1. YAZARLAR

  2. Kurtuluş Tayiz

  3. Meclis’e gelin diyorlar ama çözelim demiyorlar
Kurtuluş Tayiz

Kurtuluş Tayiz

Yazarın Tüm Yazıları >

Meclis’e gelin diyorlar ama çözelim demiyorlar

A+A-

Yeni Meclis, bugün toplanıyor. Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın tahliye edilmemelerine tepki gösteren CHP, yemin törenine katılıp katılmamayı tartışıyor. CHP’nin tavrını bugün, Meclis’in açılışına saatler kala netleştirmesi bekleniyor. BDP ise 35 milletvekiliyle açılışa katılmayacağını kesin bir şekilde duyurdu. BDP’nin bu tutumu, yeni Meclis’in ilk ciddi siyasi krizi anlamına geliyor. Bu krizin muhatapları ise –MHP’yi saymazsak– AK Parti, CHP ve BDP.

Her üç parti de kendi cephesinden ve çıkarları üzerinden sorunlara yaklaştığı için kriz çözüleceğine derinleşiyor.

CHP açısından sorun sadece Balbay ve Haberal’ın tahliye edilmemesiyle sınırlı değil. Buna, Başbakan Erdoğan’ın CHP liderine yüz vermemesi de eklendi. Seçimlerden sonra ilk defa Ankara’da bir toplantıda biraraya gelen iki lider buzları eritme şansını kaçırdı. Erdoğan, konuşmasını bitirdikten sonra Kılıçdaroğlu’nu dinleme inceliğini göstermeyerek, şimşeklerini üzerine çekti. Başbakan’ın bu davranışının altını önemle çizmek gerekiyor. Zira muhalefete “uzlaşma” çağrısı yapan, yeni anayasayı birlikte yapma teklifi götüren Başbakan Erdoğan’ın, ana muhalefet liderini dinlemeye bile tenezzül etmemesi sizce de kafa karıştırıcı değil mi? Bu davranış, Kılıçdaroğlu’nu besbelli tahrik etti; CHP liderini hükümete karşı daha şimdiden uzlaşmaz bir politika izlemeye yöneltti. Bunun faturasının yeni anayasaya mı, yoksa başka reformlara mı kesileceğini yakında, acı bir şekilde görme ihtimalimiz yüksek.

BDP’ye gelince; esas krizin tarafı onlar. Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesinin şokunun üzerine tutuklu diğer vekillerin de serbest bırakılamayacağı eklenince, BDP tavır almak zorunda kaldı. Hükümetin sessizliği, bu tavrın büyümesine neden oldu. Bülent Arınç ve Mehmet Ali Şahin’in yapıcı açıklamalarına karşın Bekir Bozdağ’ın –Erdoğan’ın görüşünü yansıttığı anlaşılan– tüm kapıları kapatan açıklaması, BDP’nin Meclis’i boykot kararı almasına dönüştü.

Seçim sonrası oluşan iyimser hava yüzünden kimse, daha Meclis açılmadan, ciddi bir kriz yaşanacağını tahmin etmiyordu. Ama sorunlara zamanında müdahale edemeyen hükümetin, ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranması, krizin büyümesine neden oldu.

Haftasonu İstanbul’da yapılan TESEV toplantısında ayaküstü sohbet etme fırsatı bulduğum Aysel Tuğluk’a, bu krizin nasıl aşılacağını sordum. AK Parti’nin kendilerine yapıcı bir öneri veya mesaj iletip iletmediğini merak ediyordum. Tuğluk, hükümetin tutumunu şöyle özetledi: “Meclis’e gelin diyorlar ama çözelim demiyorlar.”

Selahattin Demirtaş da dün yaptığı açıklamada hükümetin çözüm için hiçbir adım atmadığını söyledi. Demirtaş’ın açıklamalarından anladığımız kadarıyla BDP, Dicle için Diyarbakır’da seçimlerin yenilenmesi formülünü önermiş. Ancak hükümet bu öneriye yanaşmayınca BDP de yemin törenine katılmama eğilimini karara dönüştürdü.

Dün konuştuğum Sırrı Sakık da hükümetin harekete geçmemesinden şikâyetçiydi. 1994’te DEP grubunun polis zoruyla gözaltına alınmasını hatırlatan Sakık, “O günden bugüne ne değişti” diye sitem ederek şunları söyledi: “Halkın seçtiği milletvekillerini o gün DGM savcıları zorla içeri atmıştı; bugün de YSK, halkın seçtiği temsilcilerin milletvekilliğini düşürüyor; savcılar ve yargıçlar da yine milletvekili seçilen arkadaşlarımızı hapishanede tutuyor. Değişen ne Allah aşkına? Bize göre hiçbir şey.”

Bu krizin aşılacağına dair aslında kamuoyunda iyimser bir hava da var. Ama bu iyimserlik bence hükümeti fazlaca rehavete sürüklemiş görünüyor. BDP’nin Meclis’e gelmemesi görünürde eleştirilecek bir husus. Ancak gözden kaçırılan bir nokta hükümetin BDP’yi hâlâ siyasi olarak muhatap almaktan kaçınması. Bunda BDP’nin geçmişte siyasi zemini terk etme eğilimi göstermesinin de etkisi var. Ama Başbakan’ın bu soruna ne açık ne de kapalı BDP’yle birlikte çözüm aramaya yanaşmaması, onları daha da uçlara savuruyor. Nitekim şu âna kadar BDP’nin boykot gerekçeleri Hatip Dicle’nin durumu ile tutuklu vekillerin salıverilip verilmeyeceği konusuyla sınırlıydı; ancak bunlara bir de “yeni anayasa için hükümetin adım atması da” eklendi. Bu son noktayı ekleyen isim, Öcalan. Abdullah Öcalan’ın görüşme notlarında gözden kaçan bu satırları, BDP’li bir yetkili hatırlattı bana. Öcalan, şunları söylemiş: “Eğer onların Meclis'te bulunmaları isteniyorsa bu ancak demokratik anayasal çözüm yolunda atılacak pratik adımlarla gerçekleşebilir.”

Kürt meselesinde İmralı, Kandil veya BDP merkezli krizlerin yakın zamanda daha rahat aşıldığını sanırım hepimiz gözlüyoruz. “15 haziranda büyük savaş kopacak” beklentisi veya endişesinin seçimlerden sonra nasıl aşıldığı da iyi bir örnek. Elbette bunları bugünkü krizi küçümsemek için söylemiyorum. Hatta bu krizin çözülmedikçe büyüdüğünü, derinleştiğini ve böyle giderse kördüğüme dönüşebileceğini düşünüyorum. Hükümetin yapması gerekeni Bülent Arınç ilk günden söylemişti; “Haksızlık varsa bunu gidermeye hazırız”. Şimdi yapılması gereken tek şey bu haksızlığı gidermek için işe koyulmak; bence başka seçenek de yok.

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT