geçiren darbeciler ile darbecilere barışçıl olarak karşı çıkan milyonların gücü şu anda karşı karşıya. İki taraf arasındaki çözüm ve reel üstünlük konusu da kilitlenmiş durumda.  Ama meşruiyeti ve haklarını savunan darbe karşıtı Müslümanlar, gösterdikleri büyük tepki ve misli görülmemiş organizasyon gücü ile sosyal ve siyasal okumaların, sosyolojik ve siyasal analiz şemalarının yeniden biçimlendirilmesine neden olacaklar gibi.

Mısırlı Müslümanlar küresel istikbarın toplam gücünü arkasına alan darbeyi ve darbecileri geri çevirebilirler mi çeviremezler mi bilmiyoruz. Hesapları azim dolu veya ümitvar; ama gaybı Allah bilir. Zaten Mısır’ın onurdan, adaletten, fıtrattan yana olan Müslüman halkı, zaten cuntacılara, yerel ve küresel istikbara boyun eğmeyerek güçlü bir galibiyet ve adanmışlık ruhunu gönüllerimizde yaşatıyorlar. Onların boyun eğmeyen direnişi sadece Mısır’ın onurlu halkı için değil, tüm coğrafyamızın fıtri ve vahyi özgürlüklerden yana olan insanları için topyekûn bir öz güven ruhunu ve geleceğimiz için bir var olma ümidini yeşertiyor. Romantik söylemlere ait olmayan bu ümit, kendini nesnel şartlarda nasıl var edebileceğini de örneklendiriyor.

Mısır’da darbeye karşı direnen Müslümanlar sadece seçimle gelen haklarını savunmuyorlar. Bu vesileyle toplumlarında yabancılaşma ve vasayet kabul edilen her türlü tuğyana, zulme ve İslam dışılığa da karşı çıkıyorlar. İşte direnişçilerin kalplerini telif eden benzerlikleri: İslam algısında aynılaşma çabası. Adaletin tanıklığına yönelten yaşanılır bir inanç. Adanmışlığın şahitleşmesi. Yılmayan bir dayanışma. Milyonları harekete geçirebilen ve zor şartlarda sürekliliği ayakta tutan organizasyon derinliği. Şehadeti tercih eden mücadele kararlılığı.

Bu organizasyonun tepesindeki isim İhvan mürşidi Muhammed Bedii, darbeden sonra Adeviyye Meydanı’nda mutmain ve tereddütsüz bir liderlikle istikameti gösteriyordu: “Bizim barışçıl çağrımız sizin kurşunlarınız ve tanklarınızdan daha güçlüdür. Özgürlüğümüz şehitlerin kanıyla yeşerecektir. Özgürlüğümüzü meydanlarda bekleyeceğiz.”

Haziran 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tur seçimlerine kalan Müslümanların adayı ile, 25 Ocak Devrim Sürecine katılmakla beraber Batıcı paradigmanın yelpazesinde yer alan liberallerin, ulusalcıların, sosyalistlerin, Hıristiyanların adayı eski rejimin başbakanlarından Ahmet Şefik arasında eski bürokrasinin kurallarını belirlediği bir seçim yarışı olmuştu. Tüm engellemelere ve spekülasyonlara rağmen seçimi Muhammed Mursi kazanmıştı.

Mısır yönetimiyle hukuki veya ekonomik bağlantıları olan ABD, AB ve İsrail’in derin güçleri ve bazı KİK ülkeleri 3 Temmuz Askeri Darbesi’ne karşı tarafsızlık maskesine bürünüp susarak veya açık beyanlarla destek vererek teşvikte bulunmuşlardır. Türkiye, Afrika Birliği, Tunus (belki Libya) ve Katar (ikinci açıklamasıyla) açıklamasıyla darbeye açıkça karşı çıkmışlardır. Bu hukuksuzluk karşısında İran dahil diğer halkı Müslüman olan ulusal devletler açık bir tavır sergilememişler; hatta bazıları  Rusya ve Çin gibi yeni kapitalist aktörlerin demeçlerine paralel olarak ya darbeyi dolaylı olarak ya da doğrudan desteklemişlerdir. Darbeden sonra Genel Kurmay Başkanı General Abdulfettah El Sisi’nin Cumhurbaşkanı atadığı Anayasa Komisyonu Başkanı Adli Mansur, darbeyle yürürlükten kaldırılan Anayasa üzerine yemin etme komikliğini sergilerken “Halk adına bana verilen görev” cümlesini kurabilmiştir.

 

Hangi Halk Darbeci veya Darbe Karşıtı

Halen Ortadoğu Dörtlüsü'nün (ABD, Rusya, AB ve BM) Ortadoğu Özel Temsilcisi olan eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, 7 Temmuz tarihli The Observer gazetesinde Mısır’daki darbeyle ilgili bir yazı yazmıştır. Blair, Mursi’ye karşı Tahrir Meydanına toplanan ve İskenderiye gibi bir-kaç şehirde Temerrüd/İsyan Hareketi’ne destek veren 1 veya en fazla 1,5 milyona yakın protestocunun sayısını asparagaslaştırarak 17 milyon sayısına çıkartmış, Türkiye ve Brezilya’daki son protesto gösterilerine de değinerek “modern ve açık görüşlü milyonlarca insan” dediği yerel veya küresel vesayete açık olan protestoculara Ortadoğu Dörtlüsü’nün Özel Temsilcisi olarak şu cüretkâr taahhütte bulunmuştur: “Yanındayız, müttefikiz, birlikte olmanın bedelini ödemeye hazırız.”

Tony Blair’den daha diktatörcü olan 28 Şubat gediklisi Ertuğrul Özkök “darbeden demokrasi” çıkabileceğini  yazabilmiştir. Gezi Parkı Kalkışması’na destek veren Murat Belge, Şahin Alpay, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, İhsan Dağı gibi liberaller aynı şekilde Mısır’daki darbe sürecini de “amalı” ifadelerle alkışlamışlardır. Onlardan birisi olan Cengiz Çandar son yazılarında Mursi karşıtı göstericileri belirlemede Blair’in de çıtasını aşarak 10 gün içinde önce 22, sonra 30, en son yazısında da 34 milyon rakamlarını verebilmiştir. Nasıl oluyor ise her geçen gün Tahrir Meydanı’nda eriyen, bazı Suudi selefisi kitlelerin ve liberal gençlerin İhvan’ın örgütlediği Adaviyye Meydanı’na veya diğer alanlara kayan ve çözülmeyi ifade eden darbe destekçisi erozyon, yalan haberlerle örtülmeye çalışılmıştır. Tahrir alanındaki kalabalığın silahlı güçler destekli çağrılara rağmen 10 binler seviyesine düşmesi hem Batılılar hem Türkiyeli liberal lejyonerler tarafından örtülmekle kalmamış, BBC ve El Cezire’den herkesin bazı alanları canlı izleme imkânına rağmen bu aşırı şişirilmiş rakamlarla açık-seçik yalan beyanlarla dünya kamuoyunun aldatmasına çalışılmış, Siyonist lobilerin sergilediği eforun bile üzerine çıkılmıştır.

Mursiye karşı çıkan kitle hakkında tüm dünyaya dudak uçuklatan bire onbeş, otuz katan uydurulmuş sayıların balonunu patlatsak bile, ortada olan gerçek darbeye destek veren yüz binlerce protestocunun varlığıdır. O zaman bu darbenin veya darbe teşebbüsünün halk desteği veya protestocu bileşenleri kimdir ve ideolojileri nedir? 25 Ocak 2011 Devrim Süreci’nde yer alan bazı bileşenler nasıl oluyor da eski rejimin taraftarlarıyla devrim sürecinde seçilmiş Cumhurbaşkanı’na karşı ortak bir ayaklanma içinde olabilmişlerdir?

Mısır halkı fıtrat ve vahiyden yana olan yönelimini bir yıl içinde yitirip “nimet”i mi kaybetmiştir; yoksa menfi bir inkılâp yolunda kendi nefislerindekini mi değiştirmiştir? 1 veya 1,5 milyonluk da olsa Mursi’yi diktatör ilan ederek aslında Mısır’daki İslami kazanımlar karşısında tavır alan bu insanlar halk değil midir?

“Mısır ulus toplumu”nda müspet ya da menfi olarak değişime uğrayan “kavim” kimdir? Nefislerinde taşıdıkları ideal, ölçü ve hedeflere göre Mısır ulusunu tek bir kavim olarak kabul edebilir miyiz? Tüm Müslüman coğrafyalar için Batılılaşma ile öze dönüş/ıslah çabaları’nı, sömürgeye müsaitleşme haliyle fıtrata uygun özgürleşme halini aynı anda içinde barındıran “cahiliye toplumları”nın tebaasını, tüzel cahili kişiliği dolayısıyla tek kimlikli bir ümmet kabul edebilir miyiz?

Ulus toplumlar tüzel kişilik olarak sekülerleştirici, Batılılaştırıcı cahili toplumlardır. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bu cahili toplumlar içinde yaşıyoruz. Bir nevi cahiliye içinde tebalaştırılmışız. Ama bu cahili yapı içinde 19. yüzyılda öze dönüşe büyük katkılar sağlayan Urvutu’l Vuska Hareketi’nin 20. yüzyıldaki devamı ve açılımı olan ıslah çabaları, bize dayatılan kurgusal ulus devlet ve ulus toplum yapıları içinde sürekli Müslümanlara özgürlük alanları oluşturmaya ve yeniden inşa heyecanı katmaya çalıştılar. Tarihi gerçekler hepimize gösterdi ki Fas’tan Tunus’a, Mısır’dan Türkiye’ye Endenozya’ya  kadar ulusal rejimlerce tebalaştırılan Müslüman halklar ana eğilim olarak Frenkleşme veya Frenkleştirme çizgisine oranla daha yoğun olarak İslamlaşma ve yeniden İslami diriliş ve ıslah çizgisini tercih ettiler-ediyorlar.

Mısır’da son darbeden sonra Batı’nın yerli işbirlikçisi Suriye’nin Baas Reisi Esed’in “Mısır’da Siyasal İslam çöktü” ifadesiyle arzu ettiği hal, aslında bu temenniye uymayan bir sosyal vakıadır. Mısır’da halkın yüzde 50’sinden fazlasını okuyup-yazma özürlü ve yoksul bırakan 60 yıllık diktatörlük, dayandığı ulusalcılardan, sosyalistlere, liberallere kadar; ayrıca sekülerleşme çabasındaki Hıristiyanları da yanına alarak Batılı paradigmaya bağlı ve çoğunluğunun menfaati bu Batıcı vesayet sisteminin sürmesinden yana olan yüzde 15 veya 20’lik şımarık bir kitle oluşturabilmiştir. Bu hal 90 yıllık Türkiye Cumhuriyet tarihinde inşa edilen yüzde 20 veya 25’lik CHP kökenli Kemalist nesli, jokaben elitleri ve bürokrasiyi, ulusal sisteme entegre edilen Alevileri hatırlatmaktadır.

25 Ocak Devrim Süreci içinde ilk defa Mart 2011’de özgür seçim normlarına uyma trendi gösteren genel seçimlerde tüm Hıristiyan partilerin bloğunu temsil eden “Hür Mısır Bloğu” yüzde 6.2, 12 partinin ittifakı ile seçime katılan “Liberal Vefd” yüzde 9.8, Devrim Süreci’nde yer alan sosyalist, liberal ve Nasirist gençlerin oluşturduğu blok olan “Devrim Devam Ediyor Partisi” yüzde 3;  Amr Musa ve Hamdin Sabah gibi yerel ve küresel vesayetin aktörü olan kişilerin liderlik yaptığı partiler ise ancak yüzde 1 oranında oy alabilmişlerdir.

Mısır tarihindeki güvenilirlik oranı en yüksek olan bu seçimlere katılım oranı ilk defa yüzde 56’nın üzerine çıkmıştır. Seçimlerde İslami aidiyetleri ön planda olan İhvan’ın Özgürlük ve Adalet Partisi yüzde 47.8, beş selefi eğilimli partinin veya cemaatin ortaklaştığı El Nur Partisi yüzde 24.29, İhvan’dan ayrılan Ebulfuttuh’un Al Vasat Partisi yüzde 3 oy almış; ayrıca bu partilere yakın eğilimli bağımsız mebuslar seçilmiştir.

O zaman yüzde 80 veya 85’i bulan İslami eğilimli oy tabanı nasıl olmuştur da 80 milyonluk Mısır’da seçimlere katılmayan yüzde 46’lık oran ve çocukların nüfus içindeki oranı da atlanarak birden dünya kamuoyunda azınlık olarak takdim edilebilmiş; ve protestocuların sayısı hakkında 17 veya 22 milyon sayıları kullanılabilmiştir. Kaldı ki  sadece Kahire’de mezarlıklarda yaşayan ve hayata küsmüş -büyük ihtimalle seçimlere katılmayan- 3 milyonluk bir kitle vardır. Ayrıca apolitikliği ile bilinen ve rejimin özel bakanlıkla bazı kere de özel kurumlarla takip ettiği  12 milyonluk bir tarikat-tasavvuf kitlesi vardır ki devrim sürecinde bu sufi kitlenin nasıl refleksler verdiği ile ilgili anket-analiz yapılmamıştır. Mısır’ın mutasavvıf kitlesi  siyasal bir tavır gösterecek olsa tabii ki ana gövde olarak modernizme ve Batılı yaşam tarzına yönelen bloğun saflarını seçecek değildir.

 

Darbecilerin Dayandığı Taban

Darbecilerin beslendiği ideolojik tabanın kimlere dayandığı bilinmelidir. Ayrıca seçilmiş cumhurbaşkanının önünün nasıl kesilmeye çalışıldığı ile ilgili bazı veriler şunlardır:

1.  2012 Haziran’ında Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Nasır’la birlikte kök salan oligarşik yapının bir parçası olan yargı yapılanması, hukuk dışı kararlarla sürekli icraatın önünü tıkamaya çalışmıştır.

2.  Yine yargı, seçilmiş bağımsız mebusları seçilmişliklerini ve parlamentonun  üst kanadı Şura Meclis’ini feshetmiştir.

3. Temmuz 2012’de Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Tantavi ve yardımcısı Sami Anan’ın darbe planı Askeri İstihbarat Başkanı Abdulfettah El Sisi tarafından açığa çıkarılmıştır.

4.  Temmuz 2012 darbesinin ifşa edilmesinden sonra bu plana bağlı olarak emekliye sevk edilen 500 kurmay subayın Mısır derin devletinden maaş alan 10 binlerce gayri nizami kuvvetleri (Baltagiyye/Baltacılar) örgütleyerek gasp, ajitasyon, katliam girişimlerinde bulunmaları da ülkede bir yıl boyunca sürekli kaos hali yaşatmıştır.

5.  Bu arada açık veya gizli ortakları İngiliz olan ülkenin ilk 100 şirketinin ekonomik plandaki spekülasyonları katlanarak sürmüştür.

6.  Ezici çoğunluğu liberal, ulusalcı veya sosyalist eğilimli veya Hıristiyan olan Batıcı-laik veya eski nizamın taraftarı medya gücü, bir yıllık Mürsi iktidarı boyunca sürekli olarak Mursi ve İhvan aleyhinde kamuoyu oluşturmuştur. 

7.  13 Şubat 2011’de yönetimi devralan Askeri Konsey’e Merkez Bankası’ndaki döviz rezervleri 36 milyar dolar olarak teslim edilmişti. 30 Haziran 2012’de Mürsi iktidarı teslim aldığında Merkez Bankası rezervleri 16 ay içinde 13 milyar dolara düşmüştü. Bu erime veya soygunun hesabı sorulmalı ya da işi askerlik olduğu halde ülke ekonomisine müdahale edip ciro itibariyle var olan şirketlerin en az %40’ına sahip olan Silahlı Kuvvet mensuplarının yaptığı yolsuzluklar yargıya intikal ettirilmeliydi. Ancak bu hukuk ve yasa dışı icraatlara koğuşturma açma imkanı Mübarek kalıntısı yargı kurumlarından hep geri döndü veya sümen altı edildi.

8.  Eski anayasa gereği soruşturmaları başlatacak olan Başsavcı’yı atama yetkisi Cumhurbaşkanın elindeydi. Ama Mursi bu yetkiyi kullanmaya yeltenmeye kalkıştığı her daim yargı mensupları Baltacıların desteğindeki protesto gösterileriyle yürütmeyi kilitleyip ayaklanma veya darbe heveslilerine zemin oluşturmaya çalıştı.

9.  3 Temmuz darbesinden sonra elektrik kesintilerinin ve benzin istasyonlarındaki kuyrukların iki gün içinde son bulması da, Mısır’ın zengin oligarşisinin Mursiye karşı nasıl bir ekonomik ambargo uyguladıklarının en önemli delili oldu.

10. Darbenin sivil ayağını oluşturan ve 30 Haziran’da Tahrir Meydanı’nda gerçekleştirilen Mursi karşıtı gösterileri organize eden Temerrüd Hareketi’nin lideri Av. Mahmut Badr’ın ise uyuşturucu ve silah kaçakçılarının en güçlü avukatlarından olması, yerel ve küresel karanlığın birbirini ne kadar sevdiğini de ispatlıyordu.

Batılılar, açıklayıp açıklamamak konusunda tereddüt ettikleri darbe olgusunun meşru zeminini halk iradesi olarak gösterdiler. 30 Haziran ve 1-3 Temmuz tarihlerinde Tahrir Meydanı’nda toplanıp orduyu göreve davet eden, ama Mursi taraftarı milyonluk gösterilerin gücü karşısında da sürekli eriyen darbe taraftarı katılımcıları bir kere daha hatırlatalım:

1. Tahrir Meydanı çevresi Mısır’ın elit tabakasının oturduğu bir mevkii olması hasebiyle kurulu düzenini ve Batıcı-müfsid yaşam tarzını devam ettirmek isteyen seçkinlerin katılımı için kolay bir mekandı.

2. İslamofobi ile güdülen, liberalizmin veya sosyalizmin etkisindeki gençlik hareketleri.

3. Bir yıllık Mursi’nin iktidarı döneminde en az yüzde 70’i görevlerini pasif direniş şeklinde aksatarak maaş alan eski rejimin bağlısı bazı polis ve subay kümeleri sivil giyimli olarak eşleriyle meydanda arz-ı endam ettiler. -Mısır’daki polis sayısının 1,5 milyonun, subay sayısının da 30 binin üzerinde olduğu hatırlanmalıdır.-

4. Uluslar arası sermayenin Mısır’daki taşeronluğunu ve turizm sektörünün öncülüğünü gerçekleştiren Hırıstiyan müteşebbisler yanında, kendilerini Avrupalı Hırıstiyanların müttefiki sanan bazı Kilise cemaatleri.

5. Nasırcı ulusalcılar ve derin devletin uzantısı baltacılar.

 

Darbeye Direnen Halk

Bu darbeye karşı  özgürlük ve kazanımlarını korumak için meydanlara çıkan ve kurşunlara karşı göğüslerini açarak direneceklerini ilan eden İhvan’ın ve Cemaat-i İslami gibi diğer İslami akımların toplam tabanı ise “halk” anlamında neyi ifade ediyor?

Tahrir Meydanı karşısında sadece milyonluk kalabalıklar toplayan Rabiatul Adaviyye Meydanı yoktu. Mursi’yi destekleyen ve darbeye karşı çıkan Müslümanların sadece Kahire’de Nahda, Giza, Hılvan, Merc gibi meydanlardaki yüz binlik bazı kere milyonluk gösterileri haber-iletişim imkanları olmadığı için ekranlara yansımıyordu. Meydanların görüntüsünü vermek için yarışın Suud finanslı Al Arabiye tv ekibi darbe yandaşı gösterileri öne çıkartırken, Katar finanslı El Cezire tv ekibi ise her iki kitleyi göstermeye çalışmıştır. Ama darbe karşıtı gösterileri ekranlara yansıtmaya çalışan çekim ekip ve araçlarına mükerreren müdahale edildiği için Mursi destekçilerinin gösterileri Adaviye Meydanı dışında ekranlara ulaştırılamamıştır.

Ancak Mısır gazetelerinde ve tv ekranlarında İslamcıların kitlesel dev gösteri ve direnişlerine tamamen karartma uygulamaktadır.  Oysa Mısır’da İhvan’ın ve diğer İslamcıların darbecilere karşı  “Barışçıl Gösteri” olarak tanımladıkları stratejik hamleleri tarz ve kitlesel katılım açısından dünya tarihinde bir ilki gerçekleştirmektedir. Bu stratejik hamle hem kitlelere mücadele içinde mücadeleyi kazanma öğreniminin eğitimini vermiş oluyor, hem Çevre’nin kazanımlarına karşı tavır alan yerel ve küresel vesayet sisteminin tanınırlılığını sağlıyor, hem işbirlikçileri ve aldatıcıları açığa çıkartıyor, hem de meydanlarda kılınan Cuma namazıyla vakit namazlarıyla, Teravih namazıyla fahşaya nasıl karşı konulacağını öğretiyor.

İhvan önderliğinde gerçekleştirilen bu kitlesel öğretici ve eğitici talim ve tertil fıkhı, spekülatif yaklaşımlarla aldatılan kitleleri de uyandırıyor, yabancılaşmış ve kimliksel fıtratı bozulmuş Temerrüt-darbe organizasyonundan kopartarak ıslah eğiliminin saflarına yöneltiyor. Aldatılmaktan arınma ve uyanmaya meyletmenin örneklerinden bir tanesi de Yemen’deki Salih Diktatörlüğü’ne karşı direnişteki rolü dolayısıyla kendisine Nobel Barış Ödülü verilen Tevekkül Karman olmuştur. Aldatıldığı veya aldandığı için de Mısır’daki darbe sürecine destek verdiğini itiraf eden Karman, İslamcı söylemin Mısır’daki şehitliği/şahitliği karşısında uyanmış ve özür dileyerek safının darbecilere karşı çıkanların yanı olduğunu bildirmiştir. Mısır’daki darbe karşıtı şahitlik Tahrir Meydanı’nda toplanan Suud güdümündeki birçok selefinin veya liberal ve sosyalist gencin vicdanını acıtmıştır. Düşürüldükleri hatanın farkına varan ve vicdanının sesini dinleyen 10 binlerce insan ya evlerine geri çekilmişler ya da Adaviyye Meydanı’ndaki direniş saflarına katılmışlardır.

Mısır’da olduğu gibi tüm Müslüman coğrafyasında da en büyük halk, seküler ulusal ve Batıcı değerlerin peşinden gidenler değil, alnını secdeye koymak için kıbleye yönelen musallilerdir. Salatı ikame edenler fahşaya karşı olma bilincini kuşandıkça, Mısır’daki darbecilere karşı 10 milyonları bulan kitleler de  her türlü tuğyana “Lâ” deme bilincine ulaşacaklardır.

Fıtrat’la ve sünnetullah’la paralelleşme eğilimi’ndeki Mısır intifadası ve istişari zemini, demokrasi kavramından liderlik algısına, safhaya uygun mücadele yöntemlerinden merhaleci ıslah ve inkılap hedefine kadar tahkik ve müzakere edilecek konuların farkındalığı içinde davrandığını açıkça sergilemektedir. Ölüm tehdidi, darbe dayatması, uzlaşma teklifi karşısında kendi sosyal yapısına dayanan ve milyonlarca Müslümanın desteğini yanında örgütleyebilen bir fikri derinlik ve İslami ıstılah ve ölçülere hakim olma gücü, karşımıza özgün bir irade olarak çıkıyor. Bu istişari irade, kuvvetini vahye iman edenlerin adanmışlığından elde ederken, yardımı da sadece Allah’tan bekliyor.  Mısır’da katliamlara göğüs geren bu adanmışlık ve Rabbimize bağlılık hali ise direnişin “öz gücü”nü oluşturuyor.

Biz Firavun’un büyücülük görevini üstlenen bugünkü medya hatiplerinin veya kalemşörlerinin Mısır Müslümanlarını küçümseyip bir klik olarak göstermesi gibi Bir tarafta Mısır, diğer tarafta ise bir klik var. Durum budur.” demiyoruz. Müslüman coğrafyada Müslümanlara ve İslam’ın bütünlüğüne karşı yapılanmaya, ekonomik veya tüketimci çıkarlarıyla Batılı yaşam tarzıyla bütünleşmeye çalışanları dünya istikbarıyla paralelleşen bir blok olarak görüyoruz. Öte yandan her türlü ifsada, şirke, cahiliyyeye, sömürüye, zulme karşı çıkıp Müslümanca var kalmayı ve İslam’ın bütünlüğünü yaşanır kılmayı ibadi bir görev bilenleri de bir blok olarak görüyoruz. Münafıkları ve kafası karışıkları bir tarafta tutacak olursak bunun Müslüman coğrafyadaki iki adı şöyle olmalıdır: İlerlemeci-Batıcı Blok ve İslami/İslamcı Blok.

Şimdi bu iki blok Mısır’da da fiili olarak karşı karşıya. İlerlemeci-Batıcı Blok’un elinde silah, para ve iktidar var. Arkasında da dünya istikbarı. İslamcı Blok ise tarihten bu yana büyük badirelerden geçilerek kazanılan bir eğitim ve organizasyon derinliği ile dünyada ilk defa milyonlarca Müslümanı ölüm tehditlerine ve katliamlara rağmen darbeci barikatların önüne dikmiş durumda. Bu Müslümanların öz gücüne dayanan önemli bir irade. Arkalarında da gaybi yardımına muhtaç oldukları Allah var.

 

Barışçıl Direniş Stratejisi

Tabii ki Mısır’daki kamplaşmanın kolonyalist bir sistem içinde olduğunun bilincindeyiz. Bu nedenle özgürlük ve tebliğ aşaması açısından merhale tespitleri tartışmaya açık olacaktır. Bu tutsaklık içinde hangi Rasul’ün mücadele örnekliğinin ön plana çıktığı soruları da sökün edebilir. Ama bu süreci, Mekke Siret Fıkhını ve vahyin inzal sürecini ve tüm peygamberlerin ıslah mücadeleslerindeki metodik seyyaliyetleri Kur’an’dan tertilen okuyan bir rehberiyetin devam ettirdiğini de unutmamak gerekir.

Sayıları 10 milyonları geçen bir kitleleşmeyi silahlı bir mücadele yerine “Barışçıl Direniş” hattına sevk etmek önemli bir stratejik akıl. Mücadeleyi dev teknolojik imkânları ve silah güçleriyle fiili çatışmaya çekmek yerli ve küresel istikbarın isteğidir. Bu seviyede fiili çatışma halinin öncelenmesi milyonların imkânlarının yıkıma uğratılması, ifsadın, yoksulluğun, yetimliğin daha da yaygınlaşması demektir. “Barışçıl Direniş” stratejisi ise silah ve fiili savaş yerine ikame edilen bir pragmatizmi değil, şartların maslahatına uygun bir tercihi öne çıkarıyor. Barışçıl Direniş cihadı, Rasulullah’ın (s) ve arkadaşlarının Mekke Dönemi cihadı’nı hatırlatıyor.

İlerlemeci-Batıcı Blok, darbe şartlarından sonra statülerini koruyabilmek için tüm silahlı organizasyon tedbirlerini almış ve barikatlarını oluşturmuştur. İhvan önderliğindeki İslami Blok ise tüm iradelerini ve öz güçlerini sergileyip tanıklaştırarak günlerdir barikatların önünde milyonluk Barışçıl Direniş mukavemetleri gösteriyorlar. Ya meşruiyet ve fıtri özgürlük kazanacak ya da 60 yıllık işbirlikçi vesayet.

Mısır Müslümanlarının şu anda tek güçleri kendi özgüvenleri ile oluşturdukları öz güçlerini diri tutmaları. Bekledikleri sadece bizim dualarımız, ayrıca küresel dayanışma çabalarımız ve Rabbimizin gaybi yardımı.

Mısırlı darbecilerin ve Batıcı-İlerlemeci kampın gücü ise ellerinde tutukları silahta, kirli iktidarda ve işbirlikçi ahlaksız küresel ilişkilerinde beliriyor; ama gabya imanları yok. Ancak küresel kapitalizmin de çıkarları ve kalpleri parça parça. Mısır’da darbe sonucu umdukları “işbirlikçi istikrar”ın elde edilemeyeceğini bir hafta içinde görmeye başladılar. Mısır halkının Müslümanlardan yana ön plana çıkan kitlesel iradesine rağmen, Küresel kapitalizmin Mısır’a ve bölgeye yönelik hesaplarının tutmadığı belirginleşiyor.

Ve iki taraf da direncini yenilemeye çalışıyor.

Mısır’da milyonları mobilize eden İslami Blok da, gücünü silahtan ve küresel istikbarla yaptığı işbirliğinden alan Batıcı-İlerlemeci Blok da iki haftadır birbirinin iradesini çökertmeye çalışıyorlar. Müslümanların “Barışçıl Direniş” stratejisi karşısında darbeciler beklemedikleri bir şaşkınlık hali yaşıyorlar. Ancak şaşkınlık disiplinsizliği ve silah gücüyle katliamları da getirebilir. Şu anda tarafların karşı karşıya gelen gücü kilitlenmiş vaziyetti. Müslümanlar için Batıcı-İlerlemeci Bok’un iradesine çözmek asıl; bunun için üstün bir mukavemet ve şecaat gösteriliyor. Başarıya ulaşmanın yolu Rabbimizin açacağı bir ufuk ve selamet kapısına; daha doğrusu Rabbimizin gaybi yardımına kalmış. İman ve mücadele edilmekte ve tevekkül gösterilmekte. Ve bundan sonra en büyük beklentimiz Rabbimize yönelteceğimiz dualarımızda…

Milyonlarca Müslümanı böyle bir mücadele, adanmışlık ve tevekkül düzeyine yürütebilmek zaten önemli bir zaferdir. Ama Mısır’ın diktatörlerine karşı yakında bir zafer elde edilemezse; o zaman Rabbimizin gaybi yardımına niçin müstahak olunmadığına dönüp bakılacak ve sünnetullah yolunda istikametimizin reorganizasyonu konusunda daha deneyimli olarak fıkhedilecek ve daha sahih ve vakii açılımlara adım atılacaktır inşaallah.

Ayrıca küreselleşen dünyamızda, Müslüman coğrafyanın sınırları da önemsizleşiyor. Bir asırdan buyana irtibatı kesilen ellerimiz yeniden birbirine ulaşıyor. Mısır’a olan ilginin geri dönüşümlü olduğu unutulmamalı. Mısır’da Müslümanların kazanması Filistin’in, Suriye’nin ve Türkiye Müslümanlarının da büyük kazanımı olacaktır. Müslüman coğrafyamız insanlıktan ve İslam’dan yana uyanış ve ıslah çabalarının sacayaklarını arıyor.

Muhammed Sûresi’nde belirtildiği gibi eğer Müslümanlar Allah’a/Allah yoluna yardım ederlerse, Allah da onlara yardım edecek ve ayaklarını sabit kılacaktır.

 

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum