1. YAZARLAR

  2. Mustafa Şentop

  3. Meslek liseli için ne yapılmalı?
Mustafa Şentop

Mustafa Şentop

Yazarın Tüm Yazıları >

Meslek liseli için ne yapılmalı?

A+A-

Üniversiteye girişte katsayı uygulaması konusunda YÖK kararını yine "hukuk"a aykırı bulan ve yürütmesini durduran Danıştay'ın kararlarını doğru okumak gerekir.

Önceki kararda olduğu gibi bu yeni kararda da hukukî bakımdan çok tartışılabilecek, hatta tamamen "ideolojik" olarak nitelendirilebilecek gerekçelendirmeler var. Bunları ele almak gerekir; ancak böyle bir tutumun artık pratik bir faydası yoktur. Danıştay eleştirisi katsayı sorununu çözmüyor, çözmeyecek.

YÖK ilk kararında katsayıları eşitlemişti. Danıştay, katsayının eşit olarak uygulanamayacağı tezine dayanan bir kararla yürütmeyi durdurmuştu. Bunun üzerine, YÖK, Danıştay'ın, katsayıda gerçekleştirilecek herhangi bir eşitsizlik halini yeterli bulacağını düşünerek, belli oranda farklılık içeren katsayılar belirledi. Ancak, Danıştay bu sefer de, katsayılar arasındaki farklılığın yeterli olmadığı tezine dayanarak, YÖK kararını "hukuk"a aykırı buldu.

Danıştay kararında, "yargı kararlarının uygulanmasından kaçınmak" gibi birtakım gerekçeler işin özüne ilişkin değildir; teferruattır. Gerçeği de yansıtmamaktadır. Zira Danıştay önceki YÖK kararı hakkında "iptal" kararı vermiş değildir; sadece "yürütmeyi durdurma" kararı vermiştir. Yürütülmesi durdurulan maddelerin uygulanması mümkün olmadığı için, YÖK bu maddeleri yürürlükten kaldırıp, sınav takvimi işlemeye başladığı için, yeni hükümler getirmek zorunda kalmıştır. O halde, YÖK'ün yeni karar alması bir zaruretti. Yeni durumda da, YÖK tarafından bir karar alınması gerekiyor; aksi halde sistemin işletilebilmesi mümkün değildir.

KATSAYIDAN ÖNCE SINAV YAPILMIYOR MUYDU?

Peki, YÖK hangi kararı alırsa Danıştay tarafından hukuka uygun bulunacaktır? Bunun cevabı Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararında açıkça belirtilmektedir. Danıştay, üniversiteye giriş sınavında bir katsayı farklılığı olması gerektiğini kabul etmekle kalmıyor, katsayı farkının ne kadar olması gerektiğini de belirliyor. Danıştay'a göre, belirlenecek katsayı farkının "aşılabilir bir niteliğinin bulunma"ması gerekmektedir. Bu ne demektir? Katsayılar arasındaki fark öyle olmalıdır ki, düşük katsayıya tabi (meslek lisesindeki) öğrenciler, ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, hatta sınav sorularının tamamını yapmış olsunlar, ağızlarıyla kuş tutsunlar, katsayı farkını aşarak istedikleri fakülte veya bölümü kazanamasınlar. O halde, Danıştay'ın bu kriterine göre, başarılı öğrencilerin önünü çok sıkı ve sağlam bir şekilde katsayı ile tıkamak lazımdır; öyle düşük bir katsayı belirlenmeli ki, başarılı öğrenciler bu katsayı farkını hiçbir şekilde aşamasınlar. Bu durumda, Danıştay'a göre, eski farklı katsayılara (0,5/0,2 veya 0,8/0,3) dönmekten başka çıkar yol yoktur. YÖK, başarılı öğrencilerin "aşabileceği" nitelikte bir katsayı belirlerse Danıştay bunu tekrar iptal edecektir. Başka ihtimal beklemek boşunadır.

Danıştay neden "aşılamaz" katsayı farkı oluşturulmasını zaruri görüyor? Bunun gerçek ve görünen sebepleri vardır.

Gerçek sebep, hukukî bir sebep değildir. Bunu uzun uzun açıklamaya gerek yoktur; hangi hukuk kuralı, öğrencilerin "aşamayacağı" nitelikte bir katsayı belirlenmesini zorunlu kılmaktadır? Bunun cevabı yoktur; olamaz. Neden 0,15/0, 13 katsayıları hukuka aykırıdır da, 0,8/0,3 katsayıları hukuka uygundur? Bunun bir cevabı var mı? Danıştay, "yargı kararlarıyla oluşturulmuş eğitim sisteminin" bozulacağını ileri sürüyor. Bu hukukî bir cevap mıdır? Eğitim sistemleri ne zamandan beri yargı kararlarıyla oluşturulmaktadır? Eğitim sistemi oluşturmada "yargı"ya yetki veren hukuk kuralları mı vardır? Kaldı ki, Danıştay gerekçesinde var olduğu söylenen bir "eğitim sistemi" de yoktur; tamamen bir kurgudur sözü edilen. Danıştay'ın tezine temel aldığı eğitim sistemi ne zaman kurulmuştur? 1998'de bir eğitim sistemi değişikliği mi olmuştur? Sadece eşit katsayı uygulamasını kaldıran ve eşitsiz katsayı uygulamasını benimseyen bir değişiklik eğitim sistemi değişikliği midir? Danıştay 1998'de yapılanı bir eğitim sistemi değişikliği olarak kabul etmemizi istiyor. Bunu hukukla, mantıkla, sistem anlayışıyla telif etmemiz mümkün müdür?

Bir başka önemli husus, Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yer alan "yönlendirme" kavramına dair Danıştay'ın anlaşılamaz yaklaşımıdır. Kararın hukukîliğini tartışırken bu konuya mutlaka değinmek gerekmektedir. "Yönlendirme", adı üzerinde yönlendirme demektir; "zorlama", icbar etme", "mahkûm etme" değildir. Bir öğrenci, ortaöğretimde "yönlendirme"ye tabi tutulmuşsa, yönlendirildiği istikametten ölene kadar ayrılmamaya mecbur mudur? Bunu nasıl tasavvur edebiliriz? Ortaöğretimdeki "yönlendirme" kavramından hareketle, üniversiteye giriş sisteminde adaletsiz bir uygulamanın zorunlu olduğu hangi mantıkla savunulabilir?

Farklı alanları seçen öğrenciler arasında bir "hukuksal statü farkı" olduğu iddiası da hukuken doğru değildir. Bu sadece Danıştay'ın varsaydığı bir statü farkıdır; statü farklılığı hukuk kurallarıyla belirlenebilir. Mevzuata göre üniversiteye girecek öğrencilerin hukuksal statüsü ortaöğretim mezunu olma veya mezuniyet aşamasında bulunmadır; başka bir hukuksal statü yoktur. Danıştay'ın "mikro" statü farklılıkları ihdas etmeye yetkisi yoktur.

'YENİ BİR KAPATMA DAVASINA KONU OLUR' KORKUSU İÇİN

Danıştay kararında görünen bir sebebe dikkat etmemiz gerekiyor. 'Danıştay'ı anlamak lazım' derken, kastettiğimiz de budur. Son kararında Danıştay, "... bir düzenlemenin değiştirilmesi ya da kaldırılması için hukuk düzeninde veya maddi olayda bir değişiklik olması gerekir." demektedir. "Hukuk düzeninde değişiklik"le kastedilen kanun değişikliği olmalıdır. Gerçi, YÖK kararı da bir hukukî işlem olarak hukuk düzeninde değişiklik meydana getirmektedir; ancak Danıştay bunu yeterli saymamaktadır. Önceki kararda da, çok daha açık bir şekilde, "Bu açıklamalar karşısında, milli eğitim sisteminin yönlendirmeye ilişkin kuralları ile 2547 sayılı yasanın 45. maddesinde yer alan kurallar yürürlükte ve uygulanıyor iken bu kuralların uygulanmasını bertaraf edecek şekilde alınan dava konusu karar (YÖK kararı) ..." denilmek suretiyle, eşit olmayan katsayı uygulamasının kabahati kanuna atılmaktadır. Danıştay'a göre, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 45. maddesi eşit olmayan katsayı uygulamasını zorunlu kılmaktadır. Bu doğru mu? Değil. Çünkü aynı kanun maddesi yürürlükte iken, yaklaşık yirmi sene süreyle eşit bir katsayı uygulanmıştır.

Mademki Danıştay, benim elimden bir şey gelmez, bütün kabahat kanunda, diyor, o zaman 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 45. maddesini, eşit bir katsayı uygulamasını zorunlu kılacak veya katsayı uygulamasını bütünüyle kaldıracak şekilde düzenlemek gerekmektedir. YÖK tarafından yapılacak yeni düzenlemelere bel bağlamak yerine konunun bir kanun düzenlemesi ile çözülmesi gerekmektedir. Danıştay da kanun değişikliğinin şart olduğu kanaatindedir.

Böyle bir düzenleme Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) gider ve iptal olabilir mi? Kanaatimce AYM böyle bir değişikliği iptal etmez. Daha önce Kur'an kurslarına gidebilecek öğrencilerin yaş sınırlamasıyla ilgili kanun düzenlemesi AYM tarafından iptal edilmemiştir. Halbuki, aynı konuda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan düzenlemeler Danıştay'da iptal edilmekteydi. AYM'nin iptal etmeyeceğine dair kanaatimin hukukî gerekçeleri de var, ama burada açıklamak konunun özünden ayrılmamıza yol açacaktır.

Konuyla ilgili yapılacak bir kanun değişikliğinin "kapatma davası"nda kullanılabileceği mülahazasına da değinmek gerekir. Kapatma davası için, Türkiye uygulamasında, bir malzemeye ve delile gerek yoktur. Sayın Başsavcı'nın da işaret ettiği gibi, kapatma davaları duygusal davalardır, açılması gerektiği hissedilirse açılır; kapatma davaları için bir rasyonalite aramamak lazımdır. Böyle tabii afet gibi, ne zaman ve ne şekilde karşımıza çıkacağı belli olmayan bir olayı esas alarak siyaset yapmak mümkün değildir. Hissedilen kapatma davası hazırlığı ise zaten başka konular üzerinden yürütülmektedir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT