1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Mekke Dönemi Vahyin Destekçileri ve Düşmanları”
“Mekke Dönemi Vahyin Destekçileri ve Düşmanları”

“Mekke Dönemi Vahyin Destekçileri ve Düşmanları”

Özgür-Der Gaziosmanpaşa Temsilciliğinin aylık seminerlerinde bu ay, “Mekke Dönemi Vahyin Destekçileri ve Düşmanları” sunumu Murat Aydoğdu tarafından gerçekleştirildi.

A+A-

Özgür-Der Gaziosmanpaşa Temsilciliğinin 2015-2016 yılında düzenlemiş olduğu aylık seminerlerinde bu ay, “Mekke Dönemi Vahyin Destekçileri ve Düşmanları” sunumu Murat Aydoğdu tarafından gerçekleştirildi.

Murat Aydoğdu özetle şunlara değindi;

Allah Elçisinin Şahsında/Yaşamında Mekke Döneminde İslam’ın/Müslümanların destekçileri ve Hasımları:

Türkiye’de Müslümanların Allah Elçisinin Risalet’ine bakışlarının bulundukları ortam ve gündemlerine göre dönem dönem farklı okuma şekilleri ile gerçekleşti.

Kabaca 1960’lardan önce Mucizeler, 60-70 arası Siyasal okuma (İslam’da siyaset, devlet ve  Şeriat’ın var olduğu), 70’li yıllar sağ-sol çatışmalarının etkisi ile ideolojik ve giderek İhvan, İran Devrimi ve Afganistan cihadı ile devrimci ve direnişçi, 80 yıllarda Sosyolojik, 90’lı yıllarda tecdid ve ıslah, 2000’li yıllarda sistem araçlarının irdelenmesi ile yeni siyasal okuma biçimleri.

Son süreçte ise yeni tahlil biçimleri süregelen, her birinin farklı alanlarda parça doğrular ve zaaflar içeren bir süreci birlikte yaşadık. Örneğin Dar’ul Erlkam bazen bir örgüt evi bazen Dar’un Nedve’nin alternatifi gibi, bazen de bir eğitim kurumu gibi algılandı. Davet;  bazen gizli ve açık gibi iki süreçte, bazen de gizli olmayan ama ortamı kollayan akrabalar/yakınlar, eşraf ve genel’e yönelik üçlü zaman dilimine ayrılmış olarak sınıflandı. Mekke inanç dönemi, Medine siyasi olarak algılanırken başka bir okumada aksine Mekke çok ağır bir siyasi dönem, Medine ise Toplumsal kuralların, iktidarın baskın olduğu dönem olarak algılandı.

Allah Elçisinin Risalet’e başladığı dönem insanlarının zihin yapılarında, konjonktür/ortam ve dengeler açısından bütün diğer dönemlerle bazı açılardan benzerlikler, bazı açılardan farklılıklar vardır. Bu Doğrudan Kur’an’ın diğer kıssaları ile de işaret edilen bir durumdur. Bizim İnsanoğlunun ortak özelliklerini ve çevresel etkenlere bağlı bunların farklı yansımalarını tahlil etmemiz gerek. Bunlar hangi noktalarda Kevni ve Fıtri ayetlerin işaretleridir, nerelerde Örfi ya da yereldir?

İslam’a/Müslümanlara yardım eden ya da hasmane tutumlar sergileyen İnsan tipolojilerinde de karşımıza çıkan bu durumda bazen karmaşık, birlikte ya da farklı ağırlıkta da olsa birkaç çeşit insan’ı gözleyebiliriz.

Öncelikle Risalet öncesi Mekke toplumu tamamen bilgisiz, Çöl Arabilerinden oluşan bir toplum değildi. Hatta Bizans, Sasani,Habeşistan/Yemen gibi farklı külütr bölgelerinin kavşağında, bunlardan daha Heterojen bilgi ve değerlendirme kaynaklarına sahipti. Bütün bilgi birikimlerine rağmen, bu kültürler Mekke’ye nazaran daha içlerine kapanık, kendi sorunları ile boğuşur durumdaydı. Medine/Yesrib ve Taif’e nazaran bariz Ticari özellikleri ile Mekke çok fazla açık şehir hükmündeydi.

Kusay b. Kilab’ın Kabileler dengesi şeklinde oluşturduğu Mekke Şehir toplumu bu dengelere sıkı sıkıya bağlıydı. Allah Elçisinin davetine karşı çıkan Eşrafın temel kaygıları da bu dengeler ve bu dengeler üzerindeki çıkarlarıydı. Temel bir etken olarak kibir ve konumlarını koruma kaygıları daveti kabul etmemeye neden olsa da çoğu durumda bazı fıtri ve Hamiyet duyguları ile yer yer korumacı da yaklaşabiliyorlardı.

Birinci tiplemede Elçinin en yakınlarından Ebu Lehep’teki ahlak düşüklüğü dikkat çeker. Davet sırasında muhatap alınmak istenmeyen, mümkün olduğunca onun olmadığı ortamlar arayan Müslümanlara, çıkarları nedeni ile “sizi korurum” diyen bir Ebu Lehep tavrı ile karşılaşılabiliyordu.

İkinci bir tipleme Ebu Sufyan; Ekonomik çıkarlarını merkeze alan, bunun için Mekke Meclisine  (Dar’un Nedve) sıkı sıkıya bağlı ana çizgide İnkârcıların safında ama baskı yanlısı olmayan, bazen zorda kalan Müslümanları korumaya çalışan bir kimlik olarak, bir çeşit günümüzün çıkarcı Kapitalist tiplemesi. Ebu Süfyan karşımıza çıkar. Bununla ilişkiler aslında Nimet’in Allah’ın vergisi olduğu, Vahyin bunu gerçek yerine oturttuğu, insanların helal ve meşru sınırlar içerisinde iş, geçimlik ve ticaret imkânlarının koruma altında olduğu vurgusu yapıldı. Çoğu durumda meşruiyet sınırları içerisinde bu kişilere iltifatlar bile yapıldı.

Üçüncü tiplemede; Ebu Cehil’in şahsındaki tipleme sertlik yanlısı ama kendine mahsus liyakat, kahramanlık öğeleri taşıyan, bir çeşit darbeci, çatışmacı insanla karşılaşılır. Bu kişilerle uzun uzadıya diyaloglar yoktur. Kısa ve net tavırlar, bazen açık çizilen sınırlarla konum belirlenir.

Dördüncü tipleme Velid b. Muğire şahsında süblimleşen entelektüel, bilgili, eşraf içerisinde etkin ve saygın konumu olan, hesaplı hareket eden birisi karşımıza çıkar. Öyle ki İçki içmeyen, toplumsal ifsad konusunda ahlaki bazı noktaları gözeten birisi vardır karşımızda. Bu tiplerle bazen saatlerce konuşmak gerekir.  Kibrinin nerde kırılacağı, nerede mustaz’aflardan uzaklaşma tehlikesi içeren bir irtibat sınırları olunacağına dikkat edilmelidir.

Belirleyebildiğimiz son tipleme Umeyye b Salt gibi Tevhidi bir noktaya da oldukça yakın, toplumu ıslah etmeye çalışan, Vahye özde karşı olmayan ama kendi tekelinde olduğunu, kendisinin buna layık olduğunu düşünen insan vardır.

Bütün bu tiplemelerin karşısında kibrini yenmiş ve İslam’a yönelmiş karşılıklar buluruz. Ebu Bekir, Ali b. Ebu Talip, Kuhafe, Osman b. Affan, Ömer b. Hattab, Musab’b Umeyr gibi hatta İslam’ı kabul etmemiş ama yardım etmeye çalışan Ebu Talip, İbn Dağıne gibi birçok Fıtratı düzgün görünen insanlar.

Bazen kişiler yerine yapılarla karşılaşılır. Allah Elçisinin davetine Ebu Cehil gibilerin baskın olduğu bir Nedve tepkisi ile karşılaşılabildiği gibi, kendi kuralları dâhilinde hamiyet gösteren Necaşi Krallığı ya da Toplum çıkarlarını İslam’da arayan Medine Mele’si gibi kurumsal tiplemelerle de karşılaşılır. Belki çıkış noktaları aynı toplumlarının dengelerini korumak gibi görünen yaklaşımlar zamanla eğitilip, islah edilebildiği gibi, zamanla çok daha şedit ayrılma çatışmalarla, bazen de tıkanmalarla karşılaşılabilmektedir.

Aslında bu ip kategorik ayırmalara, sınıflamalara basite indirgenmiş olarak bakıyoruz. Gerçekte kompleks/girift ve birden fazla özellik gösteren kişi ve kurumlarla da karşılaşabiliriz. Örneğin Medine Mele’si içerisinde açıktan karşı çıkmasa da içten içe Münafıklığa dönüşen direnişle de karşılaşılır. Ya da bütün hamiyetperverliğine rağmen Habeş Sarayı Mekke ile diplomatik ilişki içerisindedir ve sizi elimine edip etkisizleştirebilir.

Müslümanlar en dar aile çevrelerinden, en geniş kurumsal ilişkilerine kadar iyi kötü muhattaplarla karşılaşırlar. Bazen bireysel, daralanda tavırlarını şekillendirirken daha geniş alanda istişare ve yapılanmaları ile buna karar verirler. Bizim yapmak istediğimiz bu konuda bir tasavvur, düşünce zenginliği, istişare kanalları ve hassasiyetler ve ilkelerimizin, kişisel davranışlarımızın basiretli bir zeminini oluşturmaktır.

Seminer katılımcıların sorduğu sorulara verilen cevap ve yapılan açılımlarla son buldu.

gaziosmanpasa-20151227-02.jpg

HABERE YORUM KAT

1 Yorum