1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Mehmet Akif ve İslamcılık Fikriyatı”
“Mehmet Akif ve İslamcılık Fikriyatı”

“Mehmet Akif ve İslamcılık Fikriyatı”

Üsküdar Gençlik Merkezi, “Mehmet Akif ve İslamcılık Fikriyatı” konulu paneli 15 Aralık’ta Altunizade Kültür Merkezi’nde düzenledi.

A+A-

Üsküdar Gençlik Merkezi, “Dinamik Tarih Konuşmaları” adlı paneller dizisinin ilki olan “Mehmet Akif ve İslamcılık Fikriyatı” konulu paneli 15 Aralık’ta Altunizade Kültür Merkezi’nde düzenledi. Moderatörlüğünü Ersoy Dede’nin yaptığı programa Metin Önal Mengüşoğlu ve Ali Emre konuşmacı olarak katıldı.

Ersoy Dede’nin yönetmesi ile konuşmacılar birçok kez sırayla söz aldılar.

“Müstesna Şair Mehmet Akif” kitabının da yazarı olan Metin Önal Mengüşoğlu, özetle şunları söyledi:

Kur’an’da Şuara (Şairler) suresinde olumsuz anlamda bir şair tipolojisinden bahsedilir. Vadilerde, dağlarda dolaşıp gaypten sesler duyan, yapmayacağı şeyleri söyleyen cahiliye şairleri eleştirilir. Ancak Allah’ı çokça anan, zulme uğratıldıklarında yardımlaşıp direnen şairlerin bu durumdan müstesna olduğu ayetin sonuna eklenir.

Kur’an’da müstesna olarak zikredilen bu şairlerin kim olduğu düşünüldüğünde ise Mehmet Akif akla gelecek ilk isimlerdendir. Mithat Cemal, Akif’in yetiştiği ortamı “Kur’an’lı ev, pehlivanlı mahalle, rasathaneli mektep” şeklinde tarif eder. Mehmet Akif bu sayede hem aklen, hem ilmen, hem de bedenen sağlıklı bir gelişme imkânı elde etmiştir.

Mehmet Akif; İslam ümmeti ve Osmanlı’nın içinde bulunduğu kötü durumla ilgili olarak Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh gibi fikir ve hareket adamlarının görüşlerini paylaşıyordu. Akif’e ve içinde bulunduğu İslamcılık ekolüne göre, Müslümanları geri bırakan “din” değil, dinin algılanış biçimiydi. Halkın din anlayışı yüzyıllar boyunca hurafelerle dolmuş ve bozulmuştu. Kur’an ile irtibat ciddi derecede zayıflamıştı. İçtihad kapısı kapatılması sonucu inanç ve eylemde bir donukluk, durağanlık söz konusuydu. Mehmet Akif şiirlerinde, tahrif olan geleneksel din anlayışına mühim eleştiriler getirir. “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” diyerek içtihad kapısının yeniden açılması ve içinde bulunulan zamanın, çağın fıkhının üretilmesi gerektiğini savunur. Akif, toplumun yanlış anladığı “kader” bahsini de şiirinde konu eder. “Kadermiş öyle mi, haşa bu söz değil doğru / Belanı istedin Allah da verdi, doğrusu bu” dizeleriyle içinde bulunulan kötü halden birinci elde Müslümanların sorumlu olduğunu ifade eder.

Bazı çevreler, Akif’in bazı dizelerine bakarak kendisini modernist olarak nitelendirmektedir. Hıristiyanların Protestanlık mezhebi  (Martin Luther de İncil’e dönülmesi gerektiğini, dinde reform düşüncesini savunuyordu) ile benzerlik kurularak Akif’e ve İslamcılık akımına modernistlik ithamında bulunmak doğru olmaz. Çünkü Akif’ten önce de, yeniden Kur’an’a dönülmesi gerektiğini savunan tecdit ve ıslah hareketleri mevcuttu. Akif de bu çizginin bir takipçisi olarak söz konusu görüşlerini serdediyordu.

Mehmet Akif’in hesaplaşmak istediği zihniyetlerden birisi de saltanatçı düşünce idi. Onun şiirlerinde hayat bulan İslamcılık düşüncesi; hem babadan oğula tevarüs eden bir yönetim sisteminin yanlış olduğunu vurgulamış hem de saltanatçı anlayışın ilim dünyasındaki tezahürü olan “beşik ulemalığına” karşı çıkmıştır.

İslamcılık düşüncesi bugün hala gündemde ve etkilidir. “Arap Baharı” denilen süreç ve Suriye’de verilen mücadele, İslamcılığın hala etkin olduğunun ve olacağının göstergeleri olarak okunabilir.

Ali Emre de İslamcılık fikriyatını genel manada özetleyerek başladığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

İslamcılık; İslam’ı, Kur’an’dan öğrendiğimiz şekliyle inanç, ahlâk, siyaset, iktisat gibi hayatın tüm alanlarında hâkim kılmak, emperyalizme ve yerel istibdat rejimlerine karşı mücadele etmek, din anlayışındaki hurafeleri temizlemek için Kur’an’a dönmek, adil ve direngen bir toplum oluşturmak için gayret etmek şeklinde ifade edilebilir.

İslamcılık kavramını bu şekilde anlarsak Mehmet Akif’e de Osmanlı’nın ilk İslamcısı diyebiliriz. Osmanlı’nın dağılmaya yüz tuttuğu bir dönemde Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh gibi öncülerin başlattığı İslamcılık hareketinin, Mehmed Akif bir takipçisi ve temsilcisi olmuştur. Akif ve arkadaşlarının 1908’den sonra çıkardıkları “Sırat-ı Mustakim” ve Sebi-ül Reşat”gibi dergilerde Afgani ve Abduh’un düşünceleri sıkça işlenmiş, mezkur kişilerin yazılarından çeviriler yapılmıştır. Akif’in Afgani’den; “Tevhid dünyasına binlerce mütefekkir yetiştiren odur…O yaşayan bir şehitti.”  şeklinde bahsetmesi kendisinden etkilendiğini gösteren önemli bir belgedir.

O dönemde İslamcılık, devleti kurtarmak için bir proje olarak da ortaya konuyordu. Yani toplumsal anlamda ıslah edicilik maksadından uzak, salt devletin (Osmanlı’nın) bekasını sağlamak amacıyla İslamcılık yapanlar da mevcuttu. Bu, Mehmet Akif’in görüşlerine uzak bir anlayışı ifade ediyordu. Çünkü Akif’in asıl amacı devletin bekasından ziyade ümmeti yeniden ayağa kaldırmaktı. Bu anlamda Akif, Abdulhamit’e (Abdulhamit, İslamcılığa devleti kurtarmak için fonksiyonel bir rol yüklemiştir) karşı muhalefet edenlerin arasında yer almıştır.

Mehmet Akif, ümmeti yeniden canlandırmak için eğitim yolunu makul görüyordu. Bu anlamda Cemaleddin Afgani’nin yönteminden (Afgani devrim için “acilci” bir yöntemi savunuyordu) ziyade Muhammed Abduh’un yöntemine yakın görüşleri vardı. Akif’e göre eğitim ve bilinçlenme yoluyla ümmet canlılığını, diriliğini kazandıktan sonra ancak bir inkılab hasıl olabilirdi. “İnkılab istiyorum ben de, fakat Abduh gibi” dizeleriyle bunu ifade etmiştir.

Akif’in geldiği dönemde ve öncesinde, toplumun ve devlet erkanının Kur’an ile ilişkisi zayıftı. Meal ve tefsir çalışmalarına önem verilmiyordu. Kur’an anlaşılamaz düşüncesi hakimdi. Akif, bu anlayışı sorgulamış, Kur’an’ın apaçık olduğunu ifade etmiş ve Kur’an’ı hayatlarımıza yeniden hakim kılmamız gerektiğini her fırsatta dillendirmiştir.

Mehmet Akif; dürüstlüğü, güvenirliği, ahlâkı ile de ün yapmıştı. Ondan bize kalan mesajlardan biri de Allah’ın yeryüzünde yürüyen ayetleri olmamız gerektiğidir.

Bugün; dinin kaynaklarına ve mesajına vakıf, yaşadığı çağı okuyabilen ve zamanın fıkhını üretebilen bir nesil, aynı zamanda, Akif’in hayal ettiği “Asım’ın nesli” projesini ifade etmektedir.

Program bu şekilde sona erdi. “Dinamik Tarih Konuşmaları” çeşitli programlarla Üsküdar Gençlik Merkezi’nin bünyesinde devam edecek.

Haber: Mücahit Gökduman 

uskudar-20121215-1.jpg

uskudar-20121215-2.jpg

uskudar-20121215-3.jpg

uskudar-20121215-4.jpg

uskudar-20121215-5.jpg

HABERE YORUM KAT

2 Yorum