1. YAZARLAR

  2. Ahmet Taşgetiren

  3. Merkel neyi oynuyor?
Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Yazarın Tüm Yazıları >

Merkel neyi oynuyor?

A+A-

Almanya Başbakanı Merkel Kıbrıs'a gidiyor...

Almanya Başbakanı Merkel Kıbrıs'a gidiyor, orada Rum lider Hristofyas'la buluşuyor ve ona "Şimdiye kadar büyük ölçüde uzlaşma gönüllülüğü gösterdiniz ama ne yazık ki aynı karşılığı alamadınız" diyor.

Bu gerçekten "Güler misiniz, ağlar mısınız" diye hayretlere sürükleyecek bir olay.

Gaf deniyor, tarih bilmezlik deniyor, unutkanlık deniyor...

Ne dense yeri.

Bu, insan aklıyla alay etmek gibi bir şey.

Ama bunu AB bünyesinde en etkili ülkelerden birisinin başbakanı yapınca, iş akıl ile alay etmekten öte bir mahiyet kazanıyor.

Çünkü işin, Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili bir yönü bulunduğunu, yine işin Doğu Akdeniz'deki enerji yatırımlarıyla ilgili bir yönü bulunduğunu, işin Türkiye-Almanya ilişkileriyle, Almanya'daki Türkler'le ilgili bir yönü bulunduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.

Olayın ilk görüntüsü şu:

Almanya Türkiye'yi ve Kıbrıslı Türkler'i Rumlar'a satıyor!

Yani bunu göze alıyor.

Aslında bu satış maalesef yeni değil.

AB, Kıbrıs'ta çözümsüzlük bulunmasına rağmen Rumlar'ı tek yanlı ve tüm Kıbrıs'ı temsilen tam üye aldığında, böyle bir satış işlemi gerçekleştirmişti. Ben o zamandan beri bu davranışı, "Kıbrıs'ta AB adına Türkiye'nin kolunu bükmek" diye niteledim. Bu, AB hukukuna da aykırı bir davranıştı ama Türkiye'ye karşı yapmaktan geri durulmadı.

AB bununla da kalmadı.

Rumlar'ı aldıktan sonra, neredeyse Türkiye-AB ilişkileri üzerine bir Rum ipoteği konmasına göz yumdu.

Şu anda, Türkiye-AB görüşmelerinde ele alınması gerekli 17 fasıl üzerinde Rum tarafının ipoteği var.

Çılgınlık bu.

Yine Rum ipoteği bahane edilerek, açılan hiçbir fasıl kapatılamıyor. Müzakere bitse, her şey tamam olsa bile askıda duruyor.

Bu Rum ipoteği, Fransa ve Almanya'nın ipoteği ile birleşince, Türkiye-AB ilişkileri tam bir tıkanmaya maruz kalıyor.

Şu anda, özellikle Fransa ve Almanya'nın başını çektiği bir grup, Rum talepleri yerine gelmeden yani Kıbrıs'ta Rumlar'ın otoritesi kabul edilmeden, Türkiye'nin önünün açılmayacağı noktasında direniyor.

Bunda açık bir bağcı dövme arzusu olduğu kesin.

Rumlar AB'ye tam üye alınırken, işin bu noktaya geleceğini görmemiş olmaları beklenemez. Bu, bilerek yapılan bir iştir.

Merkel'in Hristofyas'a söylediği sözler ise gerçeklerin görmezden gelinmesi anlamında, yanlışların üzerine tüy dikmekten farksızdır.

Birleşmiş Milletler nezaretinde yapılan bir referandumda, Annan Planı'na Türk tarafı onay verirken Rum tarafı hayır demiş ve siz bugün kalkıp "Rumlar çözüm yanlısı Türkler oyun bozuyor" diyebiliyorsunuz.

Bunun adı diplomasi değil, diplomatik cinayettir.

Ve maalesef sözüm ona "dost" Almanya'nın Başbakanı, bunu Türkiye'ye karşı yapmaktadır.

Türkiye'nin bu tavrı doğru okuması gerekiyor.

 Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Baş Müzakereci Bağış sert tepkiler göstermişler, Almanya Büyükelçisi Dışişleri'ne çağrılarak Türkiye'nin tepkisi dile getirilmiştir.

Ancak sanki hâlâ eksik kalan bir şey var gibi görünüyor.

AB ile ilişkilerin tamamına yönelik bir bütüncül bakış, bir bütüncül değerlendirme ihtiyacı var sanki.

Acaba AB ile ilişkilerdeki tıkanmayı, mesela "sabır" çözecek mi? Merkel ya da Sarkozy, Rumlar'ı öne sürerek Türkiye'nin sabrını mı sınıyorlar?

Neye razı olması isteniyor Türkiye'nin? Kıbrıs'ta neye razı olmamız isteniyor, AB ile ilişkilerde neye razı olmamız isteniyor?

AB, bir yandan Türkiye'nin büyük Ortadoğu'da etkinlik kazanmasının kendisine de global strateji imkânı verebileceğini öngörüyor bir yandan da Türkiye'nin bölgesinde belirleyici güç haline gelmesinden rahatsızlık mı duyuyor?

Yoksa böyle bir Türkiye'nin, AB ile de bütünleşerek çok daha etkin bir güç haline gelmesi mi tedirgin ediyor Fransa ve Almanya'yı?

Her ne ise...

Merkel Almanya adına bir hançer saplamıştır.

Türkiye-Almanya ilişkilerine yazık etmiştir.

Almanya ya da Fransa'nın Rumlar'la el ele yürüttükleri bu oyun, Türkiye'yi pes ettirmez. Aksine, çok daha kamçılar. Anadolu'muzun güzel bir sözü vardır: Kötü komşu insanı hacet sahibi yapar, denilmiştir. Kötü dostluklar da herhalde ülkeleri iyi dost arayışına sevk eder.

Türkiye bu yolda ilerliyor ve belki de bu arada dostluklar sınav geçiriyor. Almanya, Fransa, Merkel ya da Sarkozy, meseleye biraz da böyle bakmalı derim ben. Tarih üç günde yazılmıyor çünkü.

BBC

YAZIYA YORUM KAT