Medyanın iktidarı

22.10.2009 02:38

Ergun Babahan

Nuray Mert pazar günü Cine 5’te çıktığımız programdaki konuşmalarımdan dolayı isim vermediği yazıda beni eleştirmiş.

Utangaç bir yazı.

Çünkü yazdıklarına yürekten inansa bugünkü iktidarı açıkça faşistlikle suçlaması gerekirdi.

Ben, Anglo-Sakson deyişle belirtecek olursam, onun ayakkabılarını giyiyor olsam öyle yapardım.

Çünkü Türkiye’nin bir sosyoloğunu medya starı yapan onlar.

Ben bana böyle bir güç veren bir medya grubunu yürekten savunuyorsam böyle savunurdum.

Ama belli ki temelden sıkıntıları var.

Birincisi Türkiye’nin medya tarihine detaylarıyla hakim değil.

Hürriyet Gazetesi’nin Hrant Dink, Ahmet Kaya ve Orhan Pamuk’la ilgili manşet ve haberlerinden habersiz.

Tam hakim olmadığı bir konuda yorum yapması sıkıntı verici.

Dönüp arşivlere bakmasında bir bilim kadını olarak fayda var.

Ayrıca Sevil Atasoy’un kim olduğu konusundaki naif davranışı da dikkat çekici.

İsmini iktidarın uydurduğunu düşünüyormuş gibi davrandığı Ergenokon’un Hürriyet Gazetesi’ne yerleştirdiği bir ajan profesörden habersiz göründü.

Bu hanımın varlığından habersiz göründüğünde ne kadar samimiyse, Ergenekon’un varlığı konusundaki tavrında da o kadar samimiydi bence.

Yani ben doktora sınavında jüri üyesi olsam, onay vermezdim.

Peki, kendisine kendi jargonundan cevap vereyim.

Atatürk ne demiş?

Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır.

Vergi denetçilerine göre, Nuray Hanım’ın patronu Ata’nın bu sözünü dinlememiş.

Bu durumda ne yapacağız, Nuray Hanım’ı dinleyip “Herkes vergi kaçırıyor, Aydın Bey’in üstüne gidilmesi kasıtlı” argümanına mı inana

cağız?

Yoksa medya dokunulmazdır, gerekirse vergi kaçırır, gerekirse RTÜK yasasını ihlal eder mi diyeceğiz?

Allah’tan maaşımızı Aydın Doğan’dan almıyoruz ve medya geçmişimizi ona borçlu değiliz.

Biz, Ata’nın sözüne sığınmayı öneriyoruz.

Vergilendirilmemiş veya vergisi kaçırılmış kazanç haramdır, bunu kaçıran bedelin, ödesin, öyle medya özgürlüğü maskesi altına sığınmasın diyoruz.

Nuray Hanım’a da avukatlığına savunduğu davaları iyi incelemesini öneriyoruz.

İkincisi RTÜK yasalarının medya grubunun büyüklüğüne göre değil, herkese eşit uygulanması gerektiğini söylüyoruz.

Üçüncüsü medya iktidar ilişkilerinin böyle bir noktaya gelmesinde, medyanın kendini iktidar veya iktidar ortağı olduğunu düşünmesinin payının büyük olduğuna inanıyoruz.

Türkiye’de her kurumun köklü bir değişimden geçtiği bir dönemde medyanın bu değişimden muaf kalması düşünülemez.

Bugün tartışmamız gereken, bir şahıs veya grup elinde ne kadar medya gücü olacağına ilişkin sınırlamalar olmalı.

Demokrasinin sağlıklı işlemesi için, siyasi görüşü ne olursa olsun, her grubun gerek televizyon ratingi, gerek gazete tirajı açısından belli sınırlar içinde kalması gerekir.

Yapılanmanın medya-iktidar ilişkilerini sağlıklı bir yapıya oturtması kadar, medyanın iktidar olmasına engel olması da gerekir.

Türkiye 2000 öncesi medya iktidarına tanıklık etti ve bunun bedelini ağır bir biçmde ödedi.

Aynı kirliliğin yeniden yaşanmaması için geçmişin sık sık hatırlatılması gerekir, bizim yaptığımız da sadece bu.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim