Miras ve İstikamet

05.09.2011 19:56

Hamza Türkmen

Geçtiğimiz Ramazan ayında TYB’nin Cağaloğlu’ndaki yerinde Türkiye Müslümanlarının yakın tarihi ile ilgili önemli bir toplantı gerçekleşti. Toplantının konusu Sedat Yenigün’dü.  Özellikle de O’nun fikri gelişim süreci ve şahadeti üzerinde yoğunlaşıldı. Toplantının konuşmacıları Mehmet Güney, Ali Bulaç, Abdurrahman Arslan, Ümit Meriç, Ahmet Ağırakça, Hamza Türkmen, Beşir Eryarsoy, Hasan Güneş ve Sedat Yenigün’ün oğlu Halil İbrahim idi. Konuşmacılar onun dönemini irdeleyen tespitleri ve hatıralarıyla önemli katkılar sağladılar.

Sedat Yenigün eksikleriyle ve kattıklarıyla 1970’li yıllarda belirginleşmeye başlayan Türkiye’deki tevhidi uyanış sürecinin muhataplarından ve taşıyıcılarından birisi oldu. O, tarihi süreç içinde elbisemize bulaşan muhafazakâr-mukaddesatçı ve milliyetçi kirlerden arınmaya ve İslam’ı yeniden yaşanılır kılmaya yönelmiş azimli ve kararlı bir istikamet üzerindeydi. Fedakârlığı, çalışkanlığı ve güzel ahlakı takvasının dışa yansıyan boyutlarıydı.

O öğrenme, tebliğ ve mücadele azmi içinde olgunlaşıyordu. İstikametini fıtri ve vahyi bir hatla zenginleştirmeye çalışıyordu. Vahyi ve Kur’an ahlakını yaşamlaştırmak konusundaki Rasululah’ın (s) örnekliği onun sevdasıydı. Doğru yolu bulup insanımıza yol göstermeyi arzulayan bir tanıklık, şahitlik ve şehitlik üzerindeydi. Ve dünya hayatındaki şehitliği, egemen şer odaklarıyla irtibatlı bir çetenin suikastı sonucu ölümcül şehitliği ile taçlandı.

Sedat Yenigün’le 1970 başında MTTB Orta Öğretim Komitesi’nde tanışmıştım. İlk başkan Mustafa Bilgi’nin şahadetinden sonra Şefik ve Sami arkadaşlarımızın başkanlığında çalışıyorduk. Sayımız çok azdı. İstanbul’un dört bir yanından gelip hafta sonları toplanıyor ortak okumalar yapıyorduk. En fazla da o ilgileniyordu. Okuduklarımız arasında Necip Fazıl, Peyami Safa, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu gibi İslami aktivitesi milli dindarlık kalıpları içinde yaşatmak isteyenler de vardı; Seyyid Kutup, Ebu’l Âlâ Mevdudi, Muhammed Kutup, Malik b. Nebi, Muhammed Hamidullah gibi İslami uyanışı ve tevhidi bakış açısını güçlendirmeye çalışan insanların çeviri eserleri de vardı.

1970’li yıllarda İslamcılık sağcı, mukaddesatçı, milliyetçi, mezhepçi telakkilerle iç içeydi. Kimliğimizi Kur’an ve Sünnet temelli bir arınma ve yenilenme çabasıyla yeniden inşa etme ve özgünleştirme fikri yeni yeni gündeme geliyordu. 1970’li yılların başında Müslüman gençler arasında fikri arayış ve aksiyon açısından iki önemli havzadan bahsedebilinirdi: MTTB ve YMM Hareketi.

Milli Türk Talebe Birliği, esnek ilişkiler içinde İslami diyalog ve fikri yenilenme çabalarına imkân sağlarken, Yeniden Milli Mücadele ekolü ise “Kurtuluş İslam’da” şiarı içinde hareket ve kadro boyutuyla ön plana çıkıyordu.

Yaşımız oldukça gençti. Ama Sedat Yenigün’ün riyasetinde 1970 yılında MTTB Orta Öğretim Komitesi’nin yöneticileri ve istikrarlı müdavimleri olan 17 kişi ile yeminli bir birlik kurmuştuk. Amacımız üniversiteye girdiğimizde daha İslami bir MTTB oluşturabilmekti. Bu ekip içinde, geçen Temmuz ayında vefat eden Ahmet Şişman da vardı. Ama birliğimiz 6 ay içinde dağıldı. Elemanlarımızın büyük çoğunluğu daha canlı ve inkılâpçı bir metod takip etme iddiasındaki YMM’ye kaymıştı.

Sonuç itibariyle YMM Hareketi “Kurtuluş İslam’da” şiarıyla toparladığı İslami aidiyetleri güçlü aktif gençlerin İslamcılığını tevhidi bir arınmışlığa değil, “Milli Devlet” ve “Milli Ordu” söylemiyle statükoyla barışmaya yani muhafazakârlığa yöneltti. Bu süreçte MTTB İslami kimliğin kavranması, tartışılması ve geliştirilmesi açısından daha imkânlı bir alan olarak kaldı.

İşte Sedat Yenigün, bu imkânı MTTB’nin Milli Gençlik dergisini 1974’ün sonunda yeniden çıkartarak değerlendirmeye çalıştı. Dergide birçok milliyetçi-mukaddesatçı kalem yanında, İslami tahkik ve tevhidi kimlik inşası doğrultusunda çaba sarfeden Ali Bulaç, Beşir Eryarsoy, Selahaddin Eş, Ömer Özbay, Şehmuz Durgun gibi isimler de yer bulabiliyordu. Lakin o süreçte MTTB’li gençler 29 kasım 1971’de Sabahattin Zaim’in öncülüğünde kurulan İslami İlimler Sosyal İlimler Enstitüsü’nde milli dindarlığı aşamamış ama alanlarında uzman olan Salih Tuğ, Ahmet Kabaklı, Faruk K. Timurtaş, Mahir İz, Ergun Göze, Ayhan Songar gibi kırka yakın akademisyen ve yazarın periyodik seminerleriyle eğitiliyordu. Sedat Yenigün de Türkoloji okumanın bağı içinde bu sürecin sekretaryasını yürütüyordu.

Ancak Kitabi arayışlar ve tevhidi bilinçleniş süreci arttıkça hem MTTB içindeki ve çevresindeki mukaddesatçı muhafazakâr kesimle sorunlar artıyordu, hem emniyet güçlerinin rahatsızlığı belirginleşiyordu. Lakin bu süreçteki tahkik ve arınma çabaları yürüten gençlerin fikri-siyasi seviyesini ve yönelimini oldukça iyi yansıtan Ali Bulaç’ın Milli Gençlik’teki yazıları 1976 yılında Sedat Yenigün’ün aktif çabaları ve redaktörlüğünde Çağdaş Kavramlar ve Düzenler adıyla kitaplaştırılmıştı.

Milli dindarlık anlayışındaki taklitçi ve statükocu tepkiler dolayısıyla MTTB’den ve Milli Gençlik Dergisi’nden ilk ayrılan ekip Ali Bulaç ve arkadaşları oldu. Ve 1976 yılında Türkiye’deki “tevhidi uyanış süreci”nin dışa bakan yüzünü ifade eden “ilk düşünsel havza”yı oluşturdular ve aylık Düşünce Dergisi’ni çıkarttılar.

MTTB’deki milli dindarlık anlayışının taklitçi ve statükocu baskılarına artık tahammül edemeyen Sedat Yenigün ve arkadaşları da bu çevreden 1977 yılında ayrıldılar. Ve sonra tevhidi uyanış sürecinin özgün ve ve sayetsiz bir şekilde “cemaat ve aksiyon” yönünü oluşturmak için İKO’yu kurdular ve İslami Hareket Dergisi’ni çıkarttılar.

1975 ve 1976 yıllarında MTTB’den ayrışarak yaşanan bu süreç, Türkiye Müslümanlarının kimliklerini bağımsızlaştırmaları açısından ciddi bir örneklik oluşturdu. Bu çabalar Türkiye Müslümanları için önemli bir süreci ifade ediyordu. Bu çabalar, İslamcılığı mezhepçi ve milli kirlerden arındırıp, tevhidi ve ümmetçi bir eksene oturtturmaya yönelmişti. Tabii ki sürecin kazanımları da vardı, aşamadığı zaafları da. Ama bu süreci gelenekçi, milliyetçi-mukaddesatçı çevreler de engellemeye çalışıyordu, Kemalist-ulusalcı sistem de.

1970’li yılların ortalarında Türkiye’de küçük ama çok önemli ve nitelikli kıpırdanmalar oluyordu. Belki Selçuklular döneminin ilk yıllarındaki Danışmendliler ve Osmanlılar dönemindeki Kadızadeliler hareketinden sonra ilk defa kitlesel boyut kazanan tevhidi uyanış ve bilinçlenme sürecinin başlangıcındaydık. 1970’li yılların sonunda İran İslam Devrimi’nin ve Afganistan İslami direnişinin duyarlılıkları yükselten yankısı gündeme oturmuştu. Fikri ve fiili planda Müslümanların güçlenen sesi yankı uyandırıyordu. Sedat Yenigün bu yükselen sese bilgi, bilinç ve örgütlenme açısından cevap vermeye ve kimliğini arındırmaya çalışan ender insanlarımızdan birisi oldu. Ve tağuti sistem bu sesi kısmak için tetikçileriyle onu 5 Temmuz 1980’de şehit etti.

Mavera Gençlik’in düzenlediği sözünü ettiğimiz anma toplantısında Ahmet Ağırakça, onun son dönemde sağcı ve Osmanlıcı kirlerden arınmış olduğuna şahidlik ederken; oğlu Halil İbrahim ise sonradan öğrendiği babasının İslami arınma sürecinin kendi kimliğine istikamet çizdiğini belirtiyordu.

Sedat Yenigün, bizim için sıradan bir hatıra değildir. O Türkiye Müslümanlarının tevhidi uyanış tarihinde rol almış önemli bir şahsiyettir. Bugün de hem gelenekçi zaaflarla hem de baskın olarak küresel ve ulusal cahili sistemin kuşatmasıyla karşı karşıyayız. Gördüğümüz ve öğrendiğimiz o ki; onun hayatın kirlerini aşa aşa geldiği aşama, İslami bir kalkış için hayatın sorunları içinde vahyin şahitliğini üstlenen bir tebliğ ve istişari Kur’an nüvesi meydana getirebilmekti. Dolayısıyla onu anlamak ve anmak da, ancak vahye ve fıtrata yönelten bu istikameti anlamak ve yaşatmakla mümkün olabilir.

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim