Milletin Ahde Vefa Beyanı ve Dersaneler

17.12.2013 17:50
Milletin Ahde Vefa Beyanı ve Dersaneler
Bugünden bakıldığında ihtiyacı daha net görülen güç merkezlerinden bağımsız İslami varoluş tezi bir diğer deyişle iktidarın cemaati/STK’sı olmakla İslami Hareket olmak arasındaki tercih hayat-memat meselesi değil mi?

Fırat TOPRAK

Milletin Ahde Vefa Beyanı

Kısa bir süre önce mahallemizin hatırı sayılır 97 STK’sı tarafından yayımlanan “Bin Yıl Sürecek Denmişti” üst başlıklı bildiri ile ardından 37 STK tarafından yayımlanan benzer içerikli “Milletin Beyanı” üst başlıklı bildirinin hayli ses getireceğini ve tartışılacağını tahmin ediyordum doğrusu. Lakin kesin inançlılığın ezber bozumundan olsa gerek sınırlı bir etki alanına sahip olabildi ancak. Sukutu ikrar mı bilmek gerek. Yoksa herkesin konuştuğu ama kimsenin bir şey söylemediği çağlara mı erdik ne?  Veya söz mü tükendi ey aynı dalga boyu frekansında yürek taşıdığımız anın şahitleri? Dahası dostların hatırı değerlerimizin hatırına galip mi geldi ne?

Türkiye Müslümanlarının 28 Şubat sonrası serencamı açısından bir başka deyişle İslamcılığın muhafazakârlaşmaya evrilme süreci açısından hayli veri sunan iş bu metinlerin tahlili ve İslamcı bir duruşla tenkidi önem arzetmektedir kanımca.   

İlk metinde mevcut durum analizi bağlamında ifade edilen gerçeklerle –yapılanları küçümsememekle- beraber “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” söylemi klasik sağ söylemin üzerine hiçbir şeyin ilave edilemediğini göstermektedir. Ehlince malumdur ki kullanılan dil ve üslup, dünya görüşünün kilit kültür kodlarının yansımasıdır. Tarihsel arkaplan olarak Menderes vurgusu ise aynı sağ dil ve üslubun başka bir tezahürüdür. Sağ siyasi literatür kendini her daim Menderes-Özal üzerinden ifade etmiştir. Bu durum son dönemde bu zincire Erdoğan eklenerek “Astınız- zehirlediniz- yedirmeyiz!” kampanyası ile sürdürülmektedir. 80 sonrası sağ siyasetten ayrışmayı ve ümmetçi duruşu önemseyen İslamcıların geldiği milli duruş ve düşünüş ibretliktir. Ne zamandan beri “sandıkta tecelli edecek müjdeyi” beklediğimiz ise bir bahs-i diğerdir. Keza “’Milli iradenin güçlendirilmesi’, ‘Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işletilmesi’ gibi hedefler ne zamandan beri İslami Hareketin hedefleri arasına girmiştir?”  sorusu ciddi olarak sorulup sorgulanmalıdır.

Artık “Milli iradenin gücüne yürekten inanmak” inanç esaslarımızın yeni umdesi olmakta ve “önüne şahsi ve zümrevi kaygı ve menfaatlerin geçirilmemesi gereken millet, ülke ve demokrasi mücadelesi”  çabalarımızın karakteristiğini belirlemektedir. İş bu mücadelenin an ve gelecek itibariyle şahidi olmak yeterli değil destekçisi ve duacısı da olmak gerekmekte.

Milletin Beyanı başlıklı açıklama ise ilk metnin genel çerçevesi içerisinde ama belirli hassasiyetler gözetilerek yapılan bir açıklama olmuştur.  Açıklamanın belki de en can alıcı ve diğer metni tamamlayan yönü olarak “Devletin milleti değil, devleti olan millet olduk.” ifadesidir.  Yine metinde geçen ve bu zamanda sıklıkla vurgulanan “ülkenin normalleşmesi” tabiri izaha muhtaçtır. Eğer kastedilen müslümanların üzerindeki baskıların hafiflemesi ise; bu, hakkı teslim babından bizim için de vazifedir. Lakin ifade devletçilik bağlamında serdedilince sorunlu bir manaya delalet etmektedir. “Hak ve sabır eksenli yürüyüşün” nasıllığı/muhtevası iş bu kodlarla açıklanıyorsa esaslı bir itiraz yükseltmek mümkün ve gereklidir.

Geriye dönük bir hatırlatma olarak “ılımlı İslam” ve BOP şeklinde yapılan itirazlar bu zeminde neye tekabül etmektedir?  İslami Hareketlerin yerel ve küresel sisteme entegrasyonu şeklinde açıklanan “pasif devrim” sosyal teorisi olanı izah için ne ölçüde veri sunmaktadır?  İslamcılığın doğasının otoriteye muhalif ve/ya otoriteden bağımsız olması iken gelinen aşamada basit bir devletçiliğe razı olmak en hafifinden iddiasından vazgeçmek bağlamında bir varoluş krizi değil midir? İktidar safında konumlanmak bir cemaat olarak bilinen Hizmet hareketine karşı olması ayrı bir garabet değil midir? Otoriteye biatin esas olduğu klasik Sünni damar 80-90’larda aşılmışken yeniden sağ-muhafazakar siyasete dönüş bir yönüyle yöntem tartışmasıyla geçiştirilemeyecek bir kolaycılık anlamı taşımakta ama diğer yönüyle içe/yerele kapanma ve bizi biz yapan değerlerden boşanma anlamına gelmektedir. Tarihin tekerrür ettiği, denenmişi denemenin fayda getirmeyeceği görülmektedir. Duygusal takım taraftarlığını andıran tutumdan uyanma ve kralın çıplak olabileceğini hiç olmazsa aklımıza getirebilme vakti değil midir?

Neyin sadık yarenleri ve duacısı olacağımız hususunu enine boyuna tartışmamız gerekmiyor mu?  Bugünden bakıldığında ihtiyacı daha net görülen güç merkezlerinden bağımsız İslami varoluş tezi bir diğer deyişle iktidarın cemaati/STK’sı olmakla İslami Hareket olmak arasındaki tercih hayat-memat meselesi değil mi?

Hiç olmazsa yapılanların hikmetinden sual edilmesi/akli ve kalbi silkiniş gerekmektedir.

Hâsılı kelam, Hakkın hatırı âlidir. Hiçbir hatıra feda edilemez.

ISLAH HABER

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim