Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz

Yazarın Tüm Yazıları >

Mektup

A+A-

Maliye Bakanlığı'nın Doğan Yayın Holding'e kestiği rekor vergi cezasından sonra grubun medyası günlerdir hop oturup hop kalkıyor. “Hükümetin özgür medyayı susturmaya çalıştığından” dem vuruyorlar.

Doğan Grubu sözcüleri “vergi şoku”nun ardından ne demişlerdi? “Hiçbir imtiyaz istemiyoruz. Haksız vergi cezası için adalet istiyoruz” açıklamasını yapmışlardı.

“Doğan Grubu” ve “imtiyaz” yıllar boyunca eş anlamlı iki sözcük gibidir, oysa…

Grubun böylesine feveran etmesinin temel nedeni son döneme kadar sürdürdükleri “özel mi özel” konumlarının günümüzde artık geçerliliğini yitiriyor olmasıdır.

*

POAŞ Olayı'nda da Doğan Grubu “Hükümet bizi susturmaya çalışıyor” diye patlamıştı ve aynen şimdiki gibi haksızlığa, adaletsizliğe uğradıklarını öne sürmüşlerdi.

Sonra ne mi olmuştu? Mahkemeye değil, “uzlaşma”ya gitmişler ve “vergi cezaları” kuşa çevrilmişti.

Doğan Grubu vergi kaçırdı mı, kaçırmadı mı? Asıl soru budur.

Mahkeme yolu da açıktır.

Maliye Bakanlığı'nın denetim elemanları Doğan Grubu'na göz mü yumacaklardı?

Göz yummadıklarında, bunun adı eski alışkanlıklardan dolayı otomatikman “Hükümet bize gözdağı verdi” oluyor.

*

Doğan Grubu, yıllar yılı hükümetlerle yürüttükleri ilişkilerde son sözü söyleyen/daima belirleyici olan taraftı.

Bu ilişkilerde her defasında üste çıkabilmelerinin veya son tahlilde istediklerini elde edebilmelerinin nedeni neydi?

Grubun, Statüko'nun hayati bir parçası olarak faaliyet göstermesiydi.

“Milliyet ve Hürriyet gazeteleri vaktiyle neden Aydın Doğan'a satılmıştır?” sorusuna ancak “Statüko” ekseninde bir izahla doğru cevabı verebiliriz.

Dolayısıyla, Doğan Grubu herhangi bir medya grubuna benzemiyor. Grubun yayın organlarının 28 Şubat darbesine verdikleri cansiparane destek veya son dönemde grubun amiral gemisinin Ergenekon örgütüne toz kondurmayan yayın politikasının temel sebepleri aynıdır.

*

Madalyonun diğer yüzüne gelelim. En başta, Erdoğan'ın basına boykot çağrıları yapması fevkalade yanlıştır. Dahası, Başbakan'ın medyaya bakışında kimi temel sorunlar vardır.

AK Parti hükümetinin bir süre önce Doğan Grubu ile “nihayetinde masaya oturmak üzere çatışmak” diye formüle edilebilecek bir yaklaşım içine girmiş olması da hatalıydı…

Başbakan, medyada kendisine yönelik haklı-haksız eleştirilere tahammül edebilmelidir. Mesela, “milli iradeyi hakir görmeyi vazife bilen” Bekir Coşkun neticede CHP Genel Başkanı değildir!

Ayrıca, Erdoğan'ın 1994'te İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini kazanmasında Egemen Medya'nın aleyhinde yayınlar yapmasının küçümsenemeyecek bir payı olmuştu!

“Vay Tayyip Vay!” diye manşet atmışlardı.

Bütün bu eleştiriler, asla Doğan Grubu gerçeğinin üzerini örtemez.

Medyanın tepeden tırnağa çürümesinde başrol oynayan; “Statüko hesabına psikolojik harekat” yapma misyonuyla medyanın amiral gemisi olmuş bir gruptan söz ediyoruz…

Doğan Grubu'nun “Hükümet bizi susturmaya çalışıyor” propagandası “gözbağcılık” içindir. Asıl dertleri, Statüko'nun yıllanmış hakimiyetini kaybetmiş olmasıdır.

*

Final: Hatırlarsanız, Hükümet-Doğan Grubu kapışmasının bir önceki ayağında Aydın Doğan'ın Başbakan Erdoğan'a gönderdiği bir mektup epeyce bir tartışma konusu olmuştu. Bu satırların yazarı da, tarihi bir mektuptan söz etmek istiyor.

12 Eylül'den bir hafta sonra Vehbi Koç tarafından Orgeneral Kenan Evren'e gönderilen 15 maddelik bir mektup vardır. Mektubun 13.maddesinde şu cümle yazılıydı:

“Basının eleştiri yapmasına kesinlikle izin verilmemelidir”

Koç, mektubunu “Emrinize amadeyim” diye bitiriyordu.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT