1. HABERLER

  2. HABER

  3. "Medreseler Resmi Statüye Kavuşturulsun!"
"Medreseler Resmi Statüye Kavuşturulsun!"

"Medreseler Resmi Statüye Kavuşturulsun!"

Diyarbakır ve Bölgedeki Sivil toplum kuruluş temsilcileri, Medreselerin yeniden inşa edilip, resmi statüye kavuşturulmasını önerdi.

A+A-

Medrese Âlimleri Platformu başkanı M. Tayyip Elçi, Kürt halkının dini, dili ve kültürü medreseler sayesinde günümüze ulaştığını belirterek, “Ülkemizin yasakçı zihniyetten kurtulmaya ve kendi mirası, öz değerleri ile buluşmaya çalıştığı bu dönemde emektar kurumumuz olan medreselerimizin yeniden inşa edilip yasal statüye kavuşturulmasını istiyoruz” dedi. Elçi, tarih boyunca medreselerin dini ve pozitif ilimlerde insanlığa ve dünyaya ışık saçan dahi âlimler yetiştirdiğini belirtti.

“Medreselerde okutulan ders kitaplarının bir kısmı Kürtçedir”

Elçi, “Bölgenin geçirmiş olduğu birçok travmaya ve yapılan birçok ifsat çalışmasına rağmen halkın dinine bağlı kalması medreseler sayesinde olmuştur. Ayrıca Kürt halkının dini, dili ve kültürü özellikle Kürtlerin yazılı edebiyatı ve tarihini koruyan, günümüze taşıyan sadece medreseler olmuştur. Medreselerde okutulan ders kitaplarının bir kısmının Kürtçe olması bunun açık delilidir “ dedi.

Dini okullar “İslam Âlimi” yetiştirmekten uzak kalmıştır Elçi, “Tarih boyunca hem dini, hem pozitif ilimlerin birlikte tahsil edildiği medreseler kapatıldıktan sonra, dinden uzak hatta dine zıt pozitif ilimlerin tahsil edildiği okullar açılmış, daha sonra pozitif ilimlerden uzak dini okullar; İmam Hatipler, İslam Enstitüleri ve İlahiyat Fakülteleri kurularak eğitimde pozitif ve dini ilimler birbirinden koparılmıştır” diye konuştu. Medreselerin boşluğunu doldurmak için kurulan dini eğitim veren okulların uyguladıkları eğitim sistemlerinden kaynaklı olarak medreselerin yerini dolduramadığını ifade etti.

“Medreselerin yasal statüye kavuşturulmasını istiyoruz”

Medreselerin boşluğunu doldurmak için kurulan dini okullar, bizatihi bu okulların başındaki kişilerin şehadeti ile hiçbir zaman medresenin boşluğunu dolduramadığını ve İslam âlimi yetiştirmekten fersah fersah uzak kaldığına işaret eden Elçi, “Ülkemizin yasakçı zihniyetten kurtulmaya ve kendi mirası, öz değerleri ile buluşmaya çalıştığı bu dönemde medreselerimizin de yasal bir statüye kavuşturulması gerekir. İlkokul ve ortaokul düzeyinde eğitim programında işlenecek derslerin müfredatına ek olarak medresedeki okutulan dersler eklenerek yeni bir müfredat oluşturulur. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak açılan bu okullar hem normal eğitim vermiş olur hem de medrese eğitimi vermiş olur” diye konuştu.

Gerçekleri göz önünde bulunduruyoruz Bu teklifi yaparken realiteyi de göz önünde bulundurduklarını belirten Elçi, “Bir ferdin hem mühendis hem doktor olması mümkün değildir. Buradan hareketle ferdin hem İslami ilimlerde hem pozitif bilimlerde uzman olması realiteden uzaktır. İlk ve ortaokul düzeyine kadar beraber bir müfredatla götürülür. Her Müslüman için lazım olan Kur’an, Siyer, Akaid ve medreselerde okutulan Arapça gramer dersleri okutulur. Lise düzeyinden sonra ihtisaslaşmaya ağırlık verilir. Liseyi bitirdiği zaman kendini geliştirebileceği kadar bilgiye ve birikime sahip olur. Üniversitede ise ister mühendis ister doktor ister ilahiyat bölümlerinde kendini yetiştirir. Ayrıca bu sistemde okuyan kişi mühendis olmak ister ise yapacağı ilmi çalışmaları dini bir mesuliyeti ve dini bir görev olduğu bilinci ile hareket eder” dedi. Yılmaz: Hayati önemi haizdir Özgür-Der Diyarbakır Şubesi eski Başkanı Avukat Serdar Bülent Yılmaz Tevhidi tedrisat yasasının, tek tip toplum icat etme amacına matuf olarak uygulamaya koyduğu bir yasa olduğunu belirterek, “Harf devrimi gibi diğer yasalarla birlikte ele alınıldığında, bu gerçek daha net anlaşılır. Çok etnisiteli, çok kültürlü, çok dilli bir toplumun gerçekliğinden uzak bir eğitim anlayışı, toplumun önemli bir kesiminin geleneksel usullerle sürdüre geldiği eğitim çalışmalarını bir anda “illegal” pozisyona düşürmüştür. Medreseler bu sorunun en açık örneği ve en büyük mağdurudur” diye konuştu. Eğitim sisteminin, Türkiye’nin çözemediği yapısal sorunların başında geldiğini ifade eden Yılmaz, eğitim sisteminin toplumun gerçekliğinden kopuk bu eğitim sistem olduğunu savundu. Yılmaz, “atılması gereken en acil adımın Tevhidi tedrisattan vazgeçilmesidir. Medreseler gibi farklı toplumsal kesimlere hizmet eden eğitim kurumlarını, bu toplumun çoğulcu zenginliğini ortaya çıkaracak şekilde, yasal statü kazandırılarak eğitim sistemine dâhil edilmesi hayati bir öneme haizdir” dedi.

Evsen: “Medreselerin tekrar resmi olarak açılmasında fayda mülahaza ediyoruz”

Diyanet-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ömer Evsen, Tevhidi tedrisat kanunuyla her ne kadar sistemli bir eğitim amaçlanmış ise de Medreselerin kapatılması din eğitimi noktasında eksikler oluşmasına yol açtığını kaydederek, “Tevhidi tedrisat kanunun çıkmasından sonra birçok Medrese kapansa da kapanmaya direnen ve kendini günümüze taşıyabilenler medreseler sayesinde ayakta kalabildiler. Günümüz şartlarına bakıldığında din eğitimi açısından Medrese tarzı eğitimin önemi daha iyi anlaşılmaktadır’’

Gerçek din anlayışını topluma iletmesinde katkısı olacaktır İlahiyat fakültelerinden daha yoğun eğitim programına sahip ve muadili olmaları kaçınılmaz olan Medreselerin tekrar resmi olarak açılmasında fayda gördüklerini belirten Evsen, “Tevhidi Tedrisat Kanununun tekrar elden geçirilmesi ve haksız şekilde kapatılan bu öğretim kurumlarının önlerinin açılması gerekmektedir. Ülke olarak Din eğitimine değer katmak istiyorsak Medrese diplomalarının İlahiyat Fakültesi diplomalarına eşdeğer hale getirilmesi ve buralardan mezun olmuş binlerce Âliminin de gerekli yerlerde istihdamının gerçek din anlayışını topluma iletilmesinde katkıları olacaktır” dedi.

Çiçek: Devlet bu kurumları tanımalı

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. M. Halil Çiçek, Kürtlerin yaşadıkları tüm coğrafyada İslami eğitimin bu medreseler kanalıyla yürütülmekte olduğunu belirterek, “İslam coğrafyası parçalandıktan sonra Türkiye ayağında Tevhidi tedrisat kanunu adıyla ucube-i hilkat bir yasayla medreseler kapatıldı. Vücuduna hayat taşıyan tüm damarları kesildi. Ancak Kürt coğrafyasındaki medreseler illegal bir şekilde faaliyetlerine devam etmede ısrar etti” dedi. Cumhuriyet döneminde medreselerin ucu görülmeyen karanlık bir tünele girdiğini Sadece ölmeme mücadelesini verdiğini vurgulayarak, “Türkiye’nin normalleşmeye girdiği bu günlerde medreseye karşı çift taraflı bir sorumluluk hasıl olmuştur.Medreseliler bir an evvel medrese müfredat programını iyileştirmek ve zenginleştirmek durumundadırlar. Diğer taraftan devlet yetkililerinin bir an evvel bu medreseleri aşamalı bir şekilde tanımak ve bilgi seviyesine göre kademeli bir biçimde denklik vermelidir. Devletin başına kuma sokarak bu kurumları tanımamada diretmesi soruna asla çözüm getirmez. Bu fedakar kurumlar tarihin en şiddetli zulümlerinin uygulandığı tek parti dönemi zulüm ve hakaretlerine direnerek varlıklarını sürdürdülerse yetkililerin bunu iyi düşünmesi gerekir”

Alkış: Akıl tutulmasından başka bir şey değildir Medrese Hareketi Kurucu Başkanı Mehmet Alkış ise, Medrese; Müslümanların geliştirdiği Eğitim Modelinin adı olduğunu vurgulayarak, “Medreseyi bir okul türü gibi düşünmek yanlıştır. Modern Düşünce, eğitim modelini okullar ve üniversiteler üzerinden gerçekleştirmiştir dolayısıyla Okullar ve Üniversiteler dindışı ideolojinin misyonerliğini yapmaktadırlar. Batı, bu sistem sayesinde dünyanın çoğunluğuna egemen olabilmiştir. Halen dünya toplumlarının zihin dünyası üzerindeki egemenliğini bu eğitim modeli sayesinde sürdürmektedir” dedi. İslami Eğitim Modelini yozlaştırır Medreselerin bu sistemin içine monte etmek İslami Eğitim Modelini yozlaştıracağını ifade eden Alkış , ‘’ Medreselerin bağımsız ve hiçbir baskının altında olmadan varlığını sürdürmesi şarttır. Zira bağımsızlık ve özgürlük ilmin ve zihnin gelişmesinin temel iki şartıdır. Devlet vesayeti veya başka vesayetler altında ilmi ve zihni atılım yapılamaz’’ şeklinde konuştu. Müslüman Vakıflar devletleştirildi Eğitim, Öğretim ve Din Hizmetlerinin finansmanı için kurulan ve Cumhuriyetle birlikte devletleştirilen Müslüman Vakıflarının aynı amaçla kullanılmak üzere iade edilmesi gerektiğini belirten Alkış, “Medreselerin denklik sorunu, halen yapıldığı gibi basit bürokratik engellere terk edilemez. Bilgi evrensel bir değerdir ve her yerde geçerlidir. Devletin bu evrensel kurala göre hareket etmesi, ülkenin ve toplumun gelişmesi açısından bir zorunluluktur. Milli eğitim sistemi içinde yetişen bir profesöre ders verecek yetkinlikte olan bir ilim adamını tanımamak, muhatap kabul etmemek akıl tutulmasından başka bir şey değildir” dedi.

Kaynak: dvizyonhaber.com

HABERE YORUM KAT