1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Melek’in Mahiyeti Nedir?
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Melek’in Mahiyeti Nedir?

A+A-

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Allah’a hamd, resulüne selam olsun. Bu yazımızda melek kavramı üzerinde durmaya çalışacağız. Rabbimizin yardımını diliyor ve bizi başarılı kılmasını niyaz ediyoruz.

Melek kavramının zihinde oturması için, öncelikle bu kavramın sözlükteki bazı kullanımlarını inceleyelim;

مَلَكَ-يَمْلِكُ : Malik olmak, istila etmek, hükmetmek.

اَمْلَكَ- يَمْلِكُ- اِمْلاَكٌ: Bir şeyi birine mülk eylemek.

اِمْتَلَكَ- يَمْتَلِكُ- اِمْتِلاَكٌ: Bir şeye sahip olmak.

تَمَلَّكَ- يَتَمَلَّكُ- تَمَلُّك: Bir şeye sahip olmak, zorla sahip olmak.

مَلَكُ الْأَمْر: Bir şeyin kıvamı, hülasası, özü.

مِلَكُ الَّطَرِيق: Yolun ortası

اَلْمُلْك: Mülk, üzerinde tasarruf yetkisi bulunan şey. İnsanın sahip olduğu temlik.

اَلْمَلَك: Melek

اَلْمَلِك: Mutlak malik olan Allahu Teala hazretleri, mülk sahibi, padişah, hükümdar.

حُكُومَةُ الْمَلِكِيَّة: Monarşi. Kırallık.

اَلْمَلَكَة: Meleke, Kabiliyet, istidat, adet, alışkanlık.

اَلْمَلَكُوت: Ruhlara has gayb âlemi, izzet, saltanat, Allah’ın mülkü.

اَلْمَمْلَكَة: Devlet, krallık, imparatorluk, idare altında olan şey, memleket.

اَلْمَمْلُوك: Köle.

Yukarıda anlamlarını vermiş olduğumuz kelimeler, Kur’an’ı Kerim’de oldukça sık kullanılmıştır. Melek kavramı çeşitli türevleriyle (melek, melekeyn, melaike vs.) olarak seksen sekiz (88) yerde kullanılmıştır.

Kur’an’da melek kelimesinin “kökü” sözlük anlamında sık kullanılmasına rağmen, “melek ifadesi” hiçbir yerde sözlük anlamıyla kullanılmamıştır; melek ifadesi Kur’an-ı Kerim’de geçtiği her yerde kavram anlamıyla kullanılmıştır.

Kur’an’da melek, kavram olarak hangi anlamda kullanılmakta ve hangi özellikler ile anlatılmaktadır?

Melekler Kur’an’da, insandan önce, başta akıl olmak üzere (2/30), çeşitli özelliklere sahip olarak yaratılan (35/1), ancak iradeleri ve cinsiyetleri olmayan (66/6, 53/27, 16/40), Allah’ın kendilerine verdiği sorumlulukları yerine getiren (41/38, 16/50, 7/206, 42/5, 40/7, 4/172), yemeyen, içmeyen (11/69), çok hızlı (70/4, 32/5), çok güçlü (66/6), Allah’ın emrinden dışarı çıkmayan (16/50, 66/6) iman edilmeleri (4/136, 2/177, 2/285) ve sevilmeleri (2/98) gereken şerefli gaybi varlıklar olarak tanıtılmaktadırlar.

Melekler hangi özden yaratılmışlardır?

Meleklerin neden yaratıldığına dair Kur’an’da herhangi bir bilgi verilmemektedir. Ancak konuyla ilgili bazı hadis rivayetleri mevcuttur. Müslim’de hz. Aişe’nin naklettiği iddia edilen bir rivayette şöyle denilmektedir: “Melekler nûrdan, cinler kızıl ateşten, Âdem de size bildirilen şeyden (topraktan) yaratılmıştır. (Müslim, Zühd 60. Ayrıca bkz. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, VI, 153, 168 ). Bu rivayet içeriği itibariyle Kur’an’a aykırı olmadığından, kesin olmamakla beraber Meleklerin, nurdan yaratıldığını söyleyebiliriz. Ama açıktır ki cinlerin kendisinden yaratıldığı dumansız ateşin mahiyetini tam olarak bilemediğimiz gibi, nurun mahiyetini de bilme imkânımız yoktur.

Melekler ne tür sorumluluklarla görevlendirilmişlerdir?

Meleklerin bazı görevlerini şöyle sıralayabiliriz;

Vahyin iletilmesinde elçilik yaparlar. (42/51, 22/75, 35/1, 81/19---25)

Allah’ın emri ve izni ile, Müminlere gaybi yardımlar ulaştırıp, destek verirler. (3/124,125, 8/9-12, 9/40, 33/9)

Dünyadaki kulları (imtihanı anlamsızlaştıracak şeytani saldırılardan) koruma (6/61,62, 72/27), yaptıklarını gözetleme, kaydetme ve ahirette eksiksiz önlerine koyup şahitlik yapma (50/16-23) görevini yerine getirirler.

Allah’ın helak emrinin uygulanmasını sağlarlar. (11/81, 8/50)

Kulların ruhlarını alma görevini gerçekleştirirler. (32/11, 41/30,31, 4/97, 6/93, 8/50, 16/28)

Yüce Allah’ın arşını taşır, onu sürekli tesbih eder ve onun emirlerini yerine getirmek için hazır beklerler. (69/17, 39/75, 7/206, 89/22, 25/21-26)

Cennete ve cehenneme bekçilik ederler. (39/71-74, 66/6, 43/86,87, 74/27-31)

Melekler insanlardan aşağı derecede midirler?

Bununla ilgili kesin bir şey söylemek zordur. Zira insana secde ederek saygı gösterme emrinden hareketle insanın meleklerden daha değerli olduğunu söylemek makul gibi gelmektedir. Ama diğer yandan başta Cebrail (a.s.) gibi çokça övülen (81/19-23, 2/97-98, 66/4) büyük melekler olmak üzere, normal bir insanın arşı taşıyan ve arşın etrafında konuşlanan meleklerden daha kıymetli olacağını söylemek de çok kolay bir şey değildir. Nitekim bundan dolayı bazı âlimler peygamberlerin, büyük meleklerden, büyük meleklerin de vasat müminlerden, vasat müminlerin ise, yine küçük meleklerden daha değerli olduğunu söyleme ihtiyacını duymuşlardır. Doğrusunu elbette Allah bilir. Ama kanaatimizce insan ve melek iki farklı kategori olduğu için kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Zaten bu çok önemli bir husus olmadığı için Rabbimiz de kesin bir bilgi vermemiştir. Zira melek bizzat temizliği ve yüce Allah’ı sürekli anması ve ona itaat etmesiyle çok şerefli bir konuma sahiptir. Ama diğer yandan insanın kendisine lütfedilen özgür iradesini, Allah’a teslim oluş yönünde kullanması ve müslih ve muhsinlerden olmasının ise onu neredeyse meleklerden üstün bir noktaya taşıyacağı açıktır. Bu nedenle, biz kesin olarak meseleyi ancak Rabbimizin bileceğini söylüyor ve aciz kaldığımızı itiraf ediyoruz.

Meleklerin tabiat kuvvetleri olmaları mümkün müdür?

Meleklerin mahiyetlerini tam olarak bilme imkânımızın olmadığı açıktır. Zira Hz.Muhammed bile Cebrail (a.s)’ı asli hüviyetinde sadece iki kez görmüştür. Bu görmelerin bir lütuf ve mucizevi bir ikram olarak gerçekleştiği de ayetlerden anlaşılmaktadır (53/1-15). Diğer yandan bu görme ile peygamber (s.a.v.)’in Meleğin mahiyetini anladığını söylemek büyük ve delilsiz bir iddia olacaktır. Diğer görme olaylarının ise meleklerin beşer suretinde görünmeleriyle gerçekleşebildiğini de Kur’an’dan anlayabilmekteyiz (11/69,70, 81, 19/16-21). Dolayısıyla meleklerin gerçek mahiyetine yönelik fazla bir şey bilmediğimiz açıktır. Ama bununla beraber meleklerin tabiat kuvvetleri olduğunu söylemek de mümkün görünmemektedir. Zira meleklerin en azından bağımsız ve yüce bir varlık formu içinde var edildiğini ayetlerden anlayabilmekteyiz. Ayrıca özel şahsiyetler oldukları da, gerek Cebrail, Mikail ve Malik gibi isimlendirilmelerinden (2/97,98, 66/4, 43/77) ve gerekse aralarındaki hiyerarşik düzenden anlaşılabilmektedir (81/19-21, 69/17, 43/77, 32/11, 39/71-73).

Bunların yanı sıra Kur’an’da ‘ruh’ ve ‘Ruh-ül Kuddûs’ ifadelerinin kavramsal olarak Cebrail (a.s) için kullanılması da meleklerin bağımsız, özgün ve şerefli bir konumları olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim çocuğun Hz. Meryem’e lütfedilmesinde (19/17), Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesinde (5/110) ve Hz. Peygamberin kalbine vahyin indirilmesinde Cebrail’in (a.s) isminin zikredilmesi ve “De ki: "Allâh'ın izniyle Kur'ân'ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbine indirdiği için, kim Cebrâil'e düşman olursa, (Evet) kim Allah'a, meleklerine, elçilere, Cebrâil'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki, Allâh da inkâr edenlerin düşmanıdır.” (2/97,98) buyrulması da meleklerin tabiat kuvvetlerinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır.

Aynı zamanda bir tabiat kuvveti olan ateşin (cehennemin) üzerinde bekçi meleklerin olduğunun ifade edilmesi (74/27-31) ve yine tabiat kuvvetleri olan ‘güneşin dürüldüğü ve yıldızların saçıldığı kıyamet gününde’, melekler için söylenenler, onların bildiğimiz Tabiat kuvvetlerinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır; “O gün Rûh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahmân'ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler. İşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutsun.”(78/38,39)

Meleklerin müminlerle beraber fiilen savaşmaları söz konusu olmuş mudur?

Hz. Muhammed’in Cebrail’i (a.s) aslî hüviyetinde sadece iki sefer görebildiğini ve bunun da olağanüstü bir duruma karşılık geldiğini yukarıda ifade etmiştik. Dolayısıyla bu şartlarda ancak beşer suretindeki bir katılım akla gelebilir. Konuyla ilgili ayetlere baktığımızda bunun da gerçekleşmediğini söyleyebiliriz. Zira konuyla ilgili ayetlere baktığımızda Hendek savaşındaki gaybi yardım için şöyle buyrulduğunu görmekteyiz; Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.”(33/9),Huneyn savaşı için; “Andolsun Allâh size birçok yerlerde, Huneyn gününde de yardım etmişti. Hani (o gün) çokluğunuz sizi böbürlendirmişti. Fakat size hiçbir yarar da sağlamamıştı. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü başınıza dar gelmişti, nihâyet bozularak arkanızı dönmüş(kaçmağa başlamış)tınız. Sonra Allâh, Elçisinin ve mü'minlerin üzerine sekinetini (güven veren rahmetini) indirdi, sizin görmediğiniz askerler indirdi ve kâfirlere azâb etti (onları bozguna uğrattı). İşte kâfirlerin cezâsı budur!”(9/25,26), (Hicret sürecinde, Sevr mağarasına sığındıkları olay için;) “Eğer siz o(Hak elçisi)ne yardım etmezseniz, iyi bilin ki, Allâh ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri olduğu halde, inkâr edenler kendisini (Mekke'den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına "Üzülme, Allâh bizimle beraberdir!" diyordu. (İşte o zaman) Allâh (ona yardım etti) onun üzerine sekine(huzûr ve güven duygu)sunu indirdi ve onu, sizin görmediğiniz askerlerle destekledi; inanmayanların sözünü alçattı. Yüce olan, yalnız Allâh'ın sözüdür. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.”(9/40) Yüce rabbimiz bu gaybi melek yardımı niçin yaptığını ve bununla neyi dilediğini de Bedirle ilgili ayetlerde açıkça ortaya koymaktadır;” O zaman sen mü'minlere: "Rabbinizin, size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi, size yetmez mi?" diyordun. Evet, sabrettiğiniz ve Allah'a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.”(3/124,125,126), Bu durum Bedirle ilgili inen Enfal suresindeki ayetlerde de aynı şekilde ortaya konulmaktadır; “Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: "Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim," diye duânızı kabul buyurmuştu. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(8/9,10) Bütün bu gaybi yardımlarla ilgili inen ayetlerden anlıyoruz ki melekler açıkça müminlerle savaşmamıştır. Dolayısıyla “şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu” (8/12) ayetini müminlere yönelik teşvik edici bir emir olarak anlamak daha doğru olacaktır. Zaten aynı ayetin öncesindeki “Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” (8/12) ifadesi de bu tercihimizi desteklemektedir. Zaten Hendek, Huneyn ve Sevr mağarasında bu yardımın ne şekilde yapıldığına dair ayetlerdeki net ifadeler, bu ayetleri de ne şekilde anlamamız gerektiğini ortaya koymaktadır.

Sözlerimizin sonu Allah’a hamdır. Yanıldığımız hususlar bizden, isabet ettiklerimiz Rabbimizin lutfündendir. Ondan bağışlanma diler, ona sığınırız. Şüphesiz ki her şeyi kusursuz bilen, ancak el-aliym olan Rabbimizdir.

YAZIYA YORUM KAT

19 Yorum