1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Menderes Dönemi Azınlık Politikaları
Menderes Dönemi Azınlık Politikaları

Menderes Dönemi Azınlık Politikaları

Menderes Ve Azınlıklar kitabının yazarı Ahmet Yaşar Akkaya, Adnan Menderes döneminde uygulanan azınlık politikalarını Zaman gazetesinden Nuriye Akman’a anlattı.

A+A-

Tarihçi-yazar Ahmet Yaşar Akkaya'nın Menderes Ve Azınlıklar adlı kitabı Mühür yayınlarından yeni çıktı. 27 Mayıs haftasını geçtik ama olsun, okuyup paylaşmaya değerdi. Kitabın kapağında Menderes'in 1952'de Fener Rum Patrikhanesi'ni ziyaretinde çekilen bir fotoğraf var. 59 yıldır yenisi çekilmeyen bir fotoğraf bu. Çünkü Menderes'ten sonra patrikhaneyi ziyaret eden başka bir başbakan olmadı. Akkaya'nın kitabı seçimden önceki son hafta, partilerimizin yine azınlıkları unuttuğunu hatırlamama vesile oldu. Biri CHP, biri BDP, üçü Has Parti'den toplam 5 adaydan hiçbirinin meclise girme şansı yok ne yazık ki.

Röportaj: Nuriye Akman

-Menderes dönemine geçmeden önce, tek parti döneminde azınlıkların durumunu konuşalım. Ben bir tek 1934 Trakya olaylarını ve 1942'deki varlık vergisi faciasını biliyorum. Siz genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz bu dönemi?

-Tek parti iktidarı döneminde devlet Lozan Barış Anlaşması çerçevesinde yasal düzenlemeleri hayata geçirmeye çalıştı; ancak pratikte azınlıklara yönelik sıkıntılar yaşandı. Bunlar içinde sizin de hatırladığınız gibi 1934 Trakya olayları önemli. Özellikle Yahudi azınlıklar üzerindeki baskı sonucunda 1934'de 521,1935'te 764 Yahudi Filistin'e göç etti. Azınlıkları asıl üzen gelişme tabii 1942'de İnönü hükümeti tarafında çıkarılan varlık vergisi kanunu oldu. Bu dönemde savaş ortamını bahane eden iktidar, vergi düzenlemesini eşitliğe aykırı olarak (M) Müslüman, (G) gayrimüslim, (E) ecnebi ve (D) dönme şeklinde şekillendirdi. Özellikle azınlıklar üzerinde baskı unsuru yaratan varlık vergisi uygulamasına karşı çıkanlar, Erzurum Aşkale'ye gönderilerek yol hizmetinde devlete karşı yükümlüğünü yerine getirmeye zorlandı.

-Aşkale'ye kaç kişi gönderildi?

-Aşkale'ye 1229 kişi gitti. Tabii varlık vergisi uygulaması CHP' ye karşı azınlıkların büyük tepkisine neden oldu. Bu tepkiler azınlık oylarının 1950 seçimlerinden Demokrat Parti'ye kaymasına ortam hazırladı.

-CHP döneminde varlık vergisi sebebiyle iflas eden, zulme uğrayan insanların zararları tazmin edildi mi?

-1944 yılında Varlık Vergisi ortadan kaldırıldı. Fakat zararları CHP hükümeti tarafından karşılanmadı. Sadece belirli kişilerin vergileri affedildi. O kişiler de iktidardaki önemli kişilere yakın isimler. Örneğin Doktor Lütfi Kırdar'ın terzisi gibi.

-Demokrat Parti iktidara geldiğinde bu konuda olumlu bir şey yaptı mı?

-Varlık vergisi tartışmaları Demokrat Parti iktidarı boyunca da devam etti. Bu tartışmalar 1942'de İstanbul defterdarı olan Faik Ökte'nin "Varlık Vergisi Faciası" adlı eserinin yayımlanması ile 1951'de gündeme geldi. TBMM' de, dönemin ulusal gazetelerinde ve her seçim döneminde bu konu özellikle Yahudi cemaatince sürekli gündemde tutuldu. Fakat 1942' den sonra vergi gelirleri iade edilmediği gibi Demokrat parti iktidarında da bu konuda somut gelişme yaşanmadı. Varlık vergisi tartışmaları dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na sorulunca "eser benimdir o kadar benimdir ki aynısını yapmaktan tereddüt etmem" diyerek varlık vergisini savununca azınlıkları kızdırdı.

-DP döneminde azınlık okullarıyla ilgili neler yapıldı?

-Azınlık okulları ile ilgili düzenlemeler Lozan barış anlaşmasının azınlıklar komisyonundaki 37-45. madde hükümlerine uygun olarak yapıldı. Bu konuda somut çalışmalara değinirsek; yangın ve işgaller dolayısıyla hizmet kayıtları kaybolan azınlık okulları öğretmen ve yöneticilerine Haziran 1950' de belgeleri tanzim edildi. 27 Mayıs 1955 tarihinde azınlık okulları Türkçe ve kültür dersi öğretmenleri hakkında kanun ile azınlık okullarında görevli öğretmenlerine maaş iyileştirilmesi yapılarak Türk okullarında çalışan meslektaşları ile aynı özlük haklarına kavuştular.

-Azınlık okulu öğretmenleri daha az maaş mı alıyordu?

-Evet. Mağduriyetleri giderildi. 1955'deki kanunun en kayda değer yönü azınlık okulu öğretmenlerinin azınlık vatandaşlarımıza Türkçemizi Türk kültürünü sevdirerek benimsetmek, demokrasimizin gelişmesine katkıda bulunması gibi önemli vazifesi vardı. Rum okullarında öğretici malzeme ve araçlarından yaralanması hususunda Türk okulları ile karşılıklı yardımlaşma esası gözetildi. DP iktidarı döneminde Heybeliada ruhban okulu yüksek okul statüsüne dönüştürülerek iyileştirme yapıldı. Langa Özel Rum azınlık ilkokulu Demokrat Partisinin izniyle 1952'de açıldı. 6-7 Eylül olayları nedeni ile kaybolan evrak tekrar düzenlendi ve eğitime başlandı. DP iktidarı Taksim Esayan Ermeni okuluna da kalorifer tesisatı yapımı ile destek verdi. Yine Pangaltı da Anaratbıgutyan Ermeni İlkokulu 1956' da genel bir onarımdan geçirildi.

-O dönemde azınlık vakıflarının durumu neydi?

-DP iktidarı döneminde azınlık vakıflarına ve vakıflar çerçevesinde oluşturulan azınlık kurullarına gerekli ekonomik destek verildi. Nitekim 11 Haziran 1958 tarihli resmi gazetede yayımlanan maliye giderlerine baktığımızda iktidar azınlık kurumlarından Musevi hastanesine 40 bin lira, Balıklı Rum hastanesine 60 bin lira, Ermeni hastanesine 40 bin lira, Manisa'da Moris Şinasi hastanesine 20 bin lira tahsisat ve sarfiyat yaptı.

-Daha evvelki dönemden farkı ne bütün bu yapılanların?

-İsmet İnönü döneminde daha aşırı milliyetçi yaklaşımlar ön plana çıktığı ve özellikle 1942'den sonra ilişkiler olumsuz boyuta dönüştüğü için okullarla ilgili yardım konusunda ciddi sıkıntılar vardı. O dönemde daha çok Hasan Ali Yücel Köy Enstitülerine önem verdiği için azınlık okulları ikinci planda kaldı.

-Kitabın kapağındaki fotoğrafa bakılırsa Menderes'in Rum patrikhanesi ile ilişkileri iyiydi herhalde.

-Demokrat Parti iktidarı döneminde Fener Rum Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi Hahambaşı ile ilişkiler önemli bir mesafe kat etti. 6 Haziran 1952 de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Menderes patrikhaneyi ziyaret eden ilk ve tek başbakan olmuştur. Menderes bu ziyarette birlik ve beraberlik, demokrasi vurgusu yapmıştır. Patrik Athenagoras da aynı dilek ve temennilerde bulunmuştur.

-Ermeni ve Yahudilerin dini liderleriyle ilişkiler nasıldı?

-Demokrat Parti dönemine kadar Yahudilerin dini liderleri seçilemiyordu. 1952 yılında ilk kez Yahudiler hahambaşını seçebildiler. Ermeni dini liderlerin seçiminde de sıkıntılar oluyordu. Lozan'a göre bunların seçiminde içişleri bakanlığının onayı gerekiyordu. Tek parti iktidarı dönemindeki bu sıkıntıları Menderes çözdü. 1950'de iktidara geldiğinde Ermeni, Rum, Yahudi dini liderlerin seçimleri konusunda Lozan antlaşması çerçevesinde bütün hakları verildi. Ermeniler dini liderleri Haçaduryan'ı, Yahudiler de Hahambaşı Davit Saban'ı bu ilişkilerin olumlu sürecinde Lozan'a uygun olarak iktidarın olumlu yaklaşımı ile seçtiler.

-Ama ne oldu sonra? 1955'deki 6-7 Eylül olaylarında bir çuval incir berbat oldu!

-Doğru. 6-7 Eylül olayları DP iktidarı döneminde azınlıklarla ilişkilerde kırılma noktası. 1954'e kadar Türk-Yunan ilişkileri genelde iyi idi; ancak Kıbrıs sorunun ön plana çıkması ve Yunanistan tarafında sürekli gündemde tutulması, basının sert yaklaşımları milliyetçi söylemler, özellikle komünistlere yönelik konjonktürel sürecin etkili olması 6-7 olaylarının başlamasına zemin hazırladı.

-Ama Menderes'in de hataları var. Olayları kışkırtan "Kıbrıs Türk'tür" cemiyetini o kurdurmadı mı?

-Tabii kuruluş amacı Ermenilerin, Yahudilerin, Rumların dükkânlarını tarumar etmek değil. Kuruluş amacı, Fatin Rüştü Zorlu Londra'ya Kıbrıs meselesi ile ilgili görüşmeler yapmaya gittiğinde bu meseleyi mitinglerle, propagandalarla ayakta tutmak. Tabii Kıbrıs Türk'tür Cemiyetinin eylem ve söylemlerinin iktidar tarafından destek görmesi etkili oldu. DP, Kıbrıs Türk'tür cemiyetine Kıbrıs meselesini milli mesele olarak gündemde tutması birlik ve bütünlüğü, halkı bilinçlendirmeyi telkin etmişti; ancak 6 Eylül 1955'te Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba atıldı haberinin gazetelerde büyük puntolarla yer etmesi süreci tersine çevirdi.

-Ve Demokrat Parti arka arkaya hatalar yaptı.

-İktidar 6 Eylülde başlayan bir anda Beyoğlu Taksim'de başta Rum, Ermeni ve Yahudi dükkânlarını tahrip edilmesi yakılıp yıkılması olaylarında gerekli tedbiri alamadı. Kolluk kuvvetleri gerekli ihtimamı gösteremedi.

-Tabii derin devletin de bu olaylarda payı olduğunu söyleyenler var.

-Başbakanlık Arşiv Müdürlüğü belgelerine göre Demokrat Parti iktidarının uzun süredir PTT bünyesinde kurulan özel birimler tarafından takip edilmesi, icraatlarının dinlenmesi bu olayların ortaya çıkış şekli veya yönlendirilmesi açısından önemlidir. Yassıada'da kurulan askeri mahkeme, dinleme olayı ile ilgili belgeleri delil olarak kullandı.

-Yani Menderes'i dinleyen derin devlet organizasyonları mı yaptırdı bu olayları?

-Gladyo tipi derin devlet anlayışı İtalya'da nasıl örgütlendiyse Türkiye'de de aynı örgütlenme yıllarca etkin oldu tabii. Yassıada duruşmalarında tarafsızlığı tartışılan, meşruiyeti olmayan mahkeme DP iktidarını azınlıkları asimile etmekten suçlu buldu. Kıbrıs Türk'tür cemiyetinin kurucusu Hikmet Bil, Yassıada duruşmalarında kendisini savunurken yalancı şahitlik yaptı. Bunu hükümet bana kurdurdu. Ben bunları yaptım dedi. Adnan Menderes ona sert tepki gösterdi. Ben sana bunu kur dediysem Ermeni, Yahudi, Rumların dükkânlarını tarumar et, ortadan kaldır diye söylemedim. Tamamen milli hassasiyetleri ön plana çıkarmak için söyledim dedi.

-İhtilalden önce azınlık milletvekilleri nasıl baktılar olaylara?

-TBMM zabıt ceridelerinde milletvekillerinin konuşmalarına göz attığımızda dikkat çekici bir tablo ile karşılaşıyoruz. DP milletvekili Zakar Tarver meclisteki konuşmasında "Felakete maruz kalan azınlığa karşı sayın başvekilimizin sempatisine şahsen şahidim, delillerini de verebilirim. Türkiye'yi teşkil eden unsurlar şüphesiz ki hepsi Türk'tür. Aynı eşit muameleye tabidir" diyerek olaylar karşısındaki tavrını gösteriyor. Yine DP in azınlık kökenli İstanbul milletvekili Aleksandros Hacopulos, Celal Bayar ve Adnan Menderes'e sarf ettikleri çaba için teşekkür ediyor. Birlik ve bütünlüğün her zamankinden daha önemli olduğunu ve Türkiye'de din ve ırk ayırt edilmeksizin herkesin Türk olduğu ve bununla da iftihar ettiklerini meclis kürsüsünde söylüyor.

-Peki, DP iktidarı olaylarda mağdur olanların zararlarını tazmin etti mi?

-Evet, DP iktidarı 6-7 Eylül olaylarında zarar görenlerin zararlarını ödeme konusunda gerekli önlemi aldı. Buna göre bankalar, Kızılay, ticaret odaları, iş adamları 6-7 Eylül olaylarında zarar görenlere yardım için bağışlar yapacaklardır. Ulusal medyada da yardım kampanyaları başlatılmıştır. DP iktidarı azınlık okullarında, vakıflarında, dini kurumlarında zararların tespit edilmesi ve ödenmesi ile ilgili talimatlar çıkardı. Hatta dükkânları yağmalanan 187 Müslüman'a da devlet tarafından yardım edilmiştir. İşin ilginç yanı, iki yıl sonra yapılacak genel seçimlerde azınlıklar tercihlerini CHP'den yana değil DP'den yana kullandılar.

-Çok partili dönemde azınlık milletvekillerinin durumunu konuşalım biraz da.

-1946 seçimlerinde Avram Galanti ve İbrahim Nom CHP'nin adayları idi. Salamon Adato yeni kurulan DP'nin adayı idi. DP iktidarı dönemi Türkiye'deki azınlıkların hem öncesi ve hem de sonrası ile en fazla siyasetin içerinde yer aldığı dönemdir. DP'nin daha kurulduğu dönemde başkan Celal Bayar parti programında " milliyet meselesine gelince, din ve ırk farkı gözetmeksizin ben Türk'üm diyen bütün vatandaşları DP Türk sayar. Böylece bütün vatandaşları bir tutarak onları vatandaşlık ülküsü etrafında toplayarak cümlesini yurda faydalı kılmak bu mevzuda partimizin kabul ettiği esastır." diyerek azınlıkların da içinde olduğu parti programını açıklamıştır.

-Demokrat Parti kurulunca azınlıklar CHP'den vaz mı geçtiler?

-Demokrat Parti'nin 1954 ve 1957 seçim programlarında azınlık milletvekilleri çeşitli demeçler vererek CHP iktidarını eleştirerek, CHP döneminde gördükleri zararları anlattılar ve Demokrat Parti'nin kendilerine yaklaşımlarından memnun olduklarını açıkladılar. DP'den aday Yusuf Salman 1957 seçimlerinde "Çok şükür DP sayesinde bütün vatandaşlık ve insan haklarına sahip olduk. Ölsek CHP'ye oy vermeyeceğiz" dedi mesela.

-Azınlıklardan kaç milletvekili Meclis'e girdi o dönem?

-DP döneminde azınlık milletvekillerini sayalım: Salamon Adato, Andre Vahram Bayer, Ahilya Moshos, Aleksandros Hacopolos, Henri Soryano, İzak Altabef, Yusuf Salman, Zakar Tarver, Mıgırdıç Şellefyan, Hırıstaki Yoannidis, Danyal Akbel, Pertev Arat.

-Diğer partilerin de azınlık milletvekilleri var mıydı?

-CHP'den avukat Erol Dilek, HP'den Becerano, CMP'den Dr. İzak Taranto. Varlık vergisindeki olumsuzluklar nedeni ile CHP'den milletvekili adayı ve seçilen çok azdır. 27 Mayıs darbesinden sonra 1961'de oluşturulan kurucu mecliste Erol Dilek, Hermine Agavni Kalustyan ve Kaludi Laskari azınlıkları temsilen yer almışlardır.

-Daha sonra da bir tek Cefi Kamhi var. Başka da yok sanırım.

-1961'den sonra seçim beyannamelerinde azınlıklara yönelik ifadelere yer verilmedi. Evet, 20. dönem TBMM'ye DYP'den azınlık kökenli Cefi Kamhi girebildi. 2002'de iktidara gelen AK Parti döneminde seçim beyannamelerinde de bizzat azınlıklarla ilgili ifadelere yer verilmedi. Ancak AK Parti'nin 2006 yılında Rum azınlık okulları ile ilgili düzenleme yapmaya çalışması ve Menderes'ten sonra üst düzey bir ziyaretin 5 Ocak 2011 tarihinde başbakan yardımcısı Bülent Arınç tarafından Fener Rum Patrikhanesinin ziyaret edilmesi ilişkiler açısından önemli. Bu yönü ile DP ve AK Parti'nin azınlıklara bakış yönü paralellik gösterdiğini söyleyebiliriz.

-Ama yine bu seçimde gayrimüslim adayı yok Ak Parti'nin. CHP Musevi Mari Gormezano'yu, İstanbul 2. bölge 22. sıradan aday gösterdi. BDP'nin bir, Has Parti'nin de üç adayı var sanırım. Ama Meclise girmeleri imkânsız. Siyaset kurumu neden gayrimüslimlere ilgi göstermiyor?

-Demokrat Parti döneminde İstanbul'da seçmenlerin üçte biri azınlıklara ait. Ve dolayısıyla seçimin sonucunu belirleyecek ciddi bir rakam İstanbul'da. Ama 1964'te Türkiye'de özellikle Rumlar ciddi bir şekilde Türkiye'den göç etmek zorunda kaldığı ve sonraki süreçte bir de Yahudi nüfus Türkiye'den gittiği için etkinlikleri azaldı. Ermenilerin nüfusu zaten 1915'den sonra azaldı. Dolayısıyla azınlıklar seçmen kitlesi olarak görmezden geliniyor. Bugün azınlıkların sayısı yaklaşık 80 bin. Tamamına yakını İstanbul'da.

-Ama 80 bin de ihmal edilecek bir rakam mı?

-Belki bir Iğdır ya da başka bir ilde olsalar bu rakam önemli ama İstanbul potansiyelini düşündüğümüzde azınlık nüfus oranı çok düşük.

ZAMAN

HABERE YORUM KAT