1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Medya patronu
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Medya patronu

A+A-

Neşe Düzel’in sözü dolandırmayan, sakin ve sağlam sorularına uzun bir iç hesaplaşmanın sonucu olduğu anlaşılan samimi cevaplar verdi Dinç Bilgin.

Ve ortaya Türkiye’nin bugünlere nasıl geldiğini anlamak için “rehber” niyetine okunabilecek bir konuşma çıktı.

Sabah Grubu’nun patronuyken bizzat aktörü olduğu ya da tanıklık ettiği olaylar üzerinden, medyamızın hal-i pür melaline ışık tutan açıklamaları nedeniyle, her gazeteci kadar, her gazete okurunun da Dinç Bilgin’e şükran borcu olduğunu düşünüyorum ben...

Kendi adıma kalpten teşekkür ediyorum. Bilgin’in anlattıklarının gerçekliğine ve bunları anlatmasını mümkün kılan özeleştirinin dürüstlüğüne dudak bükerek, onu “günah çıkara çıkara günahsızlaşmaya çalışıyor” diye küçümseyen meslektaşlarımızı kendi günahlarıyla baş başa bırakmak en iyisi.

Ama Türkiye’deki değişimi kavramak isteyen, bu değişimin ne sayesinde ve neye rağmen gerçekleştiğini merak eden herkes, Taraf ’ın iki bölüm halinde yayımladığı Düzel- Bilgin söyleşisini dikkatlice okumalı bence.

Konuşmanın bir yerinde, Sabah ’ta gazeteciliği bitirenin, grubun Etibank’ı satın alması olduğunu çok net ifadelerle anlatıyor Bilgin.

“Sabah ondan sonra bir türlü eski Sabah olamadı,” diyor, “çünkü Hazine bürokrasisinden, Maliye Bakanı’ndan, Güneş Taner’den, kısacası siyasetçilerden çekinir oldu. Bugün Türk basınının yaşadığı felaketlerden biri de budur.”

Bilgin’in bunları, çuvaldızı kendisine batırarak söylemesi önemli...

Gazetecilik dışı işlere girdiği için, gazeteciliğin ilkelerinden feragat etmek zorunda kalmayan medya patronu görmemiş bir ülkede yaşıyoruz ve bir eski medya patronu çıkıp, bunu ilk kez bu açıklıkla anlatıyor.

“Sabah ’ta gazetecilik, benim verdiğim hatalı karar yüzünden böyle geri gitmeye ve çökmeye başladı” diyor; “Önümüzdeki dönemde işi sadece gazetecilik olan teşebbüsler ortaya çıkacak” diyor; “Çünkü Türkiye’de medya işi artık böyle gitmez” diyor...

Medyadaki iktidarını bugün kaybetmiş olan ama gazeteciliğin içinden gelen ve mesleği “şimdiki aklı” ile muhabir olmak isteyeceğini söyleyecek kadar seven bir adamın, Türkiye’de medyanın temel zaafına ilişkin böyle bir saptama yapması da, sektörün bu zaaftan arınmaya başlayacağı bir gelecek öngörüsünde bulunması da iyimserliğimi arttırıyor benim.

Türkiye’nin demokratikleşmesi, temizlenmesi, putlarından ve tabularından kurtularak şeffaflaşması, kendi hakikatiyle yüzleşip hesaplaşması, dünyayla buluşması mümkün olacaksa, ki ben olacağına inanıyorum, “işi sadece gazetecilik olan” gazeteler ve gazete patronları bu süreçte belirleyici bir rol oynayacak.

“İşi sadece gazetecilik olan gazeteler,” Bilgin’in tarif ettiği türden bir askerî nüfuz, denetim ve tehditten de muaf olacaklar zira.

Generallerin, gazetelere “resmî yayın organı,” gazete patronlarına birer “ast,” Ankara temsilcilerine de “emir subayı” gibi bakma alışkanlığının kırılması, bu alışkanlığın sökmeyeceği teşebbüslerin artmasıyla mümkün olacak.

Bu da sadece, demokrat, cesur, mesleğini seven ve ordunun siyasetin dışında durmasını isteyen muhabirler, yazarlar ve yayın müdürleri sayesinde olabilecek bir iş değil.

İş, yine dönüp dolaşıp medya patronlarında bitecek.

“Devletten bağımsız” medya patronları arttıkça; gazeteler, bankacılıktan turizme, enerjiden tarıma her alanda çıkar peşinde koşan holdinglerin elinden kurtulup, yayıncılıktan başka iş yapmamaya kararlı olan şirketlerin eline geçtikçe, medya da sivilleşecek ve siyasetin sivilleşmesinin taşıyıcısı olacak.

Esasen, Dinç Bilgin’in ender rastlanabilecek bir tevazu ve cömertlikle Taraf ’ı övdüğü cümleleri de, bu açıdan anlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Taraf ’ın adlarını burada saymama gerek olmayan yazarları, yöneticileri, muhabirleri tıpkı diğer medya kuruluşlarında çalışan birçok meslektaşımız gibi, nerede hangi ortamda bulunurlarsa bulunsunlar işlerini demokratça, dürüstçe ve cesurca yapmaya devam edecek kişiler...

AmaTaraf ’ın çok önemli bir farkı var.

Dinç Bilgin’in “Taraf, Türkiye’yi değiştirdi...

Sizi kıskanıyorum” demesine neden olan bu farkı görmek için gazetemizin künyesine bakabilirsiniz.

O künyenin en tepesindeki isim, yayıncılıktan başka bir iş yapmayan; hükümetle, orduyla, büyük sermayeyle “gazetecilik” dışında bir ilişki kurmayan; ve gazetesinde nelerin, nasıl yazılacağının kararını bütünüyle gazetecilere bırakabilen bir medya patronuna sahip olmanın ayrıcalığını veriyor bize.

Ve biz ne kadar şanslı olduğumuzun farkındayız.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT