1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Minare gölgesi...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Minare gölgesi...

A+A-

Demokrasi savunucuları demokratlaşmada aşırılık tehlikesine karşı ultra duyarlılık gösterirler. Bunlara göre, ‘milletin ne istediğine’ bakılmamalıdır.

Tehlikenin önlenmesi için demokratikleşmede hudutların, ‘milletimiz için son kertede en fazla ne isteyebiliriz’ noktasında sınırlandırılması gerekir... Çünkü millet, çoğu kez ne istediğini bilmediği için, istekleriyle devleti tehlikeli badirelere sürükler...

‘Komünizm gerekiyorsa onu da biz getiririz’, formülü mesela, bizim erken Cumhuriyet dönemindeki ‘millete en genişinden ne istetilebilir’ modeli zararsız demokratikleşmeye bir örnektir ve halen de yürürlüktedir...

Batı dünyasında da demokrasinin sınır çizgileri ‘minarenin gölge uzunluğu’na göre çizilmiş... Aslında bu da aynı şey...

Establishment’e egemen hakim inanç ve kanaat şöyledir.

Halk istiyor diye minarenin dikilmesine ve bir de ezan ile tahkimlenmesine izin verilirse, bunun anlamı, kurulu müesses nizamın altının oyulacağı günler yakındır demektir...

İsviçre’deki minare yasağı, Türk ‘establishment’ inin başörtüsü için semt pazarlarının haricine taşınmasına koyduğu yasağın, yeni askeri tabirle, asimetrik yorumudur...

Yasak aynı, uygulamanın hedefindeki obje farklı...

Mesela,

Başı bağlıların, kitaplardan okuyarak, örtüleri başlarında hayatın en hakiki mürşidiyle tanışma isteğinin temel hak ve hürriyetler adına kabul edilmesi, demokratikleşmede ipin ucunu kaçırtır... Bunun da anlamı, Cumhuriyet’in temellerinin dinamitlenmesidir...

Demokrasi, demokrasiye karşı silah olarak kullanılamaz...

Din hürriyeti, insanın tanrısı ile arasındaki deruni duygu alışverişinden öte bir şey değildir. Başındaki örtüsünü inancının gereğinden sayanlar, söz konusu alışverişe kapı kapatan kamu alanına girdiklerinde, başlarında örtü bulunduramazlar...

Başörtüsü, özel hayatın sınır noktası demek olan ikametgah kapısından dışarıya çıkarıldığı an, irticanın simgesine dönüşür...

Batı’daki minare gölgesinin aydınlanmanın ışığı vurmuş bizim vatan toprağına düştüğünde kırılarak başörtüsüne dönüşür... Fizikteki ışığın kırılması neyse, kemalizmde de haklar ve hürriyetler, kamusal alanda aynen öyledir...

Irkçılık tek boyutludur... Beyaz adam ırkçılığı niteliğinde dünyanın her yerinde tek elden çıkmış değişmez formatıyla su üzerinde kuğu dansını sergiler...

Batı’nın, İsviçre’nin mesela Beyaz adamı hem doğuştan hem zeka, başarı ve kabiliyette renklilerden üstündür... Beyazla beyaz olmayanlar birbirlerinden tecrit edilmeli...

Kanı renkli birinin hangi alanda olursa olsun başarı göstermesi, hemcinslerinin klasik ortak çizgisini aşarak beyazlara yaklaşması, damarlarındaki beyaz kanın miktarıyla orantılıdır...

Minarenin gölgesine gelelim...

Üniversite giriş imtihanlarındaki katsayı, bilfarz, nenin nesidir... Ya yirmi sekiz şubat tecritleri...

Tam anlamıyla kışla mantığı...

Acemi eğitim merkezlerinin bulundukları Anadolu şehirlerinde askeri ilgililer şehir iznine çıkan eratın yiyip içebileceği, oturup eşi dostu ve akrabalarıyla sohbet edebileceği kamuya açık mahalleri önceden tesbit ederek ilan ederler... Asker erat, öyle ulu orta önüne çıkan her kahvehaneye, dört beş yıldızlı ‘restaurant’lara selle müsellam giremez...

Analarla babalar da velayetindeki çocuklarını kaydettirdikleri okulların yukarı kademelerinde yer alan bütün okullara, fakültelere gönderemez... Beyaz adamın damarlarındaki asil kanın siyah kanın karışmasıyla özgül karakterinin bozulmasına müsaade edilemez...

Velhasılı kelam, minare gölgesiyle davul tozu, aydınlığın amansız düşmanıdır...

Faks: 0212 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT