Mevzuat Despotizminin ‘G 87’ Kodlu Cenderesi

06.06.2016 11:43

KENAN ALPAY

Türkiye üzerine üzerine gelen bir gerilim ve çatışma hattının merkezi konumunda. Son olarak 28 ülkenin ardından Almanya Parlamentosu’nun aldığı ‘Ermeni Soykırımı’ suçlaması kararı yalnızlaştırıp kuşatma politikalarının ne derece yakın bir tehdit olduğunu teyit ediyor. Suriye ve Irak cephesinde verilen çok boyutlu bölgesel iktidar mücadelesi Amerika ve Rusya’ya kadar hemen bütün askeri stratejileri kesintisiz seferberlik halinde sahada alan hâkimiyeti kurmaya teşvik ediyor.

Türkiye sadece savaş bölgesinin sınır hattı olduğu kadar savaş ve despotik iktidarların zulmünden kaçan büyük kitlelerin sığınağı olmak gibi ağır bir yükü de omuzluyor. Bu dönemde despotizmi, işgali, katliam politikalarını, bombardıman edilerek yıkılan ülkeleri gözlerden kaçırmanın en kolay yollarından biri de ‘yabancı savaşçı’ söylemi oldu. Öyle ki Türkiye medya ve diplomatik arenada yürütülen sistematik kampanyalar neticesinde ‘yabancı savaşçılar’ için bir üs, bir geçiş güzergâhı hatta eğitim ve lojistik karargâhı gibi bir lanse edilerek baskı altına alınıyor.

Mevzuatlar Cellada Dönüşürse

Geçtiğimiz günlerde göreve yeni başlayacak kaymakamların kura töreninde konuşma yaparken İçişleri Bakanı Efkan Ala yeni yöneticilere tavsiyelerde bulundu. Bakan Ala, kaymakamlara “Daraltıcı ve vatandaşın işini görmeyi zorlaştırıcı mevzuata mahkûm olmamalısınız.” çağrısı yaptı. Şimdilik ortadan kaldırılamayan mevzuat despotizmini ‘yorumlayarak’ hareket etme çağrısı geçici bir çözüm önerisi olsa da Türkiye gibi bir ülkede önemli ve değerlidir.

Son dönemde İçişleri Bakanlığı’nın kamuoyunu bilgilendirme konularından biri de ‘sınır dışı edilen ve giriş yasağı konulan yabancılar’ meselesi olduğu hepimizin malumu. Söz konusu toplantıda da İçişleri Bakanı Ala bu konuya ilişkin istatistiki düzeyde bilgiler verdi. 144 farklı ülkeden 49 bin 343 yabancıya Türkiye’ye giriş yasağı konulduğu bilgisini paylaştı. Yine 97 farklı ülkeden 3 bin 513 kişinin sınır dışı edildiğini, Suriye ve Irak’a geçmeye çalıştığı şüphesiyle beş bini aşkın kişinin gözaltına alındığını ve bunlardan bin 590’ının tutuklandığını da ifade etti. Ala’nın vurgusuna göre mezkûr yabancıların “Suriye ve Irak’ta terör eğitimi alma” şüphesi veya bulgusu bu sınır dışı, giriş yasağı, gözaltı ve tutuklama kararında belirleyici oluyor.

Mevcut gelişme ve tecrübeler göz önünde bulundurulduğunda alınan tedbirlerin lüzumsuz olduğu söylenemez elbette. Bir taraftan intihar saldırısına kadar varacak şiddet olaylarını diğer taraftan Türkiye’nin aleyhine Batı’da üretilen kara propaganda faaliyetlerini bloke etmek gayreti tedbirleri daha bir sıkılaştırmayı mecbur kılıyor olabilir. Ancak ülkeye giriş yasağı konulan, sınır dışı edilmesi istenen veya gözaltı ve tutuklama kararı çıkarılanlar hakkında hukuka ne kadar riayet edildiği bunların hemen hepsinden daha hayatidir.

Uluslararası literatürde “terör ve terörist” tanımının ne kadar keyfi hatta operasyonel bir kullanıma sahip olduğunu en acı haliyle ve defaatle tecrübe etmiş bir ülkeyiz. Bu sebeple Amerika, Avrupa, Rusya, Çin gibi ülkelerin yanı sıra hassaten eski Sovyet bölgelerinden Müslüman halklara musallat olmuş diktatörlük rejimlerinden ülkemize sığınan, hicret eden mazlum insanların ilave mağduriyetlerine kapı aralıyor olmasın sakın bu süreçler. Çünkü Türkiye’de kanunlarda yer almamasına rağmen ‘G 87’ koduyla yani “potansiyel yabancı savaşçı” muamelesiyle karşılaşan epeyce muhacirden kamuoyu haberdar durumda.

Göç İdaresi Muhacirlere Ayak Bağı Olmasın

Diğer ülkelerin istihbarat servislerinden gelen bilgi notlarıyla kimisi havaalanlarında kimisi Yabancılar Şubesi’nde aylar boyunca özgürlükleri kısıtlanan, ailesinden mahrum edilen veya hiçbir şiddete bulaşmadığı halde sadece siyasi kimliği dolayısıyla despotik ülkelere iade edilen yüzlerce insan biliyoruz. Göç İdaresi’nin de baskıcı mevzuatıyla birleşen işgüzar memur psikolojisi telafisi imkânsız acılara sebebiyet vermekte.

Rusya’nın talebi üzerine ikamet izni için gittiği Göç İdaresi’nce alıkonulan 16 yaşındaki Dağıstan’lı Ayşe’yi mi örnek istersiniz? Uzun bir zamandır ailesiyle birlikte Türkiye’de ikamet ettiği halde Umre dönüşü tam 3 aydır havaalanında alıkonulan Yemenli Nevfel Hasan Alakbari’nin maruz kaldığı akıl dışı muameleyi mi sorarsınız? Yoksa ülkemizde faaliyet gösteren Tacik Dostluk ve Dayanışma Derneği’nin İmam Ali Rahmanov yönetiminin taleplerine göre yürütülen ‘G 89’ ve ‘G 87’ kod uygulamasıyla yaşanan mağduriyetleri mi öğrenmek istersiniz? Mısır, Libya, Filistin gibi ülkelerden gelen muhacirler için de durum farklı değil. Sıkıntılar hem çok boyutludur hem de maalesef çok yaygındır.

İçişleri Bakanı sayın Efkan Ala’nın mevzuat despotizmi hususunda kaymakamlara yaptığı konuşmanın bir benzerini acilen Yabancılar Şube ve Göç İdaresi’ndeki amir ve memurlara da yapmasında büyük faydalar olacaktır. Ancak hem mevzuatın hem de uygulamanın adalete, merhamete ve kardeşlik hukukuna riayetkâr bir dairede tecelli etmesi doğrudan doğruya Hükümet’in sorumluluğu altındadır. Bu ülke muhacirler için de en güvenli, en müşfik, en müreffeh bir belde oluncaya kadar azimle, sebatla gayret etmekten başka bir seçeneğimiz yok. Mazlumların sığınağı bir ülkenin, kimsesizlerin kimsesi bir halkın muhafazası da bereketi de elbette Allah-u Teâla tarafından lütfedilecek yardımlarla mümkündür.

Muhammed Ali

Ezilen halkların sesi, ırkçı ve emperyalist düzenlerin düşmanı Muhammed Ali, Rabbimizin rahmetine kavuştu. Muhammed Ali bilinen anlamıyla siyasal ve sosyal sorumluluklardan azade bir sporcu değildi. Aksine İslami kimliğiyle olabildiğince bir dava adamı ve adalet savaşçısı olarak hayatını sürdürdü.

Avrupa ve Amerika tarafından köleleştirilen Afrika kökenli halklara, ayrımcılık ve yoksunluğa maruz bırakılan Batı dışı toplumlara özgüven ve özgürlük ruhu aşılayan Malkolm X gibi Amerikan emperyalizmine meydan okuyan şerefli bir kahramandı. O yumruklarını daima mahrum ve mustazaf halklar için sallayan güzel ve istisnai bir insandı. Mahrum halkların, İslam ümmetinin şerfeli ve muzaffer yumruğu Muhammed Ali için Âlemlerin Rabbi’nden rahmet ve mağfiret diliyorum.

Gözümüz Aydın

Ramazan-ı Şerif’imiz Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’yi daha sağlam bir biçimde ahlak edinmemize vesile olsun. İslam beldelerine tasallut eden cinayet ve işgal şebekelerine karşı Allahu Teâla Ümmet-i Muhammed’e güç, kudret versin.

Yeni Akit

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim