MGK: Dilsizleştirilen Toplum ve Siyaset!

02.01.2011 13:23

KENAN ALPAY

AK Parti Hükümetleri döneminde yapılan en önemli değişimlerden biri de halka ve siyasete rağmen ‘devlet’i temsil eden MGK’nın yapısının ve işleyişinin değiştirilmesi olmuştur. Her ay toplanacak MGK öncesi ve sonrasında kamuoyunda oluşturulan atmosferle bütün bir ülkenin üzerine ipotek koyan, vesayet beyan eden gerilimli atmosfer büyük oranda dağıtıldı. Son yıllarda bu toplantıların yapılıp yapılmadığı dahi neredeyse unutulmuştu. Fakat MGK 2010 yılının son toplantısının ardından yaptığı açıklama ile adeta bizleri 28 Şubat sürecinin kasvetli günlerine götürdü.

DTK ve BDP’nin “iki dil ve demokratik özerklik” tezleri ile tavan yapan Kürt sorunu etrafındaki tartışmaların MGK gündemine girmesi bekleniyordu zaten. Takip eden günlerde Cumhurbaşkanı Gül’ün yapacağı Diyarbakır ziyareti tartışmalara taraf olanlarda doğal olarak mevcut beklentileri arttırdı.

Resmi ideolojiyi hakim kılmak için her daim askerin, silahın, kanunun gölgesinde yürümüş bir siyasetten kurtulmanın yolu, çareleri arandı hep. Çıkış ve çare arayan tüm hak sahiplerinin karşısına hep devletin otoriter ve totaliter yüzü çıktı. Bazen Genelkurmay’ın bazen MGK’nın bazen de yüksek yargı temsilcilerinin sert, kararlı ve had bildiren ama her daim son noktayı koyuyormuş havasındaki bildiri ve beyanları yankılandı insanların kulaklarında.

Başörtüsü ve Kur’an öğrenimi yasağı gibi en iğrenç zorbalıklara karşı tepkilerin dahi MGK bildirilerinde “laiklik tartışılamaz” bağlamında ele alındığını unutmadık. En temel haklarını savunan insanlara MGK onayıyla “mürteci” damgası vurulması vakayı adiyedendi. Çünkü bu dil, Kemalist ideoloji ve devletin belirlediği sınırlar dışında meşru bir alan kabul etmiyordu. Tersine devletin mantık örgüsü, çerçevesi belirlenmiş sınırların dışında seyreden her türlü gidişatı düşman konseptinde görmekte ve imhaya yönelmekteydi. 

Kürt sorunu bağlamında yayınlanan son MGK bildirisinde de görüldüğü üzere “düşman-imha” mantık örgüsü eksiksiz-fazlasız sürdürülmektedir. Şu cümle ne kadar bildik, tanıdık olsa da özellikle bu dönemde çok dikkat çekicidir: “Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet anlayışını ve önde gelen ortak paydalarımızdan birini teşkil eden Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmeye yönelik hiçbir girişimin kabul edilemeyeceğinin bilinmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir.”

MGK’nın belirlediği bazı “kurum ve semboller değiştirilemez gerçek” ise bu durumda bireysel ve toplumsal gerçeklikten bahsedilemez. Değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez esaslar devlete has kılınırken, değişmesi ve değiştirilmesi gereken hak ve özgürlükler de bireye ve topluma isnad edilmektedir. İdeolojisi ve kurumlarıyla devletin fetişleştirilmesi devam edecekse eğer hakkı, hukuku, özgürlüğü kim, nasıl teminat altına alacak? Halbuki, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın temsil ettiği siyasi çizgi dayatma ve zorbalıklarla mücadele ettiği için toplum nezdinde itibar görmüş ama aynı oranda da devlet nezdinde itibarsız addedilmişti.

İşte tam da bu noktada DTK ve BDP’nin siyasi söylemlerinin içerik ve üslubundan rahatsızlık belirten Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın “geleneksel MGK çizgisi” ile paralelleşmeleri hiç de hayra alamet bir durum olmasa gerek! Unutmayalım ki, Kürt dili ve kimliği üzerinden ulusalcı gerilimin bir tarafı olsa bile süreci belirleyen DTK ve BDP değildir. Asıl fail ve gerilimin belirleyici tarafı Kürt dili ve kimliğini kesintisiz biçimde inkar ederek toplumun bütününe Türk ulusal kimliğini kazımaya çalışan Kemalist ideoloji ve kurumlardır.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun yayınlanan bildiri sonrasında AK Parti’nin Kürt açılımını eleştiri sadedinde sarfettiği “MGK duruma el koymuş gibi. Hükümetin başarısızlığını tescil eden bir açıklama” sözü siyasetin ve toplumsal taleplerin asker-devlet eliyle hizaya çekilmesi üzerine bir sevinç çığlığı olmasın sakın!

Özellikle Kürt açılımı üzerinden CHP ile birlikte AK Parti karşıtı cephe oluşturan MHP lideri Devlet Bahçeli de MGK sonrasında oluşan atmosferi ulusalcı refleks ve kaygılarla tasvir etti. Bahçeli’nin  “Gül’ün Diyarbakır ziyareti etnik bölücülere cesaret veren esef verici bir gelişmedir. Bu ziyarette MGK bildirisi hükümsüz hale gelmiştir” ifadeleri esasen siyasetin militarist-Türkçü-Atatürkçü çizgiden kopma belirtilerine duyulan derin bir kaygının eseridir.

CHP ve MHP liderliği MGK’nın toplumu ve siyaseti dilsizleştiren konumunun devamı yönünde çaba sarfediyor yine. Gül ve Erdoğan’dan beklenen ise herhalde toplumun ve siyasetin dilsizleştirilmesi zorbalığına yasakçılar cephesini takviye etmek olmamalı!

Not: Bu makale aynı zamanda 2 Ocak 2011 Pazar günlü Yeni Akit Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim