Mehmetçik ökse sopası mı

11.05.2010 13:35

Melih Altınok

Bölgede süren savaşın sonlanması için verdiğimiz mücadeleyi bugüne değin daha çok siyasi ve ideolojik argümanlara dayandırdık. Ancak bu barış mücadelesinin teknik ve hukuki boyutu hep güdük kaldı.

Taraf’ın bu savaş karşısında takındığı ve fiili çatışma halinin sonlanmasından ödü kopan herkesi rahatsız eden nesnel duruşu bu açığı gidermeye aday. Bakın askerler, ‘şehit’ aileleri akreditasyonunun değil cesaretin başarı sayıldığı ve övüldüğü bu mecradan medet umuyorlar, buraya konuşuyorlar.

Çünkü bu acılı insanların ne politik zaferler umurlarında ne de söylemlerin doğruluğu ve haklılığı. Gencecik çocukları ölmesin, sorumlular hesap versin istiyorlar, o kadar.

Sol da artık soruna bir de bu noktadan yaklaşmalı. Tıpkı, 30 yıldır savaştığı örgütü muhatap almayacağını söyleyen muktedirler gibi komik olmayı bırakıp, telin ederken muhatap saydığı devleti, düzelmesi için eleştirilecek bir merci saymama gafletine düşmekten artık vazgeçmeli.

Aslında yaşanılanlarda teknik nedenlerin ‘de’ ektisinin olduğu vurgulanarak, konu pekâlâ ajitatif milliyetçi söylemin etkisinden çıkartılabilir, yaratılan mitlerden sterilize edilebilir ve nihayet daha sağlıklı, aklıselimin hâkim olduğu bir atmosferde tartışılabilir.

Bakın geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na Genelkurmay Başkanı hakkında vatandaşlar veya sivil toplum örgütleri tarafından suç duyurusunda bulunulup bulunulmadığını sormuş.

Anlaşılan Bakanlık yetkilileri, AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu temsilcilerinin siyasi toplantılarda konuyu gündeme getireceklerini düşünmüşler. Ecnebilerin, “bünyesinde bunca ölümün yaşandığı bir kurumun ve bürokratlarının ‘dava manyağı’ olmaları lazım” diye düşüneceklerini hesaba katmış olmalılar. Ama sonuç menfi. Savcı Zekeriya Öz, Bakanlığa “ne haddimize” anlamında bir cevap yazmış.

Olsun, hiçbir halk ceberut devletiyle baş başa bırakılacak kadar sahipsiz değil, sınırların günden güne muğlâklaştığı bu dünyada işte. El mecbur Türkiye de AB ile bütünleşecek ve bu ülkede de cinayetler politik kan davalarının konusu olmaktan çıkıp hukuki mecrada değerlendirilecek.

Bu savaşın mağdurlarının hukuki alanda hak aramalarına dair örneklere önümüzdeki günlerde sıkça rastlayacağız. Sürece bir katkı da ben yapmak istiyorum. Sözü geçtiğimiz günlerde Ankara büromuzda konuştuğum, gencecik oğlunun bedeninin, kuş yakalamak için kullanılan ökse sopası gibi karanlık dağlara atılıverdiğini anlatan bir asker annesine bırakayım:

“Oğlum Tunceli sınırında görev yapıyor. Son günlerde zaten huzursuzduk ancak geçen gün kendisinden aldığımız bir telefonla uyku nedir hepten unuttuk. Oğlumu yanındaki birkaç arkadaşıyla birlikte karakollarından 6 km. uzakta, dağın başında nöbete çıkartıyorlarmış. Bir düşünün hiç bilmediğiniz bir coğrafyada, zifiri karanlıkta 12 saat nöbete dikliyorsunuz. Genelde hava yağışlığı olduğu için de görüş mesafesi nerdeyse sıfırmış ‘Anne’ diyor oğlum, ‘ani bir pusunda en sıkı çatışma dakikalar içinde sonlanıyor. Sarıyayla’ya kaç saatte takviye ulaştırdılar. Bir aksilik olsa kim bilir bize kaç saatte yardıma gelirler.’ Oğlum karakol komutanına bu durumdan ötürü yakınınca da aynen şu yanıtı almış: ‘Siz orada duracaksınız, olası bir müdahalede önce siz çatışacaksınız. Sizin müdahalenizle karakol da tetikte olacak, hazırlıklarını yapacak. Yakınacağına işini yap. Sana kimse yardım edemez burada.’”

Görüyor musunuz, gencecik bedenler bir alarm düzeneğinin parçası gibi kullanılıyor. Ne kadar ekonomik değil mi? Genelkurmay’ın bu durumdan haberi var mı acaba? Eğer karargâh kucağına gönderilen ana kuzularının hayatından biraz olsun endişe ediyorsa, sözünü ettiğim askerin tam kimliği ve görev yaptığı birliğe dair ayrıntılılar bende mevcut. Yoksa sorumluların, olası kötü bir gelişmede taammüden adam öldürmek suçlamasıyla karşı karşıya kalabilecekleri ihtimalini hatırlatmak isterim.

Geçen pazar anneler günüydü. Annelerimize resmî törenlerle plastik çiçek ‘ikram’ edeceğinize, çocuklarını bağışlayın efendiler. Çünkü hakikaten skorsky doğurmuyor anneler; can doğuruyor, can.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim