Millet, milliyet, milliyetçilik; ve, Milleti-i İslâm / Millet-i Küfr..

21.02.2013 21:09

Selahaddin E. Çakırgil

secakirgil@yahoo.com

‘Millet’  kelimesi, etrafında muhtelif tanımlamalar yapılmış olsa bile, arabçada özü itibariyle, bir inanç ve o inanca bağlı olanları anlatmak için kullanılan bir terimdir. Bir kelime, bazan iki mânâyı da içerebilir.. Sözgelimi,  ‘Maqtel-i Huseyn’  denildiğinde, hem Hz. Huseyn’in katledildiği Âşûrâ Günü, yani zaman anlatılmış olur; hem de Kerbelâ, yani o büyük cinayetin tezgahlandığı mekân..

Millet de böyledir. Hem bir inancı, bir dini anlatmakta kullanılır; hem de o inancın  bağlılarını.. Millet-i İslam / İslam milleti,  Musevî/ yahudi milleti, İsevî milleti denildiği zaman, hem o dinler, hem de o dinlerin bağlıları.. Ya da,  Millet-i İbrahîm, Millet-i İslâm ve Millet-i küfr gibi..

(‘El’küfr-i millet’un Vâhideh../ Küfür tek millettir..meâlindeki hadis-i nebevî rivayetini hatırlayalım..)

Buna müslüman kültürünün bünyesinde yaşayan çeşitli farklı etnik unsurlarda başka mânâlar da yüklenmiştir.. Başta etnik/ kavmî, kabilevî, aşairî unsurlar için (arab, türk, kürd, fars, afgan, yunan, rus, bulgar, japon, ingiliz, fransız, alman, vs.. milletleri..);  hattâ farklı cinsiyetler (erkek milleti, kadın milleti,) veya farklı meslek grupları (şoför milleti, tüccar millleti,  sporcu milleti, vs..) ve hattâ, onlarca farklı unsurları bir coğrafyanın adıyla (Pakistan Milleti, İran Milleti, Libya Milleti, Cezayir Milleti, vs.)  anmak gibi gelişi-güzel isimlendirmelerin yaygın şekilde kullanıldığı da biliniyor.

Ama, kelimenin bu gibi farklı yorumlama ve kullanılışlarına bakılarak,  ‘galat-ı meşhur, kelâm-ı fasihten evladır..’ (şöhret bulmuş  olan yanlış; fasih, dosdoğru söze tercih edilir.)  denilir ve hiç bir mantıkî kaygı taşımayan sokakların diline teslim olunursa; o zaman hemen hiç bir konuda sağlıklı ve mantıkî muhakeme yapmak imkanını ele geçirmek mümkün olmayabilir.)

*

Millet kelimesiyle ilgili bu girizgâhtan sonra..

Milliyet kelimesi, bir milletten olma, bir millete mensubiyet durumunu ifade eder..

Milliyetçilik de, bir milletin korunması, ideallerinin ve hedeflerinin gerçekleştirilmesi ve yüceltilmesi dâvâsının adı olur.

Bu izahlardan anlaşılacağı üzere, her tip milliyet anlayışına göre bir milliyetçilik bayrağı yükseltilip, milliyetçilik türküleri veya marşları tutturularak bir sosyo-politik, ideolojik veya itiqadî tavır geliştirebilme veya bir hareket oluşturabilme imkanı potansiyel olarak vardır.

Bu durumda, kendilerini milliyetçi olarak niteleyenler de artık kendilerini hangi mânâda bir millet anlayışına nisbet ediyorlarsa, öyle bir milliyet ve milliyetçilik anlayışı ve çerçevesi içinde hareket edebilirler, tabiatiyle..  Ve kişiler veya toplumlar da benimsedikleri o değerler sistemine göre bir değerlendirmeye tâbi tutulur.

*

İslâm, Allah’u Tealâ’nın peygamberleri eliyle insanlığa sunulmuş olan din’in, ed’din’in ortak adıdır. Bütün enbiyallah, İslam peygamberleridirler ve onların yüklendikleri roller ve sahib oldukları faziletler arasında Allah katında var olan bilgi, insanın bilgisi dışındadır ki, Baqara Sûresi- 285’de verilen ilahî ölçüye göre, müslümanlar, Allah’ın peygamberleri arasında herhangi bir ayırım yapmamak’ durumundadırlar.

İlahî peygamberler  (enbiyaullah) eliyle sunulan dinlerde bir takım bozulmalar olduğunda, Allah’u Tealâ, insanlığa gönderdiği mesajını, dinini, korumuş ve onların doğru şekillerini Hz. Peygamber (S) ve Kur’an-ı Kerîm aracılığıyla tashih etmiştir..

*

Bu mânâda, tarih boyunca, temelde iki farklı millet vardır:

Millet-i İslam ve Millet-i Küfr..

*

Kendisini ‘Ben müslümanım..’ diye tanıtan bir kişi veya toplumun, bütün insanlığa, tarihe ve geleceğe bakışının temel ölçüsü bu temel ayırıma göre şekillenir, şekillenmek zorundadır.

Çünkü, bütün ırklar, renkler, cinsler, kavimler, kabileler de bir hikmet-i ilahîye mebni olarak Allah tarafından yaratılmışlardır ve onlar arasında, maddî- cismanî özleri itibariyle bir ayırım yapmanın bir mantığı yoktur. Nitekim, Kur’an-ı Kerîm, bu durumu, ‘Sizin en üstün olanınız, Allah’tan en çok sakınanızdır/ Allah’ın kanunlarına bağlılığa en çok riayet edeninizdir..’ meâlindeki ’Hucûrât Sûresi’nin 13’ncü âyetinde belirtilen ölçüyle sarahatle bildirmektedir.  Kezâ, Yüce Peygamber (S) de,  ‘Ey insanlar! Hepiniz, Benî Âdem’siniz (Âdem’in çocuklarısınız), Âdem ise topraktandır.. (...) Arab’ın arab olmayana, arab olmayanın arab olana üstünlüğü asla sözkonusu değildir’ ’  meâlindeki açıklamasıyla,  insanlar arasında maddî öz itibariyle, aynı topraktan, çamurdan yaratılmış olmanın ötesinde hiç bir değer farkı olmadığını, olamıyacağını belirtmiştir.

O halde, illâ da bir milletin korunması ve onun ideallerinin yüceltilmesi hedefi güdülecekse, bunun için, bir müslümanın,  ‘İslam milliyetçiliği’nden başka hiç bir milliyetçilik anlayışına prim kaptırmaması gerekir.

Filan ırkın, filan rengin, filan kavmin, filan cinsin, filan soyun, filan kabile veya aşiretin, filan coğrafyanın, filan ülkenin, filan maddî güç ve egemenlik hâkimiyeti altında veya dışında yaşayanların, filanca ekonomik imkânlar veya imkânsızlıklar içinde olanların, diğerlerinden farklı oldukları gibi tanımlamalar İslam açısından temelde merdud ve mezmum olduğu, / reddedilip kötülendiği kesin olarak belirtildiği halde, yazık ki, insanlar ve toplumlar, tarih boyunca, çeşitli saiklerle bazı insanları diğer bazılarından, Allah’ın koyduğu ölçülerin dışında ayırımlara tâbi tutarak, düzmece, uyduruk ölçülerle üstün veya alçak göstermek gibi zulümlere saplanmışlardır, saplanmaktadırlar. Halbuki, bütün insanlar dünyaya ve gidişlerindeki maddî özleri ve bakiyeleri itibariyle  birbirlerinden hiç de farklı durumda değildirler.

Müslümanların dünyaya, bütün insanlara, bütün zaman ve mekanlara bakışının temel ölçüsü  budur; müslümanım diyen kimselerin durumları  bu ölçülere aykırı ise, onlar kendilerini ıslah etmek, düzeltmek zorundadırlar. Her insan ve toplumun, insan olmaktan kaynaklanan bütün ve fıtrî haklarına getirilen her türlü sınırlama bir zulümdür ve zulümlere karşı tepkiler doğru veya eğri şekilde olsa bile, er-geç, ama mutlaka ve mutlaka ortaya çıkar..

*

Böyleyken..

Şu ırkın, rengin, kavmin, cinsin, sosyal veya ekonomik grubun diğerlerinden üstünlüğü, onların dışında olanların, falan coğrafyada yaşayanların üstünlüğü veya alçak düşüklüğü gibi yanlışlarla insanlar arasında ayırım yapmak zavallılığına düşenler ne kadar basit bir insan anlayışına mübtelâ zavallıcıklardır..

Onlara acımak gerekir.

*

Ve unutulmamalı ki, müslümanlar da gerçi tarih boyunca, Asr-ı Saadet’ten hemen sonra,  İslam açısından itibarı olmayan yanlış milliyetçilik anlayışlarına, kavim, kabile, aşiret, oymak, soy-sop, sosyal sınıf, iktidar imkanlarına göre bir takım temel yanlışlara saplanmışlardır, ama, onlar, diğer insan toplumlarına göre, bu yanlışlarını,yine de en az zayiatla kapatmışlardır.

*

Tayyîb Erdoğan’ın, son Mardin konuşmasında, yaklaşık son 100 yılımıza mührünü ve zencirlerini vuran mevcud kemalist-türkçü-laik rejimin resmî ideolojisinin yücelttiği etnik üstünlük iddiası da dahil, her türlü kavmiyetçilikleri, şeytanî bir eğilim olarak isimlendirmesi, önemli bir gelişmedir ve mevcud rejimin bilinen yapısı içinde, bir temel yanlışın bu kadar net olarak söyleyenebilmesi karşısında, olması gereken ve idealler açısından değil, bugün için, gelinen nokta açısından, müslümanca bir sorumluluk duygusuyla durulup, gereken tavrın gösterilmesi gerekir. Çünkü, bugünkü dünyada, hemen bütün müslüman toplumlarında bile, bu büyük sosyal hastalığa bulaşmamış ve onun cîfelerinden korunabilmiş hemen hiç bir müslüman kalmamıştır denilse, yeridir.

(Bu konuya, bir sonraki yazıda da devam etmek ümidiyle..)

  • Yorumlar 9
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim