1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Milliyetçilik mümin kalbin neresinde
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Milliyetçilik mümin kalbin neresinde

A+A-

‘Bitmeyen özcülük’ yazısında Halil Berktay, İslam ile milliyetçilik arasında mutlak bağdaşmazlık olduğunu varsayan Taraf yazarlarını eleştiriyordu. Berktay’ın biçimsel olarak getirdiği argümanlarına katılıyorum. Evet, “olabilecek en ileri, en mükemmel haliyle ideal bir dini, olabilecek en kötü, en berbat, kapkara haliyle milliyetçiliğin karşısına dikmek” olguları anlamamıza yardımcı olmuyor.

   Bense, kalbin olgularla açıklanamayacak dilinde, milliyetçiliğin ‘teslim olmuş bir kalp’te hiçbir biçimde yeri olmadığını ifade etmeyi deneyebilirim ancak.

   Öz; bizim algımızı kuşatabilmek için yansımalara, biçimlere bölünür durmadan. O’nu bilme biçimlerimiz sonsuzdur. Ama içimizde karşılığı olan tevhid bilgisinin evrensel niteliğini yok saydığımızda, onu sebepler ilmine indirgiyor, metafiziğini örtüyoruz.

   Öz’ün bizdeki bu tezahürleri aynı ânın içinde sonsuzluğa da gidiyor, Mutlak’a da (her sayıda var olan 1’e) geri dönüyor durmadan. Yaratım’ın di’li geçmişe ait bir kavram olmaması da bundan. Yaratılış her an sürmekte. Ve işte Öz, bütün bu hareketi, dönüşümleri, sonsuz değişimi içeriyor.

   Frithijof Schuon’un tabiriyle, Öz, Mutlak’ın bir karakteristiğidir, tıpkı  Sonsuzluk ve Mükemmellik gibi. Onun adeta batıni hayatıdır. Taşarak kendisini sürdüren ve dünyayı yaratan aşkıdır. Varolan her ‘şey’in bu yüzden, bu ilahi aşka bakan bir yüzü, bir boyutu vardır mümin kalpte. Bu nitelikle, her şeyin (gazabın bile) aşkın boyutunu keşfetmek mümkün hale gelir.

   Gazap ile merhamet arasındaki, korku ile umut arasındaki, aciziyet ile kemaliyet arasındaki ilişkiler dünyevi hayatın her alanında var. Dolayısıyla vahşet ve zulmün tarihine de, sosyolojisine de bürünecektir doğal olarak. Ama kâinata yayılan feyz, tüm yaratılışı kuşatır. Tarihselliğe sığdıramazsınız.

   ***

   Hakikatin Birliği’ni (tevhid diyelim kabaca) seküler dilde ifade edebilmek için, yukarıda dediklerimi biraz daha açmayı deneyeyim. Tevhidin doğasını kavramamızı engelleyen bazı örtüler var çünkü. Kabuk ve öz arasında yapılan ayrım da, bu örtülerden biri bence.

   Halbuki Öz, yani Mutlak; tabiatı gereği sonsuzluğu kuşatır. Tüm ayrımları, parçalanmaları, bölünmeleri içerir. Schuon’un dediği gibi, İlahi Nur: Öz’ü ‘boşluğa’ yansıtır ama hiçbir şeyi dışarı koymaksızın ve ayırmaksızın. Zira ilke değişmez ve bölünmez. Ve hiçbir şey O’ndan ayrı tutulamaz.

   Bir başka deyişle, O’nunla birlikte hiçbir şey varolamaz ama O’nsuz da hiçbir şey varolamaz. İşte bu iki sınır arasında bir keşfetme, hayret ve hayranlığa varma serüvenidir iman.

   Yani nur, eşyanın veya insanın kendine dönük yüzüne olduğu kadar, Rabbine dönük yüzüne de yansır. Bu keşfin, bir iç bilgi olarak emin bir biçimde taşınması, müminliğin niteliğiyle bağlantılı sanırım. Işığı yakalayarak kırıp yayan bir kristal olmaktan bahsediyorum. En küçük kristal parçasından, en devasa gökadaya dek... Hakikatin ruhunu taşıyoruz bu nurla.

   Kalp, asli tabiatı gereği tevhid ilkesini kendinde bilmektedir. Kimseden öğrenilemeyecek bir bilgidir bu. Öğreti veya kuram ya da akım değil. Kalbin bu bilgisini ifade edecek olan dil, sanırım ‘hal dili’dir. Neden sonuç ilkelerinin ötesine bizi yollayan, sebepsiz sonuçlardan dolandırarak, isim ve anlam verdiğimiz her şeyin ilk sebebine bizi yollayan dilin kalpteki alfabesi...

   ***

   ‘Gizli hazinenin bilinmek istemesi’ ve insanın bu yüzden yaratılması (Kudsi Hadis), emaneti taşıma sorumluluğu yükler mümin kalbe. Salt olgulardan gidemezsiniz artık. Olgulara bakarak ışıldayamazsınız çünkü.

   Sebepler ilminde bireysel ve toplumsal gerçeklerin çok önemli bir boyutu var elbette. İkilikler katıdır çünkü bu. Ama bizi tüm kabukların (ideolojilerin, kimliklerin, hiyerarşik ilişkilerin) ötesine yollayan aşkın ve içkin dil yoktur. Tanrı’nın bilinmek istemesindeki aşk yoktur. Sosyolojik ya da tarihsel verilerle sevgilinin iç sesini duymayız.

   Mümin kalbin serüveni şu düsturla başlar: “Hiçbir şeyi O’nun önüne geçirmemek.” İlahi emirdir bu. O’nun sevgisinin önüne geçirdiğiniz her şey, sizin yarattığınız kutsallardır, yani şirk putlarınız: Kutsadığınız kavim, iktidar, ulus, ırk, milliyet ve köken en başta.

   Kendini öz  sanan kabuk: Tanrı İnsan Kâinat ilişkisindeki hakikatte derinleşmek yerine, ben daha iyisini yaparım diyerek, hiyerarşiyi bozuyor durmadan. Bu durumda kendi mutlaklarımızın yansıdığı aynada, imanı milliyetçilik gibi bir ideoloji zannedebiliyoruz. Ve eksiliyor hakk / hakikat.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum