1. YAZARLAR

  2. Şahin Alpay

  3. "Merkez Devlet Türkiye"
Şahin Alpay

Şahin Alpay

Yazarın Tüm Yazıları >

"Merkez Devlet Türkiye"

A+A-

Graham E. Fuller, İslam dünyası, İslamcı akımlar ve Türkiye konularında Batı'nın önde gelen uzmanlarından biri. Fuller'ın Türkiye üzerine yeni kitabı, "The New Turkish Republic: Turkey as a Pivotal State in the Muslim World / Yeni Türk Cumhuriyeti: İslam Dünyasında Merkez Devlet Olarak Türkiye" (U.S. Institute of Peace, 2008) adını taşıyor.

Bu kitabın 21. yüzyılda Türkiye'nin dış politikasını tahlile yönelik en dikkate değer girişim olduğuna kuşku yok.

Fuller'ın argümanı şöyle özetlenebilir: Türkiye'nin izlediği dış politika, iç ve dış etkiler altında değişiyor. Ankara, ulusal çıkarlarını gittikçe daha bağımsız bir biçimde belirliyor. Türkiye ile ABD'nin çıkarları gittikçe farklılaşıyor. Washington artık Türkiye'yi her koşulda sadık bir müttefik olarak göremez. İki ülke arasındaki sorunlar esas olarak Ortadoğu'yla ilgili konular. Ankara, Washington'un bölgeye yaptığı çıkarlarıyla çatışan müdahalelerden rahatsız. Modern tarihte Türkiye ilk kez, Ortadoğu'da önemli bir oyuncu olmaya doğru gidiyor. Ankara'nın bağımsız dış politika arayışı, şimdilerde ABD'yi rahatsız ediyor olabilir, ama uzun vadede yalnızca Türkiye'nin değil Ortadoğu'nun, hatta Batı'nın da yararına olacak...

Fuller, ABD'nin Irak'ı işgal etmesinden sonra, Ankara-Washington ilişkisindeki değişmeyi derinlemesine tahlil ediyor. Türkiye'nin Ortadoğu'yla ilişkilerindeki yakınlaşmayı da çok iyi açıklıyor. Ne var ki, AB'nin Türkiye'nin iç ve dış politikası üzerindeki derin etkisini azımsıyor. Oysa AB üyeliği perspektifi 1990'ların ortalarından beri Türkiye'yi siyasi rejimini ve ekonomisini AB standartlarıyla uyumlu hale getirmeye teşvik etmekte. AB reformları 2005'ten bu yana, büyük ölçüde AB'nin Türkiye üzerindeki "yumuşak gücü"nü yitirmesi nedeniyle, duraksamış durumda. Ne var ki, katılım müzakereleri devam ediyor. Bugün Türkiye'de temel mesele şurada düğümleniyor: Reformlar sürecek ve Türkiye AB'ye yakınlaşacak mı, yoksa reformlar duracak ve ülke AB'den uzaklaşacak mı?

Buna bağlı olarak Türkiye'de bugün temel siyasi bölünme, AB'ye katılımla açık ve demokratik toplumun yerleşmesini savunanlarla, Türkiye'yi AB'den uzaklaştırmak isteyen otoriter ve kapalı toplum yandaşları arasında. Yaptığı bütün yanlışlara, yalpalamalarına, düştüğü tuzaklara rağmen Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Avrupalılaşması yönünde bugüne kadar en büyük çabayı AKP iktidarı gösterdi. Öyle ki, AKP'nin kapatılması istemi, Türkiye'nin AB'ye katılım sürecini sona erdirmeyi amaçlıyor olabilir.

Fuller'ın AKP'yi ("ılımlı", "modernist" ya da "liberal" ama) "İslamcı" bir parti olarak nitelemesi, yalnızca çok yanıltıcı değil, bu partinin Türkiye'ye Şeriat düzenini getirmek için gizli bir gündemi olduğunu iddia eden otoriter rejim yanlılarını sevindirecek nitelikte. AKP'nin köklerini Türkiye'nin İslamcı akımından aldığına kuşku yok. Ne var ki AKP gerek söylemiyle, gerekse 2002'den bu yana iktidardaki performansıyla İslamcılık'tan çok uzak. AKP İslamcı değil, ideolojik - olmayan, pragmatik bir merkez partisidir ve ancak Batı'daki Hıristiyan Demokrat partilere benzetilebilir. Liderlerinin birçoğu dindar Müslüman olabilir, ama AKP'nin gerek ekonomi, gerekse siyaset alanında Türkiye'nin bugüne kadar gördüğü liberal değerlere en yakın duran parti olduğu muhakkak. Bugün AKP, bütün toplumsal katmanlardan ve bütün bölgelerden destek alarak Türkiye'yi bütünleştiren parti.

Fuller "Siyasal İslam'ın Geleceği" (2003) başlıklı kitabında, çok haklı olarak, İslamcı parti ve akımların kendilerini dönüştürme yeteneğine sahip olduklarını ve liberal platformlar benimseyebileceklerinin altını çizdi. Bu nedenle Batılı hükümetlerin bu partilerle çatışmak yerine yapıcı diyaloga girmelerini önerdi. Bu geçerli argümanlar, İslamcılığı geride bırakan partilerin de İslamcı sayılmasına gerekçe olamaz. Bu Batı'nın sosyal demokrat ya da sosyalist partilerini, eskiden Marxist oldukları gerekçesiyle bugün de Marxist olarak nitelemek kadar saçmadır.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT