Medya ‘devletin uzvu’ olursa

25.08.2009 04:13

İbrahim Kiras

Seymour Hersh Amerika’nın en popüler, en saygın gazetecilerinden biri. “Ebu Gureyb Hapishanesi’nde Iraklı mahkûmlara yapılan işkenceleri ortaya çıkaran Pulitzer ödüllü gazeteci” dersem hatırlarsınız.

Geçenlerde bir tv programında konuşuyordu. “Anadili Arapça olan bir Amerikalı yetkilinin” Guantanamo adasında tutulan esirler konusunda kaleme aldığı bir rapordan söz etti. Guantanamo’da insanlık dışı muamelelere maruz kalan Müslüman esirlerin yarısından fazlasının terörist faaliyetlerle ilişkisinin olmadığı belirtiliyormuş raporda.

Ama” diyormuş raporu hazırlayan uzman, “bunun artık bir önemi yok. Oradaki işkence ve hakaretlerin neticesinde bu insanların artık tamamı el Kaide sempatizanı haline gelmiş durumda.”

Bunları duyunca nedense bizim Diyarbakır Cezaevi deneyimimiz geldi aklıma.

12 Eylül döneminde akıl almaz işkencelere sahne olan Diyarbakır Cezaevi PKK’nın serpilip gelişmesi, bölgede taban kazanması yolundaki en büyük beslenme kaynağı kabul ediliyor. PKK’nın

veya bölücü ideolojik hareketlerin adını bile duymamış olan yüzlerce insan buradan çıkınca eline silah alıp dağa çıktılar. Buradaki işkenceler neticesinde ölenlerin ve sakat kalanların yakınları da öyle.

Elbette cezaevlerine doldurdukları adamlara insanlık dışı işkenceler yapan cunta yönetimi dışarıda da boş durmuyordu. Kürtlerin yaşadığı bölgede yürütülen politikalar da Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkenceler kadar akıl dışıydı. Onlar da terörü önlemeye yaramadı, aksine bölücü-ayrılıkçı eğilimleri güçlendirdi.

Sosyo-politik bir problemin tezahürlerini askeri güvenlik anlayışı içinde ezmeye kalkışmanın cezasını biz güneydoğuda çektik; Amerikalılar Afganistan ve Irak’ta yaptıkları ahmakça zorbalığın bedelini neredeyse dünyanın her tarafında karşılaştıkları sıkıntılarla ödüyorlar.

Demek ki... “Hesapsız kitapsız” yürütülen güvenlik poli

tikaları sonuçta mücadele edildiği varsayılan tehlikeyi büyütmeye yarayabiliyor.

***

Programda söylediği bir şey daha dikkatimi çekti Hersh’ün. 11 Eylül sürecinde Amerikan medyasının kötü bir sınav verdiğini söyledi. “Medya devletin bir uzvu gibi çalıştı” dedi. Bunun sonucunda Amerikan kamuoyu Afganistan’da ve Irak’ta başlatılan ve “teröre karşı” olduğu söylenen savaş konusunda doğru bilgilenmedi. Doğru bilgilenmediği için de Bush yönetiminin politikalarının denetlenmesi ve halkın gerçek çıkarları bakımından yönlendirilmesi mümkün olmadı.

Galiba aynı şey bizde de oldu. 1980’ler ve 90’lar boyunca teröre karşı yürütülen mücadelede Türk basını da “devletin uzvu” rolünü üstlendi. Ne terörün gerçek kaynağı konusunda ne de terörle mücadelenin yöntemleri hakkında eleştirel bakışlara yer veril

medi. Bunun sonucunda ise eleştirel bakış sahipleri marjinalleştirilmiş oldu. Aralarında aydınların, kamuoyu önderlerinin de yer aldığı büyük çoğunluk ne olduğunu tam olarak anlamadığı bir konuda tek tip bir görüşe mahkûm edildi. Alternatif yöntem önerileri çıkıp tartışılmadı. Farklı bakış açılarından gelebilecek çözümlere gözler, kulaklar kapalı tutuldu.

Neticede 30 bin vatandaşımızı kurban verdikten, ülkenin enerjisini boş yere harcadıktan sonra aklımız başımıza geldi; yakın geçmişte terörle mücadele adı altında yürütülen politikaların yanlışlığını konuşmaya başladık.

Bunlara bakıp “ba’de harab’ül Basra” demeyeceğiz.

Geçmişteki hatalarımızla yüzleşmeyi önemseyeceğiz. Hükümetlerin ve güvenlik bürokrasisinin bir yanda; diğer yanda ise kamuoyunun, aydınların ve özellikle basının gelecekte nasıl davranmaması konusunda dersler çıkacak buradan.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim