Mesele AKP'yi kurtarmak değil!

21.03.2008 14:38

Koray Düzgören

Evet, AKP'nin bazı beyan ve icraatlarını bahane ederek Türkiye'de demokrasinin önünü kesmeye, Türkiye'yi yarı demokratik-tam despotik bir rejim haline getirmeye çalışan odakların yeni ve 28 Şubat'tan daha organize bir komplosu söz konusu.

Bu girişime karşı çıkmak yine boynumuzun borcu.

Ama bunu AKP için yapacak değiliz.

AKP darbelere ve antidemokratik girişimlere karşı tek panzehirin özgürleşme olduğu gerçeğini bir türlü anlamak istemedi. Şu 12 Mart faşizminin ürünü Siyasi Partiler Kanunu'nu işine geldiği için değiştirmeye bile yanaşmadı.

Oysa bu kanunun, herhangi bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın AKP gibi, DTP gibi siyasi partiler hakkında dava açabilmesini adeta bir zorunluluk haline getirdiği gerçeği biliniyordu.

AKP beş yıldır iktidarda, isteseydi bu yasayı da antidemokratik hükümler içeren benzer bir sürü yasayı da değiştirebilirdi.

AKP'nin kapatılmasına yönelik bu davadan söz ederken mutlaka bu duruma da değinmek zorundayız.

Hadi durumun nazikliğinden ötürü, “AKP'nin de kabahati vardı” demesek bile, “yapması gerekenler vardı” demek boynumuzun borcu olmalı.

Önceki gün gazetemizin manşetlerinden biri Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk'un bu konudaki görüşlerine ayrılmıştı.

Şöyle diyordu değerli hukuk adamı:

"Türkiye'deki yazılı hukuk adil ve doğru bir hukuk değildir. Mevcut Siyasal Partiler Yasası 25. yaşındadır bu yasa kaldırılmalı ya da gözden geçirilmeliydi."

Devam ediyor Selçuk:

"Cumhuriyet savcısının eline bir bomba veriyorsunuz adeta. Diyorsunuz ki bu bombayı patlatmadan uygulamayı yap, bu mümkün değildir. Bu bomba patlayacaktır. Neden patlayacaktır. Şimdi patladı geçmişte de patladı. Âdeta siyasetçiye siyaset alanını daraltıyorsunuz. Böyle bir mayın tarlasına dönüştürüyorsunuz siyaseti orada yapın. Bu mümkün değildir. Böyle bir yasanın örneği hiçbir ülkede yoktur. Bu yasa demokrasi özürlü bir yasadır.”

301'inci madde için de böyle bir tartışma yapılmıştı hatırlarsanız.

Selçuk'un da arasında bulunduğu hukukçular bu yasa maddesindeki suç tanımının belirsiz olduğunu ileri sürerek yasanın çok açık ve savcılara pek fazla yorum imkanı vermeyen bir madde haline getirilmesi ya da tümden kaldırılmasını önermişlerdi.

Başta zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek olmak üzere Başbakan Erdoğan buna karşı çıkarak şu savı ileri sürmüşlerdi:

“301 için uygulamaya bakalım. Zamanla uygulama sakıncaları ortadan kaldıracaktır. İçtihatlar oluşacaktır”

Oluşan ne oldu? Hrant Dink mahkum edildi. Bu dava nedeniyle de hedef haline getirilerek yönlendiricileri devletin içinde olan karanlık güçler tarafından öldürtüldü.

Bugün 301'inci maddeden yüzlerce yayıncı, yazar-çizer, bilim insanı yargılanıyor. Böyle bir madde ile devlete, devlet kurumlarına ve 'Türklüğe' yönelik her eleştiriye karşı dava açılma imkanı bulunuyor.

Yani savcıların eline verilen bombaların sayısı öyle bir iki falan değil.

“Bütün hukuk sistemini elden geçirmek gerekiyor” diyor Sami Selçuk.

Peki kim geçirecek? Tabii ki iktidar partisi.

Üstelik de aldığı oy oranı, böylesine köklü dönüşümleri yapmasına yetecek bir gücü de kendisine veriyor.

Peki niçin yapmıyor ya da yapmak istemiyor bunları AKP?

Bence mesele bu.

Yalnız bakıyorum, “Darbe AKP'ye karşı yapılıyor. AKP de eşittir millet iradesinin tamamıdır. O halde AKP'yi bu girişimden nasıl koruruz” tartışmaları ön plana çıkıyor.

Sanki AKP bu badireyi atlatırsa, Türkiye bu bunalımı da bir biçimde, mesela bazı yasaların sağı solu elden geçirilerek aşarsa mesele halledilirmiş, herşeye kaldığı yerden devam edilebilirmiş gibi yapılıyor.

Bu yaklaşım çok can sıkıcı.

Demokrasiyi nasıl korur ve geliştiririz? Bu bunalımdan demokrasi adına ne gibi dersler çıkartır ve yeni reformlar için AKP'yi nasıl zorlayabiliriz, tartışmasına girmek yerine, meseleyi Ergenekon'a bağlamaya çalışan arkadaşlarımız da var.

Bu netameli bir mesele. O zaman, “AKP bu meselede Şemdinli'de olduğu gibi bürokrasiyle bir pazarlığa yanaşırsa ne olacak?” sorusu da gündeme gelebilir.

Şahsen, Ergenekon'dan söz etmeden önce Şemdinli'yi konuşmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Bir gazetede AKP'nin çeşitli dönemlerde önüne çıkan zorukları nasıl aştığına ilişkin bir toparlama yapılmış. Sonuç AKP'nin hep kendisi için yasa değiştirdiğini, yasakların genel anlamda kaldırılması için bir çabaya girişmediğini ortaya çıkarıyor.

Şimdi krizden çıkılması için ortalıkta uçuşan önerilerin hemen hepsi yine aynı amaca yönelik. “Vaziyeti nasıl kurtarırız?” sorusuna cevap aranıyor.

“Bu meseleye nasıl bir köklü çözüm getiririz?” arayışlarına rastlamıyoruz.

Oysa AKP'nin kendisini kurtarmak amacıyla geçici tedbirlere yönelmek yerine bu krizden esaslı bir demokrasi dersi çıkartması gerekir.

Mesele Türkiye'nin meselesidir ve Türkiye bu darbeci anlayışı tümüyle tasfiye etmek için gereken acil reformlara ve AB yoluna bir an önce yönelmek durumundadır.

Seçmenin AKP'ye verdiği yüzde 46.5 oranında oyun gerçek mesajı da budur.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim