‘Mazlum’ devletin ‘hain’ çocukları

24.02.2009 13:53

Leyla İpekçi

İlkokul ikinci sınıfa gidiyordum. Bir gün bizleri apar topar toplayıp bir film izlettirmek için müsamere salonuna götürmüşlerdi. Bizleri dediysem, ilkokulumuzdaki bütün sınıfları biraraya getirip bir film göstermişlerdi.

Aradan otuz beş yıl geçmiş. Film bazı yerleri canlandırma gibi olan bir belgesel miydi, yoksa tamamı kurgu olan bir sinema filmi miydi emin olamıyorum. Fakat bunca yıl içerisinde sık sık çeşitli vesilelerle aklıma gelir o gün seyrettiğim film. Hele çocukken ve ilkgençlik yıllarımda etkisinden uzun süre kurtulamamıştım.

Kıbrıs filmiydi bu. Eoka ve Enosis’i anlatıyor, Rumların düşmanlığını ve son derece kanlı katliamlarını gösteriyordu. Yavru vatanı gözden çıkaramazdık. O yüzden oraya asker çıkarmış ve soydaşlarımızı kurtarmıştık.

Karartma geceleri ve paraşütlü askerlerin televizyon ekranlarındaki görüntüsü daha tazeydi. İçimde Rumlara karşı müthiş bir isyan duygusu uyanmıştı. Neden bu kadar kötülük yaparlardı ki bu Rumlar durduk yerde böyle?

Okuduğum okulda epey sayıda gayrımüslim vardı. Fakat Rum arkadaşların bu filmi izlerken neler hissetmiş olacağını, sekiz yaşımdayken hiç ama hiç düşünmemiştim.

Filmden sonra onlara farklı bir gözle, daha düşmanca bakmaya başladığımızı hatırlarım. Eoka ve Enosis’çilerle bizim okulda okuyan Rum öğrenciler arasında bir ayrım yapabilecek yaşta değildik çünkü.

‘Sarı Gelin –Ermeni sorununun iç yüzü’ adlı bir belgeselin tüm okullarda gösterilmesi için Genelkurmay tarafından kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla önerilmiş, sonra da bu kurum tarafından elli beş küsur bin adet DVD satın alınarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nca tüm okullara izlettirilmek üzere gönderilmiş. Ve aradan birkaç ay geçtikten sonra Bakanlık tarafından sonuç raporları da talep edilmiş.

Acaba ilkokul çağındaki çocuklar televizyon dizilerinden, atari veya playstation gibi oyunlardan kafasını kaldırıp bu belgeseli izlediklerinde Ermeni çetecileriyle Ermeni komşuları arasında bir ayrım yapabilme maharetine sahip miydi?

Ardından çok daha uzun bir süre kendi vatanlarında hem birer ‘yabancı’ hem de birer ‘hain’ olarak damgalanan bir avuç Ermeni vatandaşın yaşantısını düşündüm. Markar Esayan’ın sözleriyle, Sarı Gelin gibi, “bizim ortak tarihimizin özeti” olan ve “içinde birlikte çektiğimiz tüm acıların tınısı” olan bir türkünün bu belgesele ad olarak verilmesi ne anlama gelebilirdi acaba?

Sözgelimi Hrant Dink ile Ermeni çeteciler arasında ayrım yapmasını ilkokuldan itibaren beklediğimiz gençlerden biri değil miydi, onu kaldırımın ortasında ensesinden gururla vuran?

Geçtiğimiz hafta Adana ve Diyarbakır’daki gösterilerde gözaltına alınıp tutuklanan çocukların ceplerinde bulunan misketler suç kanıtı olarak kayda geçtiğinde de, hatta polisin kanıt olarak avuç içinde taş izi aradığını duyduğumda önce ‘bizlerin’ algısına takıldım:

Ya bu tutuklanan ve vatan haini ilan edilen küçük çocukların içinden bir teki bile misket oynamak dışında bir eylemde bulunmadıysa? Çocuğun tüm hayatını karartabilecek böylesine ‘özgüvenli’ bir tutum sergilemek ‘bizleri’ hiç korkutmuyor muydu?

Kimi zaman taş attıkları polisler onlara şeker dağıttığında, birlikte top da oynayan yine bu çocuklar değil miydi? Adı üstünde, çocuktular çünkü.

Henüz soyutlama yeteneği bile gelişmemiş bu çocukların ülkemizi son derece bilinçli birtakım ideolojilerle bölmeye çalıştıklarına hükmederek adalet dağıtabilir miydik kolayca?

Güneydoğu’da mağrur, terk edilmiş ve yaşından önce büyümüş bu çocukların hangi koşullarda yaşama tutunmaya çalıştığını biraz bilen biri, bu çocukları tutuklarken, ağır cezalara çarptırırken onlardan nasıl bir öfke ve kin abidesi yaratacağını hiç düşünmez miydi?

Güneydoğu’da yıllarca yargısız infaz timleriyle masumları katletmiş kişileri bir kez daha suçsuz ilan etmeye çalışanların mevcut olduğu bir ülkede günah keçisi olarak bu çocuklar öne sürülebiliyorsa: Suçlu ile mazlum arasında gereken ayrımı yapmasını hangi merciden bekleyebiliriz ki artık?

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim