‘Meşrûtiyet’ten Mutlakiyet’e; ’Mutlakiyet’ten ’Cumhûriyet’e Doğru..

31.10.2013 06:37
‘Meşrûtiyet’ten Mutlakiyet’e; ’Mutlakiyet’ten ’Cumhûriyet’e Doğru..
90 yıllık -sözde- cumhuriyet, gerçekte ise, mutlakiyet uygulaması adına ortaya konulan ve ölümünden 75 sonra bile, hâlâ ismi ve resmi, heykeli önünde bir milletin eğilmeye mahkûm edildiği bir mutlak otorite sahibi ve henüz de kanunlarla korunan kişi adına

Selahaddin E. Çakırgil

‘Meşrûtiyet’ten Mutlakiyet’e; ’Mutlakiyet’ten ’Cumhûriyet’e doğru..

Hayır, hayır!. Yazının başlığı, bilinen mantıkî sıralamaya uymasa da, bir yanlışlık yok.. Çünkü, müslüman toplumlarda ve özellikle bizde yaşanan durum, böyle gelişti..

Mutlakiyet, yani, yönetici kişi veya kadroların, yönetme mevkıine geliş ve gidişinde, kendi iradeleri üstünde hiç bir iradeyi tanımayan uygulamalarla gerçekleştirdikleri yönetim şeklidir. Kral, Melik, Şah, Sultan, Kayzer, Çar, Başbuğ, Önder, Monark vs., her ne derlerse o olur. Onların sözleri kanundur. İnsanlık tarihinde yığınla mutlakiyet örnekleri vardır. Bu sistem, tam monarşi yöntemidir.

Meşrûtiyet’te ise, yöneticinin yönetme makamına geliş ve gidişi ve yönetim yetkisi, kendisi dışındaki iradelerce bir takım şartlara bağlanmış, bir takım sınırlandırmalar getirilmiş ve bunlara uyulmasının bağlayıcı ve yaptırımlı kuralları getirilmiştir. Özellikle son 200 yılı aşkın zamandır, dünyadaki bir çok krallıkların, sultanlıkların, şahlık ve meliklik sistemlerinin, monarşilerin bu meşrutî yönteme geçtiği görülmektedir. Özellikle Avrupa’daki meşrutî monarşiler (İngiltere, Hollanda, Belçika, Danimarka, Norveç, İsveç, İspanya gibi ülkelerdeki uygulamalarla, başta Japonya olmak üzere bazı Uzakdoğu ülkelerindeki krallık rejimleri) bu hususta ilginç örnekleri oluştururlar.

Cumhûriyet’te ise, yönetime gelecek kişi veya kadrolar, toplumun rüşd yaşına ulaşmış ferdlerinin seçim ve iradesine göre belirlenir ve yönetim makamlarından da yine aynı yöntemle götürülürler. Elbette, bu konuda da değişik yöntemler vardır.. Laik cumhuriyet, Demokratik cumhuriyet, Dinî Cumhuriyet gibi..

Laik Cumhûriyet’te yönetici kişi ve kadroların ve yönetim şeklinin belirlenmesinde, özü itibariyle ilahî vahy’e dayalı dinî inanç hükümlerine yer verilmez. Bu usûlde, toplumun inançlarının alenen veya zımnen, bir fantezi ve bir gönül işi olduğu gibi bir anlayış esas alınır.

Demokratik Cumhuriyet’te ise, yönetici kişi ve kadrolarının ve yönetim usûllerinin belirlenmesinde, halk neyi, ne kadar ve nasıl istiyorsa, o temel olarak alınır. Temel ölçü, halkın iradesidir. ‘Demokratik Cumhuriyet’  nitelemelerine, özellikle de sosyalist- marksist rejimlerde, ‘Demokratik Halk Cumhuriyeti’ eklemesi yapıldığı da görülür. Çin, Vietnam, Kuzey Kore ve eski komünist- Doğu Bloku ülkelerinde olduğu üzere..

Dinî Cumhuriyet örneklerinde ise.. Halk, yönetici kişi ve kadroları belirlerken, iradelerini kendi inançlarının temel kurallarına göre belirler ve onlardan kendi inançlarına göre bir yönetim beklerler.

Osmanlı’ya tarih sahnesinden el çektirilmesinden sonra, İslamî taleblerle bir devlet yönetimi oluşturmak iddiasıyla sahneye çıkmak açısından, bu konudaki ilk örneği, -en azından ismen ve teorik olarak- Pakistan İslam Cumhuriyeti oluşturmuştur.

Hind alt-kıt’asındaki büyük müslüman kitlelerin önemli bir kısmı, 14 Ağustos 1947’de uzuuun ve çetin mücadelelerden sonra, tarih sahnesine Pakistan adıyla bir devlet kurarak çıkarken, yönetim şeklinin İslam Cumhuriyeti olacağını hükme bağlıyorlardı. Geçen zamanda ortaya konan uygulamanın İslamî hükümlere uygun olup olmadığı, ayrı bir konu.. Çünkü, bu isim, büyük çapta resmî ve diplomatik tabeladan ibaret kaldı; geride kalan 65 yılı aşkın zaman dilimi, büyük çapta askerî darbelerle ve diktatörlükler altında geçti. Ama, Pakistan devletinin yönetim şeklinin belirlenmesinde, rejimin özelliğinin İslam Cumhuriyeti olduğu görüşü en azından isim olarak korundu; tabiatiyle müslüman halkın, bu ismin değişmesine izin vermeyen hassasiyetinin de etkisiyle..

Dinî Cumhûriyet görünümlü bir diğer örneğin de 1948 yılında, Filistin’de müslüman halkı katlederek veya savunmasız halk kitlelerini silah ve sair zorbalık yöntemleriyle kovarak o topraklarda bütünüyle gasb ve işgal üzerinde dünya sahnesine çıkıp devlet olduğunu ilan eden İsrail rejimi olduğu söylenebilir. Çünkü, bu rejim de yahudi şeriatini esas alan bir yönetim biçimini izlemektedir.

Daha sonraki Dinî Cumhûriyet örneğini,  miladî-1979 yılı başında, İran’da büyük bir müslüman halk qıyâmıyla Şahlık rejimini devirep İslam İnqılabı Hareketi sonunda kurulan İran İslam Cumhûriyeti uygulamasında görmek mümkündür. Oradaki uygulamada da, müslüman halkın, cumhûr’un iradesi, İran toplumunda ekseriyeti oluşturan müslüman halkın mezhebî yorumuna temel teşkil eden Caferî fıqhına göre geçerli sayılacak ve itibar görecek bir uygulama örneği oluşturmuştur. Bu örnek de, uygulamadaki bir takım problemlerinin olduğu söylense bile, özü itibariyle, bir İslam Cumhuriyeti anlayışı ve temeli üzerindedir.

Bundan ayrı olarak bugün, Moritanya, Afganistan, Komor Adaları gibi ülkelerde resmî adı İslam Cumhuriyeti olan ve en azından isim olarak Dinî Cumhuriyet kategorisinde değerlendirilebilecek rejimler vardır.

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim