Mehdiy-i Muntazar’ın Ortodoks Versiyonu

08.10.2015 09:15

KENAN ALPAY

 

Tarihin garip bir tecellisi ya da kaderin cilvesi değil gözlerimizin önünde cereyan edip duran. İlkesiz ve bir o kadar da hukuk ve ahlak dışı çirkin bir iktidar mücadelesi adına sergilenen rezillikleri Suriye aynasında bir kez daha seyrediyoruz sadece. Suriye, Moğol istilasından bin beter işgal ve tecavüzlere maruz kalırken sadece emperyalistler değil sözüm ona kimi antiemperyalistler tarafından da kana boğulan halkı sırıtarak temaşa ediliyordu.

Despotizm ve vahşete tutkun bu sırtlanlar için son olarak Rusya ordusuna bağlı savaş uçakları belirdi Suriye semalarında, tıpkı Mehdiy-i Muntazar gibi. Rusya’nın Esed rejimini daha güçlü bir biçimde tahkim edeceği ama daha önemlisi Erdoğan-Davutoğlu çizgisindeki Türkiye’nin dış politikasını çökerteceğine ilişkin beklentiler tavan yaptı. İran ve Hizbullah’ın beceremediğini Rusya kesinlikle becerecek, Esed-Baas rejimi ayakta tutulurken Erdoğan-Davutoğlu siyaseti tarihe gömülecek hayallerine yapılan yatırımlar artıyordu.

‘Mecburen Yutkunur’ Diyorsunuz

Kemalist Türkiye’nin diplomasi anlayışı “yurtta sulh, cihanda sulh” yani emperyalist statükoya kayıtsız şartsız itaate dayanıyordu. Bu işbirlikçi ve mantık dışı angajmana her itiraz “eksen kayması” yaftasıyla tehdit kategorisine kaydedildi, hem içeride hem de dışarıda. Suriye’de Baas rejiminin giriştiği katliamlara karşı sesini yükseltmek, BM ve diğer uluslar arası aktörleri hukuki prosedüre davet etmekse bizzat müttefikler tarafından “tehlikeli yalnızlık” olarak dışlandı, mahkûm edildi.

Türkiye’den beklenen nedir? Hangi rol uygun görülüyor Türkiye’ye? Beklenen ve uygun görülen rol şu: Ne olursa olsun her şeyi yutkunması! Yutkunmayan, yutkunmaya yanaşmayıp bir de sesini yükselten, zulmün sonlandırılması ve halk iradesine saygı duyulması için şartları zorlayan siyasi çizginin sahiplerini kıskaca almak için yarışanların rakip veya düşman gibi görünmesine şaşmamak lazım bu sebeple. Mısır ve Libya’da sergilenen kanlı senaryoların Suriye’de zirve yapması sadece Türkiye’yi değil bütün bir İslam coğrafyasını daha yoğun bir tasallut altına almaya matuftu çünkü.

Mısır’daki darbeyi yutkunmamanın ağır bir bedeli olduğu tekrar tekrar ihsas ediliyor. Filistin’e yönelik İsrail işgaline, Libya’daki Halife Hafter darbesine, Yemen’deki İran kumpasına rıza göstermemenin faturasından daha ağır bir bedeli var Suriye’de alınan pozisyonun. Neredeyse Esed rejiminin bu kadar kan döküp ülkeyi harabeye çevirmesini de İran ve Hizbullah’ın resmen işgal ve katliam örgütlemesini de Erdoğan ve Davutoğlu’na çıkaran nefret ve menfaat odaklarından ne beklenebilir ki zaten! Şimdi de Rusya’nın işgalini ne hukuki ne de ahlaki açıdan hiç sorgulamaksızın bir tehdit salma modası baş gösterdi.

Rusya, bütün muhalifleri temizleyecek, Esed-Baas rejimini dimdik ayakta tutacakmış. İran ve Hizbullah daha çok asker sevk edecekmiş, PYD-PKK, Rusya’yla ittifak kurup bölgede kendisinden beklenen rolü oynayacakmış. Irak Başbakanı Haydar İbadi benzer düzeyde kapsamlı bir askeri operasyonun ülkesinde de yürürlüğe koyulması için girişimlerde bulunuyormuş. Rusya’da Lübnan’a hem silah sevkiyatı hem de hava sahasının güvenliğini teminat alma sözü vermiş. Çıkarılan sonuca bakarsak “Rusya, İran ve Şii kimlik siyaseti üzerinden Akdeniz havzasında yumruğu masaya vurmuş ve Türkiye’yi oyun dışına itmiştir.” deniliyor.

Bu süreçte defalarca tekrarlanan ve klişe bir propagandaya dönüşen “Suriye’deki silahlı muhalifler de destekçisi AKP de bitti” temennisi şimdilerde Rusya’ya emanet. Zaferi çok yakın ve garanti olarak görenler sadece Türkiye adına değil bütün Suriye halkı adına da “ya teslimiyet ya da yok oluş”u yazmışlar bile. Filmin onlar açısından mutlu sonla biteceğinden son derece eminler yani.

İran’ın Ortodokslaşması

AK Parti ve İslamcı muhaliflerden bölgeyi kurtaracak yeni aktör olarak Rusya’nın gücüne kudretine bu kadar çok güzellemeler yapılmasının sebebi belli aslında. İran ve Hizbullah Suriye halkı açısından hiçbir meşruiyete sahip değil. Suriye’de ne etnik ne de mezhebi temelde hiçbir taban ve meşruiyete sahip değiller. Zaten toplum adına değil Baas-Esed rejimi hesabına kirli bir savaş veriyorlar.

İran ve Hizbullah elbette kendi mezhebi-stratejik hesapları adına bölgeyi yangın yerine çevirdiler. Lakin İran ve Hizbullah’ı Suriye’de tutan asıl güç hiç şüphesiz ki Rusya’dır. AB ve ABD’nin dört yıldır bu işgal ve katliamlardaki İran-Hizbullah markasına hiçbir surette dikkat çekmemesi, itiraz etmemesi güçsüzlük veya anlamlandıramamaktan kaynaklanmıyordu tabii ki. ABD ve koalisyon güçlerine bombardıman edilecek yerlerin koordinatlarını PKK-PYD veriyordu, hatırlarsak. Benzer bir biçimde Rusya’ya da bombardıman edilecek yerlerini bizzat Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani ve ekibi veriyordu.

Suriye’deki tüm muhalif güçlerle beraber sivil halkı da bombardıman eden Rusya savaş uçaklarının Türkiye’nin sınırlarını ihlal etmesi kontrollü gerilim stratejisinin bir parçası olduğundan kimsenin kuşkusu yok. Türkiye, NATO’ya güvenilmeyeceğini de gayet iyi biliyor. Batı hesabına hareket eden bir lejyoner birliği değil ama İran-Rusya işgal bloğuna teslim olacak kadar da ‘yaban’ ve edilgen değil.

Yeni Akit

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim