1. YAZARLAR

  2. Ceyda Karan

  3. McNamara ve Amerikan idealizminin tezahürleri
Ceyda Karan

Ceyda Karan

Yazarın Tüm Yazıları >

McNamara ve Amerikan idealizminin tezahürleri

A+A-

Milyonlarca kişiyi ölüme yollamasının ‘üzüntüsünü’ dile getireli epey oldu. Belki de pek çoklarına nasib olmayan uzun bir ömrü tüketmek zorunda kalmasından ötürü. Dile kolay, tam 93 yıl. 20. yüzyılda ABD’nin önde gelen politika yapıcılarından biri olarak, dünyayı şekillendiren kararların altında imzası var. Onu en çok da kendi hesabıyla 58 bini Amerikalı, 3.5 milyon insanın öldüğü ‘Vietnam Savaşı’nın mimarı olarak tanıyoruz. Robert Strange McNamara’dan söz ediyorum. J.F. Kennedy ve L.B. Johnson yönetimlerinin savunma bakanı, 1968-1981 yıllarının Dünya Bankası başkanından. Geçen hafta (6 Temmuz) Washington’daki evinde huzur içinde öldü.

Ölenin arkasından konuşmak yakışıkalır olmadığından mıdır nedir, bizde öyle yerleşik bir ‘obituary’ (göçüp giden biyografisi) kültürü yok. Lakin Batılılar öyle değil. McNamara öldüğünden beri binlerce kelime döküldü. Errol Morris’in hayli tartışmalı 2003 Oscar ödüllü ‘The Fog of War’ belgeseli üzerine yeniden yazılıp çizildi. İroniktir, bir tek Vietnam hükümeti, ‘Huzur içinde yatsın’ beyanıyla yetindi. Asyalı tevazuu mu acaba? Elbette böyle tartışmalı bir kişilikle ‘huzuru’ yanyana getirmek istemeyen çok.

1916’da San Francisco’da doğmuş McNamara. Babası bir ayakkabı firmasının satış müdürü. ‘Strange’ (garip) ismi annesi Clara Nell’in kızlık soyadından. İrlandalı ailesi 1840’lardaki ünlü kıtlıktan kaçıp Amerika’ya yerleşmiş. California Üniversitesi’nde ekonomi okuyor, 1939’da Harvard’da MBA yapıyor. 1940’da Harvard’da sistem analizleriyle dikkat çeken genç bir asistan profesörken, 2. Dünya Savaşı’nda görme sorunundan ötürü ancak 1943’te Hava Kuvvetleri’nin İstatistik Kontrol Ofisi’ne girip genç subayları eğitiyor. Kimilerinin ‘psikopat’ diye andığı Hava Kuvvetleri Generali Curtis LeMay’in komuta ettiği B29 stratejik bombardıman uçaklarının etkin kılınması faaliyeti bu. Yani Japon kentlerinin alçaktan bırakılan yangın bombalarıyla ateş topuna çevrilmesi... ‘Fog of War’da şöyle diyor: “Tokyo’da bir gecede kadın, erkek, çocuk 100 bin Japon sivili ölümüne yaktık. LeMay’in dediği gibi, ‘Savaşı kaybetmiş olsaydık, hepimiz savaş suçuyla itham edilebilirdik’” Toplamda 900 bin Japon ölüyor. Tabi kendisi “Hiçbir zaman yasadışı bir hareketi onaylamadım” da diyor.

Savaş sonrası 1946’da Planlama Müdürü olarak girdiği Ford Motor Şirketi’ni yükselten ‘whiz-kids’ (iş bitirici) ekibinden. 1960’da şirketin Ford ailesi dışından ilk başkanı oluyor. Sanayinin kalbi Detroit’i emniyet kemeri gibi güvenlik önlemleriyle tanıştıran kişi. Ralph Nader’in Ford yıllarını anlattığı ‘Unsafety at Any Speed’ kitabı dışında pek kimse rakip GM’i zarara sokan bu güvenlik kampanyasını yıllarca durduran şaibeli pazarlıklardaki payını pek anmıyor. Lakin otomotiv sanayindeki mit şu: ‘GM yöneticileri alıcıları korkutuyor diye Ford’a baskı yaptı. Onlar da kendi başlattıkları kampanyayı bitirdi. O yıl Chevrolet satışları patladı. Kıssadan hisse: Ford güvenliği sattı, Chevy otomobil sattı.” Elbette McNamara bunlara itiraz ediyor.

Dünyaya mal oluşu ise 1960’da John F. Kennedy tarafından savunma bakanlığına getirilmesiyle başlıyor. Soğuk Savaş’ta ‘Sovyet tehdidi’ algısı eşliğinde Pentagon’u bugünkü dev savaş makinesine çeviren, nükleer dahil silahlanma yarışına önemli katkılar yapan McNamara’yı Wikipedia, “Artık ‘politika analizi’ne dönüşen kamu politikalarında sistem analizini kurumsallaştıran isim” diye tanımlıyor. Bazıları şahin komuta kademesini dizginlemeye çalıştığı fikrinde. Lakin 1960’larda Kennedy’ye Küba’yı gizli işgali salık verdiği de söylenen McNamara, komünizme karşı ‘domino teorisiyle’ ülkenin Vietnam’la iştigal etmesinde önemli rol oynuyor. Onun çabalarıyla komünist kuzeye karşı Güney Vietnam’daki askeri danışman sayısı 500’den 17 bine çıkıyor. Kennedy suikastı sonrası Johnson’la çalışan McNamara, Ağustos 1964’te Tonkin Körfezi vakasında, Kuzey Vietnamlıların iki ABD destroyerine açtığı söylenen, kimilerine göre rivayetten ibaret olan ateşi, Kongre’ye başarıyla pazarlayıp asıl savaşı ateşliyor. Kara birlikleri yollanırken, 1965’de Kuzey Vietnam’a bombardıman başlıyor. 1968’de asker sayısı yarım milyonu aşıyor, yaşananlar ‘McNamara’nın savaşı’ diye anılırken, istatistiksel stratejisi Vietkonglara sökmüyor. Amerikan askerleri tabutlarda dönerken, McNamara oğlunun da bulunduğu savaş karşıtı gençlerin hışmına uğrayan bir ‘nefret figürüne’ dönüşüyor. 1968’de savunma bakanlığını bırakmazdan evvel Johnson’a çekilmeyi salık veriyor. 1995’te ‘Geçmişe Bakış: Vietnam’ın Dersleri ve Trajedisi’ adlı kitabında savaşı ‘korkunç bir hata’ diye niteliyor. Gel gör ki, 1995’te Harvard Kennedy Okulu’nda Vietnam gazisi John Hurley (2004’te John Kerry’nin başkanlık kampanyasında rol oynadı) “Efendim bunu söylemenin kibar yolu yok. Kitabınız ve varlığınız bir iğrençlik” çıkışı eşliğinde ısrarla ‘konuşmak için niye 30 yıl beklediğini’ sorunca sadece “Kes sesini!” diyebiliyor.

Elbette öykü Vietnam’da bitmiyor. Aralarında Kenan Evren’in Türkiyesi, Pinochet’nin Şilisi, Suharto’nun Endonezyası, Çavuşesku’nun Romanyasının bulunduğu ülkelerde ‘yoksulluğa çare’ niyetine kalkınma programlarının mimarlığını yaptığı Dünya Bankası başkanlığı var. Kimileri bankanın borç verme kapasitesini 12 kat artırdığı 13 yıllık bu dönemi, ‘Batı’nın alicenaplığını pekiştirdi’ diye okuyor. Kimileri de üçüncü dünyanın yolsuz yönetimlerinin, Dünya Bankası’ndan aldıkları kredilerin gazıyla ekonomik dönüşüm adına topraklarından söküp attığı milyonlarca çiftçinin, üretim modellerini keskin biçimde değiştirdiği üreticilerin, harab edilen tabiatın gazabının üzerinde olduğunu söylüyor. Öyle ki göreve veda ettiğinde dünya yoksullarının sayısı bankanın hesabıyla 200 milyon kadar artarak 800 milyona çıkıyor. Değişim ve ilerlemenin kaçınılmaz zaiyatı mı? Banka’nın operasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı S. Shaheed Husain, McNamara’nın ‘ülkelerin borçlanma planlarına’ yansıyan istatistik tutkusunu “Bir durum yaratırdı. Rakamlarda açıklık varsa, elemanlarından doldurmalarını isterdi” diye aktarıyor. McNamara içinse bu yıllar ‘ahlâki kefaretini’ ödemesine vesile.

The Fog of War’da “Pek çok insan o...çocuğu olduğumu düşünüyor” diyen McNamara’nın vardığı sonuç şu: “Ekonomik, siyasi ve askeri gücü tek taraflı uygulamamamız gerektiğine inanmıyorum. Eğer diğer ulusları davamızla aynı değerlere ikna edemiyorsak, muhakememizi gözden geçirmeliyiz.” Bir de, “Savaş çok karmaşık, insan aklının idrak kapasitesinin ötesinde. Ve gereksiz yere insan öldürüyoruz.” McNamara’nın ‘Amerikan idealizminin tezahürü’ olan yaşamı pek çok soru sordurtuyor. En başta da tarihten ders almanın mümkün olup olmadığını...

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT