1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Mercimeğin çarptığı kızlar...
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Mercimeğin çarptığı kızlar...

A+A-

“Bunlar türban mağduru değil, ilgilenmezsin!” diyerek 19 Ağustos’da Urfa Birecik’te yaşandığını haberlerden duyduğumuz 16 tarım işçisinin asfalta saçılmış, üstü kağıtla örtük ölüm fotoğraflarını yollamış bir kardeşimiz...

Mercimek dolu bir kamyonla çarpışmış sabahın en erken saatlerinde bindikleri kamyonet... Tarlalarda günlüğü 5 milyona çalışmak üzere bindirildikleri kamyonetin arka kasasında, acaba hangi düş idi en son kurdukları? Hayata geri dönseler ve başlarından geçenleri bize anlatsalar ne derlerdi acaba: “Mercimek çarptı ve biz öldük!” mü?

O çarpış anını düşünüyorum; kamyonetin bir akordeon gibi iç içe bükülürken sırtından etrafa, asfalta ve yol kenarına saçılan kızların, yere nefessiz olarak düşmeden evvel üç yüz altmış derecelik bir itiraz çemberiyle yere çakılan saçlarını... Sofraya konacak bir dilim ekmekten, küçük kardeşin ayağına geçirilecek ucuz bir çift lastikten, çeyiz sandığına gizlice ve utangaç bir özenle konacak ardı simli küçük aynaya kadar... Tüm hayaller o beş milyonun içinde saklı... Güneşin alnında, beli bükük ama hamdederek, hatta öğle arası çıkından çıkarılan yoğurda ekmek batırırken her şart altında muhakkak gülünecek küçük bir şeyler de bulmayı ihmal etmeyen o yaşamak! Ah o yaşamanın her zor şart altında bile bize kurdurabileceği hayaller... Hayallerin ve nefesin mercimeğin altında kalakalacağı saatlere çok da az kalmış oysa... Sabahın erken saatlerinde ölüm öpmüş enselerinden, güzel kızları, gelinleri, çocukları yere sermiş... Tabutlar yetmemiş hastanelere, yine kamyonetlere koymuşlar onları battaniyelere sararak... Aman efendim, bir kargaşa çıkmadan bir an evvel evlerine taşınsınlar...

¥

Mercimek çarpsın ki, bahsedeceğim körlük, aslında hepimizi sarmıştır. Biz çarkıfeleğin ana ve ara yönlerini Kuzey ve Batı’sından ibaret kıldık. Doğu ve Güney yok artık pusulamızda... Doğu; sakıncalı! Güney; talihsizdir nazarımızda! Ve bütün önemli ve büyük işler, merkezde yani Batı’da ve Kuzey’de cereyan etmektedir... Bu yüzden giremez gündemimize tarım işçisi kadınlar ve kızlar... Onların yazacağı bir plaj güncesi veya katılacakları bir türban protestosu yok, gündemde değiller, onlara mercimek çarpmış!

2000’in 31 Aralık’ında, saat gecenin 12’sinde çekilmiş bir yeryüzü fotoğrafı yayınlamıştı google earth... Yeryüzü ikinci bin yılını; yani milenyumunu, havai fişekler atarak kutluyordu. Uzaydan bakıldığında bile fark edilecek bir ışıltı vardı yerkürenin kuzeyi ve batısı istikametinde... Doğu ise kapkaranlık ve havai fişeksiz...

*

Yaz geldi ya, gün geçmiyor ki Çırağan Sarayı’nda veya Swiss Otel’de yapılacak bir düğünden haberdar olmayalım... Eski arkadaşlarımızın evlenecek yaşa gelmiş çocuklarını gördükçe, yaşlandığımızı bir kere daha, istemesek de hatırlıyoruz... Önce ayakta ve dikilerek elinize tutuşturulan sapı peçeteye sarılı kadehler içinde isteyenin elma suyu, isteyenin alkollü içecek aldığı kokteyller oluyor. Ardından üstlerinden kan sızan mide bulandırıcı kalın et parçalarının önünüze konduğu, bayramlık elbiselerini giymiş çocukları andıran bol kurdelalı masalara numaranıza göre yerleştiriliyorsunuz... Sizin veya eşinizin önemine binaen çizilmiş bir kariyer skalasına boyun eğerek oturmanız gerekiyor... Hayret ediyorsunuz, bu eski arkadaşların, yani damat veya gelin babası olan ağabeylerin, kendi düğünlerine de gitmiştiniz halbuki... Yapımı henüz tamamlanmamış bir caminin alt bodrumunda veya yağmur yağmayan günlerde bile her nasılsa damı akan bir yemekhanede, kadın ve erkeklerin ayrı olarak oturduğu, müzik yerine ilahi, dans yerine cennet cehennem vaazı dinlediğiniz o eski düğünlerin üzerinden çok da geçmemiştir oysa... Korumalar ve özel kalemler ordusuyla, önünden kimlik ve çanta kontrolü yaptırtmadan geçemeyeceğiniz yüksek duvarlı, özel güvenlik önlemli sitelerde, steril bir yaşam teklifidir size dayatılan...

*

Mercimek çarpsın ki aklıma bir gün dahi gelmemiştir: Tıp Fakültesinin önünde başörtü eylemi yaparken bir saniye bile aklımdan geçmemiştir; bu okuluna alınmayan kızlar, okullarına girip elleri ekmek tutsun da, yarın öbür gün yüzme havuzlu tripleks villalarda otursunlar, kapılarına bir tek dilenci Cuma günü dahi varamasın, misafirliğe gelen akrabalarının üstleri aranmadan ve kimliklerine el konmadan içeri giremesin, çocuklarına bakıcı ararken İngilizce konuşmayı birinci şart olarak zikretsin...

Mercimek çarpsın ki, hiç aklıma gelmemiştir! Mevsimlik işçi ölümleriyle ilgili bir haber; bizim zengin olma, yükselme, kazanma, yönetme ve sınıf atlama telaşemiz altında gıkı bile çıkamadan vermiştir son nefesini... Bu, aslında bizim öldüğümüzdür...

 

Vakit Gazetesi

YAZIYA YORUM KAT