Milli Güvenlik dersi

27.01.2012 08:13

Namık Çınar

Sanki, doğru dürüst üzülemeden ya da sevinemeden eskiyen, daha cenazesine bile ağlayamadan düğünlere seğirtilen çelişkilerle, hızlı bir tren penceresinden izliyor gibiyim, olup bitenleri. Türkiye’nin sosyal ve siyasal olayları o denli çabuk gelişiyor ve üst üste biniyorlar ki, şöyle adamakıllı seçilmeye ve irdelemeye vakit dahi ayıramadan, kayıp gidiyorlar gözönünden, o hışımla, manzaralar.

Ne ki, bir lunapark treninin kendi kısırdöngüsündeki gezisine; yahut, kafesteki bir deney faresinin, olduğu yerde dönüp duran silindirdeki koşuşturmasına benziyor daha çok, bu nefes nefese yolculuklarımız. Nal toplanarak geçirilmiş doksan senelik birikimlerin bir sonucu olarak, hayatın artık yakamıza yapışması yüzünden, bütün bu başımıza gelenler şimdi bize, kaçıp da kurtulamayacağımız böylesi bir duyguyu veriyor.

Örneğin, birtakım uygulamalarla hükümetin, bilinçli bir plân çerçevesinde değil de, âdetâ akla geldikçe yapıla gelen, biraz ordan biraz burdan, bölük pörçük ve göstermelik değişimler olarak, reformdan çok, aşure yapmaya doğru gittiğini gösteriyor.

Toplumun gövdesine zehirli bir sarmaşık gibi dolanmış bulunan militarizmin, sürüyle problemleri arasından niyet çeker gibi çekip çıkarılan “Milli Güvenlik dersleri”, artık okullarda okutulmayacak imiş. Varsa gerekli bilgiler, “Vatandaşlık Bilgisi dersleri” içine alınarak telâfi edilecekmiş.

İyi güzel de, Vatandaşlık dersi ne, pekiyi? O pek mi matah bir şey, sizce? Tepeden inmeci bir devlet anlayışının, eğitim çağına gelmiş olan körpecik beyinleri, militarist süzgeçten geçirerek kurguladığı ideolojik bir çerçevede, tanımını kendi yaptığı “iyi”ye göre biçimleyerek, kendisine sadık ve uysal kullar yetiştirmesini ne yapacağız? Olur mu hiç böyle? Bir devlet, kalkar da sabit ve değişmez değerler ihdas ederek, “iyi” şudur, “doğru” şudur, “yararlı” şudur, diyebilir mi?

Nedir ölçütü, kime göredir iyi yurttaş olmak? Örneğin, devleti eleştiren, onun kurumlarının ve görevlilerinin sakatlıklarını, çevirdikleri dümenlerini ortaya çıkaran, dile getiren iyi yurttaş mıdır, yoksa kötü yurttaş mı?

Devletin görevi, görece bir yaklaşım olan “iyi yurttaş yetiştirmek” değil, “objektif hizmet sunan bir kurum olmak” olmalıdır, sadece. Devlet, kinetik enerji şeklindeki ruhunu, halkın seçtiği parlamentodan alan; işletilmesine de yürütmenin memur edildiği, herkese “nötr” bir makinedir, bir âlettir, o kadar! Toplum dilerse, bir sonraki seçimle o ruhu da değiştirir; işleteni ve işletim biçimini de.

Öyleyse, bu ve daha bir sürü sorun varken, Milli Güvenlik dersini bu şekliyle kaldırmak, neye yarar ki, tek başına? Hep söyleye geldiğim ve sorun algılanıncaya kadar da bunu bıkmadan sürdüreceğim üzere, milliyetçiliğin tek yumurta ikizi olan militarizm, “Prusya devlet anlayışı/ Alman Birliği”nden miras ve mülhemdir bize. 19. yüzyılın son çeyreği itibariyle, Bismark’la başlayıp Hitler’le son bulan bu süreçten, Almanlar kurtardılar da, bir biz kurtaramadık yakamızı.

Cumhuriyet öncesi dönemde, örneğin Mahmut Şevket Paşa’nın Von Der Goltz Paşa’ya 1908 Devrimi’ni “Sadık öğrencilerin istibdada son vererek, Kanunu Esasiyi yeniden ihyâ ettiler” diye haber vermesi; 12 Eylül 1980’de Amerikan Başkanı’na “Bizim çocuklar darbe yaptılar” demenin, bir asır kadar önceki Alman versiyonudur.

Politikacılar dururken, hiç işleri olmadığı hâlde Ulusalcılık ve Avrasyacılık adı altında, Amerika’ya, AB’ye ve NATO’ya karşıtlık güden, TSK’daki kimi popüler generallerin bu tavırları, geçirilmiş onca değişik süreçlere rağmen, o derin militaristik Prusya damarının hâlâ ne denli diri ve kavi olduğuna bir işaret sayılmalıdır.

Almanların dahi çoktan unutmuş oldukları Feldmareşal Von Der Goltz Paşa’nın, “Osmanlı Ordusu’nda göreve getirilişinin 100. yılı” münasebetiyle Harp Akademileri’nin düzenlemiş olduğu Ekim 1983’teki anma sempozyumuyla; kazıyınca altından Alman emperyalizmi çıkacak olsa da, meftunu ve hayranı oldukları o militarizmin uğruna bunda bir beis görmeyerek, nasıl bir kadirşinaslıkla “Alte Kameraden”(Eski Dostlar) olduklarını, bu konjonktürde bile, kanıtlama olanağı bulabilmişlerdir.

Bugün de kalkıp savundukları “zorunlu askerlik” prensibi, Von Der Goltz Paşa’nın o yıllarda gelip zerkettiği “Millet-i Müsellaha” (Silahlandırılmış Halk) anlayışından başkaca bir şey değildir.

İşte bu yolla, “savaş atmosferi”ni ölçü alan bir dünya görüşüyle, herkesin zorunlu askerlik süreçlerinden geçirildiği, okullarda militarist ve milliyetçi bir devlet anlayışıyla gençler yetiştirildiği, engin bir harp ekonomisi ve asker kaynağı olması bakımından tüm topluma “topyekûn savaş” bilincinin aşılandığı, ekonomiyi de, kültürü de, her şeyi de kutsal devletin öngörüp yürüttüğü, bunun için gerekli olan yol haritasını –ölse de– ilelebet ölümsüz sayacağımız önderimizin zaten çizdiği ve doğru düzenin ilânihaye bu olduğu, zorunlu bir istikamet olarak dayatılmaktadır.

Ülkeyi bu sığ, bu gergin, bu “maymunlar cehennemi” ortamından arındırmak için, hükümetin yaptığı gibi yarım yamalak popülizmlerle değil, sorunların özüne inen tutarlılıklarla haykırmak, her özgürlükçü yurtseverin görevi olmalıdır.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim