Medya-Sermaye İlişkisi ve Küresel Kapitalizme Eklemlenme

25.08.2015 14:09
Medya-Sermaye İlişkisi ve Küresel Kapitalizme Eklemlenme
Medya sorunu üzerine bir yazı kaleme alan Akif Emre, sorunun medya-sermaye ilişkisi ve küresel kapitalizme eklemlenme ile birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamış.

Medyadan şikayet etmeden önce

Akif Emre / Yeni Şafak

Türkiye'de genel olarak bir medya sorunu vardır. Memleketin asli unsurlarına karşın bir tür dış müdahale olarak algılanagelmiştir ta matbuat döneminden beri... Devletin Batı'ya dönük unsurlarının gönüllü ve zımni desteği ile medenileşme, asrileşme, garplılaşma, çağdaşlaşma gibi sıfatlarla meşrulaştırılan dönüşümün taşıyıcı unsuru oldu matbuat. Matbuatın aykırı seslerine rağmen itibar gören, kollanan, gündem oluşturan cenahı, genelde tüm renkleriyle batıcılıktan yana olanlardı.

Matbuattan medyaya uzanan uzun süreçte hem bu ülkenin değerleri ile çatışma anlamında ecnebilik hem de bu sektörün ekonomik kaynakları bakımından “ecnebi”lik hakim oldu.

Ecnebiliğin bu topraklarla fiziki aidiyetten çok, zihinsel ve küreselleşmeyle daha açığa çıkan sermaye ilişkisi olduğunu belirtmekte yarar var.

Bugün de durumun fazla değiştiği söylenemez. Özellikle muhafazakâr kesim sürekli olarak gazetelerden, medyadan şikâyetçi, mustarip olageldiler. Toplumda belli değerlerin, kanaatlerin oluşmasında medyanın nasıl etkili olduğundan sızlanılırken aslında değerlere, toplumun kültürüne ne kadar yabancı, saygısız, çürütücü hatta bunları tahkir edici yayınlarından şikayet edilir.

Merkez medya denilen hikâye de aslında devlet katında makbul görülen ve sermaye olarak ekonomiye hakim sınıfın dünya görüşünü, siyasetini, kültürünü aktaran yayınları temsil edegeldi hep.

Yerli sermaye sınıfı oluşturmak, var olanı desteklemek meselesi, İttihat ve Terakki'den beri devlet politikası mı demeli, kaygısı mı demeli... Hep göz önünde tutulmuş bir konudur.

Devletin, yerli sermaye oluşturmak için gösterdiği çabanın yarısı kadar yerli düşünce ve kültürü destekleme -hatta destekleme değil- en azından bastırmamayı öncelemek gibi bir eğilimi olmadı elbette.

Oluşan yerli sermaye de, devletin seçtiği Batılı medeniyet değerleri, kültürü, hayat biçimini benimsemiş seçkinler sınıfından devşirildi.

Genelde çelişkili gibi duran medya-sermaye ilişkisi fikirlerin serbestçe yayılması, ifade edilmesi toplumun taleplerinin yansıtılması gibi özellikleriyle modern toplumsal örgütlenmelerin olmazsa olmazlarından. Ne var ki, bunun kontrolü, sistem ilişkileri de kapitalizmle devletin gizli mutabakatı ile şekillenir.

Bizdeki durum da bu ilişkinin genelde karikatür biçimidir.

Ana akım medya, değerleri bakımından toplumla barışık olmayan bir sermaye sınıfının elinde oldu hep. Toplumun değerleriyle mesafeli ve müstehzi bir ilişkisi olan amiral gemisi bile slogan olarak “Türkiye Türklerindir” yazarak bu çelişkiyi ironik bir dille somutlaştırır aslında.

Bu memleketin geleceğine dair hayati konularda bu sermaye ve ona bağlı entelektüel sermayenin son kertede tercihi nedir?

Bu soruya cevap mahiyetinde, muhafazakârından sol çizgiye kadar asgari olarak tüm unsurların birleşebileceği; bir arada yaşama, var olma şartına, milli meselelere sahip çıkmalarının gerektiği söylenebilir.

Özellikle muhafazakâr kesimin bir meselenin ekonomi-politiğini göz ardı ederek ele alınamayacağını, özellikle finans kapitalizminin küreselleştiği dünyada işin mahiyetinin farklılaştığını kavraması gerekiyor.

Küresel değerlerin(!) alkışlandığı, neoliberal politikalar marifetiyle ekonominin küresel kapitalizme entegre olduğu bir dönemde muhafazakâr siyasanın neyi muhafaza edebileceği sorusu daha çok önem kazanıyor.

Türkiye'de yerli sermayenin devlet bağımlısı olma kemiyetinin küreselleşme ile biçim değiştirdiği yeterince önemsenmedi yahut fark edilmedi. Devlet himayesindeki sermaye sınıfı küreselleşme ile beraber dünya çapında dev markaların distribütörü durumuna geldi. Daha doğrusu bu ilişkiyi, daha karlı bularak, tercih ettiler.

Kazancı ve sermayesinin kaderi küreselleşme ile efsunlanan yabancı sermayeye bağlamlı bir sınıf salt zihniyet olarak değil çıkarı gereği küresel tercihlerde bulunacaktır.

Ve bu sermayeye bağımlı medyanın zaten toplumun değerleriyle barışık olmayan entelektüel sermayesi kritik durumlarda kimden yana tavır alacaktır?

Hele ki, yabancı sermayenin doğrudan medya alanına yatırım yapabildiği de göz önüne alındığında durum daha netleşiyor.

Medya-siyaset ilişkisi dünyanın her yerinde sorunlu ve şaibeli olsa da en azından şekil şartları açısından olmazsa olmazlara uyulur. Yerleşik değerlere, statükoya en muhalif ve eleştirel olanların bile memleketin geleceği söz konusu olduğunda tavrı bellidir.

Medya çağında ortaya çıkan sorunlardan şikâyetçi olmadan önce küresel kapitalizme eklemlenmenin anlamını sorgulamak gerekir. Zira bu durum sadece ekonomik anlamda değil kültür, söylem ve zihniyet olarak da eklemlenmeyi getiriyor.

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim