‘Milleti kafeslemek isteyenler de, kafeslenir’ mi, dersiniz?

01.12.2009 23:32

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

secakirgil@yahoo.com

Son haftalarda,  medyada, Ergenekon’un yeni bir safhası olduğu anlaşılan yeni bir entrika yumağı tartışılıyor..

Önce, Ergenekon Dosyası’ndaki bir örgütlenmenin basit bir ihtilal/ darbe örgütlenmesi olmadığını bir daha hatırlamamızda fayda olsa gerek.. İttihad-Terakki’den bu yana yürütülen ve milletimizin temel değerlerine karşı savaş verme projesinin adıdır, Ergenekon.. Ki, milletimizin temel değerlerine karşı kurulan ve hükmünü hâlen de icra ettirmekte olan ve emperyalist hedeflere paralelliği çağdaşlık zannedip; ülkesi, milleti ve rejimiyle bütün devleti kendi belirlediği ölçü ve yöne doğru hareket etmeye mahkûm eden ve o savaşta zafere ulaşmak ve kazanımlarını korumak için, istisnasız her yol ve metodu mübah bilen bir anlayış.. Hiç bir ahlâkî, hukukî, vicdanî sınır tanımayan ve verdiği mücadele ve savaşı kazanmak için, her çare ve yolu mübah kabul eden bir ’erkan-ı harb (kurmay) subayı’nın mantığı.. Ve en azından, son 100 yılımıza da tebelleş olan bir siyaset mafiası..

Böyle olduğu için de, son yüzyılımıza daha bir musallat ve tebelleş olan bu hareket, o kadar çok yönlü ki, bütünü kavramak onun için çok kolay değil... Tıpkı, bugünkü laik rejim gibi..

Gerektiğinde en taşkın heyecanlı İslamî tavırları, gerektiğinde en ateist tavırları; gerektiğinde en despotik, kanlı, diktatörce uygulamaları sergileyen ve gerektiğinde de halkçı gibi gözüken ve şartlara göre bukalemun gibi, her renge giren bir kadrolaşma manzumesi..

Doğrudur ki, her hareket, bir kadrolaşma peşindedir..

Çünkü, toplumu yönetme ve yönlendirme yetkisini eline geçirmiş olanlar, uhdelerine aldıkları bu vazifeyi lâyıkı şekilde yerine getirebilmek için, yönetim kadrolarıyla, ’bizden’ dedikleri, liyakatinden ve sadakatinden emin oldukları kadrolarla çalışmak isterler..

Ancak, ülkenin ve halkın yönetiminin temel mantığı olarak, halk iradesini esas alan bir yönetim biçimine yani cumhûriyet prensibine ve halkın reyiyle belirlenmiş kadroların yöneticiliği usûlüne göre hareket edileceğini kabullendiklerini söyleyenlerin, ’bizden’ dedikleri kadroları belirleme yetkisini, milletin rey ve iradesine göre belirlemesi gerekir..

Kemalist/ jakoben zorba devrimcilerin kabullenemedikleri de, işte bu noktadadır..

Son günlerde gündeme oturan ’Kafes Eylem Planı’ da aynı kemalist/ jakoben/ tepeden inmeci, zorbacı anlayışın bir diğer tezahürüdür..

*

Bereket ki, bu entrikalara bulaştıkları konusunda ortaya ciddî emareler konulan kimseler hakkında, eskiden görmediğimiz şekilde yargılamalar yapılabiliyor..

Ancak, hangi yargı?.

Yargı kadrolarının çok büyük bir kısmı, kemalist /laik / jakobenlerce, ’bizden…’ diye parsellendiğinin nice örnekleri sergilenip durmada.. İhtilal hazırladığına ve ancak düşmanlar için hazırlanabilecek kanlı tuzakları ve hileleri millet için hazırladığına dair orijinal belgeleri bile ele geçmiş bir Kur. Alb. Dursun Çiçek’in bir mahkemece iki kez tutuklanıp, iki gün geçmeden bir diğer mahkemece serbest bırakılması bunun son örneğidir..

Buna, Anayasa Mahkemesi’ndeki ve Danıştay’daki kemalist/ laik tahakkümcü kadroların, ellerinde bulunan anayasal yetkileri kötüye kullanmanın manivelasını, adalet kılıfına bürünerek, diledikleri gibi kullanmalarının milletimize acılar çektiren tutumlarını da  ekleyebiliriz..

Evet, Yargı da genel olarak o 100 yıllık geleneğin etkisi altında şekillenmiştir..

*

Buna rağmen, daha 8 yıl öncelerde, bilgi lûtfetmeleri için Meclis’e gelmeleri rica olunan ’yüce general’ler ve diğer askerler ve de yüksek bürokratlar, rektörler, vs.  şimdi en azından haklarında hazırlanan iddianamelerde suçlanıp tutuklanabilmekte, kimileri (Dn. Kur. Alb. Dursun Çiçek’in İrtica İle Mücadele Projesi diye hazırladığı ve orijinal belgesiyle ortaya konulan entrika çalışmalarına rağmen) sonuna kadar korunmaya çalışılsa da; kimileri de tutuklanabilmekte, aylarca içeriye tıkılabilmekte..

Bu bile, gelinen mesafenin küçümsenmemesi gerektiğini gösteriyor..

Ve Ergenekon için hazırlanan iddianamelerin 7 bin sahifeyi aştığı biliniyor..

Bu kadar büyük bir davanın kısa sürede, yargılamasının alel-acele yapılamıyacağı, bu iddianın kabarıklığından da anlaşılabilir..

Ve ama, bu dâvanın uzantısı mahiyetinde, hemen her yerde, değişik isimlerle yeni yeni yapılanma örnekleri de karşımıza çıkmaktadır..

İşte bunlardan birisi de, ’Kafes Eylem Planı’..

*

Türkiye, Deniz Duvvetleri'nde varlığı ileri sürülen darbeci oluşumun izini ilk olarak Şubat 09 başında, 10 ay önce gördü. 19 Nisan'da Ergenekon savcılarının talimatıyla Poyrazköy'de kazı yapıldı. Ortaya çıkan tablo, dehşet vericiydi..

Ancak, suçlanan güç odakları, kemalist laik kadroların devlet içindeki uzantıları oldukları için, laik medya bunu görmezlikten gelmeye özel bir özen göstermeye çaba harcadı.. Hayalî irtica haberlerini kamuoyunda dehşet uyandıracak şekilde vermeye özel bir gayret gösteren ve ’kara propaganda’nın en çarpıcı örneklerini vererek, müslüman halk kitlerini sindirmeye çalışan karanlık güçlere hizmet eden kemalist/laik medya iddiaları bu görmezlikten gelmeye çalışıyordu.. Çünkü, hedef, darbe zeminini oluşturmak ve darbeyi gerçekleştirmekti..

Bunun içindir ki, ortaya çıkan belgeler-bulgular hafife alınıyor, bizzat Gen. Kur. Başk. bile, Lav silahları için boru veya belgeler için kağıt parçası diyor; darbecilerin suçüstü olmaması ve iddiaların sulandırılması için her şey yapılıyordu..  Ama, 19 Kasım'a gelindiğinde, o kazıda çıkarılan Lav silahları ve bombaların niçin kullanılacağı ve boru olmadığı görülünce ve kağıt parçası denilen belgenin orijinali ortaya çıkınca, Gen. Kur. Başkanı suskunluğa gömüldü..

Halbuki, Afganistan’da geçen Eylûl ayında, yüzlerce sivil insanın öldürülmesini, askerî hedefin bombardıman edilmesi gibi gösterip, resmî makamları ve kamuoyunu yanılttığı anlaşılan Alman Genelkurmay Başkanı Org. Schneiderhan geçen hafta, istifa etmek gibi bir sorumluluk tavrı gösterebiliyordu..

Başka konularda Avrupalılaşmayı modernlik zanneden kemalist/laik güç ve çevrelerin, bir de bu konularda onları örnek almaları gerçekleşse..

*

Bizde ise, ortaya çıkarılan ’Kafes Eylem Planı’nda,  Gayrimuslimlerin hedef alınmasını, öğrencilerin gezdirileceği bir saatte bir müzede bomba patlatılması’nı bile planlayan ve bu sûretle halkın umutsuzluğa sürüklenmesini ve Batı dünyasının da, Türkiye’yi artık AK Parti’nin yönetemediği duygusuna kapılması’nı sağlamak isteyen ’karanlık güçler’in en tepe sorumlularından bir Org. Başbuğ, şimdilerde tam bir sessizliğe gömülmüş bulunuyor..

O, istifa edecek kadar yürek ve sorumluluk sahibi değilse ve de sessizliğiyle utancını sergiliyorsa; hiç değilse, başında bulunduğu silahlı gücün entrikalarını ortaya çıkarmaya, onları kanun içine çekmeye çalışmalı ve kendisini millete bu yolla affettirmelidir..

*

Bu yolda, geçmişte yapılan çarpıtma gayretlerinin netice vermiyeceği anlaşılmış olmalıdır.. O halde, en azından geçmişteki aymazlıklarını ve milleti kör yerine koymaları affettirme yolunda bir tavır olsun, sergilenmelidir.. Nitekim, ’Kafes Eylem Planı’  aradan 10 ay geçtikten sonra, Kasım 09 ortalarından itibaren kemalist/ laik medyada da yer almaya başladı ve geçmişte konunun önemini kavrayamadıkları gibi ma’zeret beyanlarıyla birlikte.. Hattâ, ’kagıt parçası’ denilen belgelerin orijinalleri birer birer ortaya çıkıyor ve medyada Org. Başbuğ’un hesab vermesi veya istifa etmesi bile dillendiriliyor, artık..

*

Ortaya çıkan ’Kafes Operasyonu Eylem Planı’ etrafındaki gelişmeleri, şöyle bir kuşbakışı gezintiyle, tekrar hatırlayalım..

3 Şubat 09: Köylüler bir araçtaki şüpheli kişileri görüp jandarmaya haber veriyor.. Çevrede işaretlenmiş bir ağaç olduğu farkediliyor.. Orada yapılan kazıda, su termosu içinde içerisinde gizlenmiş (her biri yaklaşık 500 gr. olan) 27 adet TNT (dinamit) kalıbı ve tahrib gücü çok yüksek olan 100 gr da C4 plastik patlayıcı bulunuyor..

28 Şubat: Ergenekon dosyası savcılarına ulaşan bir ihbar mektubunda, mühimmatın Ergenekon sanıklarından Levent Göktaş’a bağlı, Yarb. Ercan Kireçtepe, Binb. Emre Onat, Binb. Eren Günay, Yarb. Mustafa Turhan Ecevit ve em. Binb. Levent Bektaş’dan oluşan bir hücreye aid olduğu ileri sürülüyordu..

14 Nisan: 2’nci ihbar mektubunda, em. Binb. Bektaş, Yarb. Kireçtepe, Binb. Onat, Binb. Günay ve Yarb. Ecevit’ten oluşan hücre tipi illegal yapının, Göktaş’ın serbest bırakılmaması durumunda, Ergenekon savcılarına yönelik bir suikasd planı yaptıkları ve bu hücrenin SAT Komutanlığı’nın arkasında bulunan ve Bedrettin Dalan’ın ’İstek Vakfı’na aid araziye çok sayıda silah ve patlayıcı gömdükleri de iddia ediliyordu..  (O zamandan beri, İst. Bel. eski Başkanlarından Dalan’ın, yurt dışında olması ve defalarca, geleceğine dair tarihler vermesine rağmen, sözünde durmayıp bulunduğu ülkelerdeki izini bile kaybettirmesi ve ilginçtir.. Ama, buna rağmen, 26 Kasım 09 günü, Cihan Haber Ajansı muhabirleri, Dalan’ın izini Hollanda başkenti Amsterdam’da bir otelde bulup görüntülüyorlar ve dahası bu kişinin oradan, Munih’e gitmek üzere, hava alanınna kadar gidişini de filme alıyorlardı.. Yine aynı günlerde, Adlî Tıb Kurumu, sözkonusu eylem planının, Yarb. Kireçtepe’ye aid olduğunun belirlendiğini açıklıyordu..)

21 Nisan: Poyrazköy’deki kazılarda 15 dolu, 7 boş lav silahı, 450 gr. C4, 14 el bombası, 45 sis bombası, 7 hakem bombası, 23 işaret fişeği, 5 bombalı bubi tuzağı, yaklaşık 3 bin fişek bulundu. 24 Nisan’da Bektaş, Kireçtepe ve Onat, 27 Nisan’da Günay; yurtdışı görevde bulunduğu için gözaltına alınamayan ve hemen dönmesi bile emredilmeyen Turhan Ecevit ise, ancak 27 Mayıs’ta tutuklanıyordu. (Ki, ele geçirilen lav silahlarından boş olanları medya mensublarına gösteren Gen. Kur, Başk. Org. İlker Başbuğ’un ’bunlar boş borular..’ demesi komik olmanın ötesinde bir mâna taşıyor ve bu konuları sorgulamanın niçin çetin olduğunun açık ipuçlarını veriyordu..)

23 Mayıs: Bir asker tarafından gönderilen bir diğer ihbar mektubunda da Alb. A. T. liderliğinde, Astsubaylar H. C., S. D. ve F. A’nın tutuklanan subaylar ile aynı yapıda yer aldığı iddia edildi.

24 Mayıs: Bir başka subay tarafından gönderilen 4’ncü ihbar mektubunda, Dnz. Kur. Alb. Şafak Yürekli, Alb. Mert Yanık, Kd. Alb. Dora Sungunay, Alb. Muharrem Nuri Alacalı, Alb. Levent Görgeç, Alb. Tayfun Duman, Deniz Kur. Kd. Alb. İ. Koray Özyurt ve Em. Alb. Aydın Ortabaşı’nın Ergenekon’la bağlantılı olduğu iddia ediliyordu..

18 Temmuz: Gölcük’te görevli teğmenlerin, dönemin Dnz. Kuv. Kom. Ataç ve dönemin Donanma Kom. Yiğit’e suikasd planladıkları iddia ediliyor ve teğmenlerin evinde 500 gram datasheet patlayıcı ele geçirilip, tutuklanıyordu...

Filmdeki gizli plan: Ergenekon sanıklarından Bektaş’ın ofisinde bulunan bir CD’deki filmin arkasına “data stash” programıyla gizlenmiş, şifreli bir dosya ele geçiyor ve profesyonelce gizlenen ve uzman ekiplerin uzun süren çalışmaları sonucu açılan dosyanın içinden “Kafes Eylem Planı” isimli dokümana ulaşılıyordu..

Bu planlarda, ülkedeki ‘gayrimuslimlere yönelik bombalama, suikasd, öldürme veya korkutma eylemleri’ni yaygınlaştırarak, bunların Müslümanlar gayrimuslimleri hedef aldı” diye, Müslümanların üstüne atılması şeklindeki kanlı entrikalar ve hileli taktikler açıkça ortaya çıktı..

Org. Başbuğ’un da bunlardan dehşete kapılması mümkündür. Eğer onun sessizliğe gömülmesi, karşılaştığı bu vahim durumla mücadele etmek için ise, yine de hayırlı bir gelişmeden söz edilebilir..

*

Ve, geçen hafta da ikisi kur. alb.,  birisi yarb., birisi de istihbarat binbaşısı olmak üzere, yüksek rütbeli 5 subay daha tutuklanıyordu.. 

Daha ilginç olan ise, bu planın ortaya çıktığı son 10 ay içinde, özellikle Deniz Kuvetleri’nden ve bu planla ilgisi olan, yüksek dereceli 5 subayın esrarengiz şekillerde hayattan çekilmeleri..

Kimisinin intihar ettiği açıklandı, kimisi yatağında ölü bulundu, kimisi balkondan düştü, kimisi trafik kazasında gitti..

’Bu durum, yoksa, kendilerinin suçlanmaları ihtimalini bertaraf etmek için, onların çalışma grubundaki arkadaşları tarafından mı gerçekleştirildi?’ sualini ortaya çıkarmaz mı, tabiatiyle? Ve bu gibi tasfiyeler İttihad- Terakkî’den beri, devamlı tekrarlanıp durmamış mıdır, tarihimizde..

Bu gelişmeler olurken, Başbakan Erdoğan’ın, inisiyatifi yitirmemek ve arabayı devirtmemek dikkati içinde hareket etmesi ve ’yargı sürecine girmiş olayların abartılı şekilde üstüne üstüne giden çevrelerin gerilimi teşvik ettiği’nden şikâyet ederek, TSK’nın aslî bünyesinin korunması için kol-kanat germeye çalışması anlaşılabilir..

*TSK ne kadar da hukuksever olmuş, yalanı bile güzel gelişme..

Ancaaak.. Bu gelişmeler içinde, 27 Kasım 09 günü, Gen. Kur. Başk.lığı’nca yapılan ve her zamanki alışılagelmiş tehdidler savrulan açıklamada, ’Kafes Eylem Planı’ ile ilgili olarak, isim vermeden  ve sadece ’halen sürmekte olan bir soruşturmayla ilgili, bugüne dek ifade vermeye gönderilen askerî personel sayısının 29 olduğu ve özellikle iki albay, bir yarbay ve bir istihbarat binbaşısının ve diğer rütbeli askerlerin tutuklandığı’ndan sözedilerek, yapılan açıklama ilginç noktalar taşıyordu.. Bu açıklamada şöyle deniliyordu, özetle:

'Söz konusu soruşturmaya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5 Kasım 2009 tarihinde başlanılmış ve (…)  İfadesi alınanların çoğu savcılık tarafından serbest bırakılmıştır. (…) Sadece son grupta ifade verdikten sonra mahkeme kararıyla serbest bırakılan 3 subayın, savcılığın istemi üzerine 26 Kasım günü tutuklanmalarına karar verilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, her fırsatta hukukun üstünlüğüne ve yargıya saygısını ifade etmiş, yargı kararını vermeden insanların peşinen suçlu ilan edilmelerinin evrensel hukuk kurallarına ve masumiyet karinesine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Benzer hususlar Başbakanlık tarafından 29 Ekim 2009 ve 19 Kasım 2009 tarihlerinde yapılan açıklamalarda aynı şekilde yer almıştır.

Hal böyleyken, ortaya atılan her iddiayı peşinen doğru kabul eden ve bunu başkalarına da kabul ettirmeye çalışan bir zihniyetin mensupları, ısrarla yargı sürecini etkilemek ve soruşturma kapsamında adı geçen herkesi suçlu, her iddiayı doğru kabul eden bir gayret içine girmişlerdir. (…) 

Türk Silahlı Kuvvetleri, adaletin er ya da geç, doğruyu ortaya çıkaracağına inanmaktadır.''

Evet, TSK’nın açıklaması böyleydi..

İnsan, Yüksek Askerî Şûrâ (YAŞ)  kararlarına karşı ısrar ve inadla yargı yolu açılması taleblerine asla yaklaşmayan bir TSK’nın sonra da, ’hükükün üstünlüğüne ve yargıya saygısını ifade etmişolmasından ve hele, ’yargı karar vermeden, insanların peşinen suçlu ilan edilmelerinin evrensel hukuk kurallarına ve masumiyet karinesine aykırı olduğunu’ vurgulamasından tabiatiyle memnun oluyor.. Amma, gerçeği yansıtsa..

Ama, yine de, ’Aman, ne iyi.. Bu noktaya kadar gelmişler ya..’ dedirttiriyor insana.. Evet,  yalanı bile müthiş güzel.. Ancak, bu yalanla mest olmak, bizi gerçeğin acı yüzüyle karşılaşmaktan uzaklaştırmamalı, hayal alemlerine sürüklenmekten alakoymalıdır..   

TSK’nın, üst derece sorumlularının milletin taleblerine ve iradesine tepeden bakma alışkanlığıyla geliştirdikleri bir asrı aşan darbeci mantıklarından ve toplum mühendisliği heveslerinden uyanma noktasına doğru yol almaya başladıklarını temennilerimizle birlikte hissetmek noktasındayız..

YAŞ kararlarıyla, yargısız infazların daniskasını 100 yıldır sergilemiş olan bir kurumun  bugün, ’yargısız infaz’lardan yakınması, yargı’nın evrenselliğinden sözetmek ihtiyacını hissetmesi, az şey değildir..

O halde, TSK’yı dikkatle izlemeliyiz.. Çünkü, bu kurum adına hareket eden yüksek dereceli komutanlar, hele de son 100 yılı aşkın bir zamandır, gövdesi milletin çocuklarından ve malî kaynağı da milletin vergisinden oluşan bir TSK’yı, orduyu;  temel hayat değerleri itibariyle  birinci derecede bir  tehdid unsuru  ve ‘düşman’ gibi görülen müslüman milletimize karşı kullanmaktadırlar. 

Ama, bu oyunlar hem milletin şuûrunun artması, oyunların, entrikaların ve problemlerin  künhüne vâkıf olması ve de internet gibi iletişim imkanları sâyesinde, daha kolay etkisiz hâle getirilebilmektedir.. Kaldı ki, ordunun içinden nice gizli ve karanlık belgeleri, dışarıya, kamuoyuna imzasız olarak yaptıkları açıklamalarla yansıtan kimselerin sayıları da giderek artmaktadır ve bu da, halkımızın daha bir şuûrlanıp uyanmasını ve mücadelesini daha bir kolaylaştırmaktadır..

Son söz olarak, adâlet’in herkese lâzım olduğu gerçeğinin unutulmaması temenni olunur..

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim