Mavi Marmara’nın 10. Şehîdi

23.09.2010 12:38

İbrahim Sediyani

Mavi Marmara gemisinde 587 insan yolculuk ediyorduk ancak gemideki canlıların sayısı bunun bir fazlasıydı. Gemide 588 canlı vardı.

 

587 insan ve 1 kuş; sarı bir kanarya.

 

Siyonist İsrail askerleri tarafından acımasızca öldürülen 10. kişiyi anlatacağım bu yazıda size. Mavi Marmara’nın 10. şehîdini. Bu bir kuş, sarı bir kanarya.

 

İsrail ordusunun Mavi Marmara baskınında nasıl vâhşîleştiğini, İsrail askerlerinin hiçbir insanî ve vicdanî ölçü tanımayan canavarlar olduğunu, insanlıktan ve merhamet duygusundan zerre kadar nasiblenmediklerini bu kuşun katledilişi bile tek başına açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

 

Size gemideki sarı kanaryamızdan bahsetmek istiyorum. “Şahîd” olarak gemide yolculuk edip “şehîd” olarak cennete kanat çırpan bu güzeller güzeli sarı kuşun, seyretmeye doyamayacağınız güzellikteki kanaryanın ibretlik öyküsünü okurken, Müslüman olduğunuz için şükredeceksiniz belki ancak insan olduğunuz için utanacağınızdan eminim.

 

* * *

 

Mayıs ayı sonunda “Rotamız Flistin Yükümüz İnsanî Yardım” parolasıyla düzenlenmesi hedeflenen yardım gemileri filosu için girişim ve seferberlikler tâ aylar öncesinden, 2010’un başı olan Ocak ve Şubat aylarında başlar. Bu çerçevede yurdun dört bir yanında duyarlı ve fedakâr halkımız, Filistin’e yardım amaçlı etkinlikler, kampanyalar ve kermesler düzenlerler. Yardım gemileri filosunu organize eden 6 tane uluslararası sivil toplum örgütünün Türkiye ayağını oluşturan İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı gönüllüleri de, bu etkinlikler kapsamında Anadolu’nun dört bir yanını karış karış gezer, ziyaret ederler. Halkımız, haksız ve hukuksuz bir ambargo altındaki Gazze halkına yardım ulaştırılması ve ambargonun ortadan kaldırılması amacıyla hiçbir yardım ve fedekârlıktan kaçınmaz. Erkekler, kadınlar, paralarını, bileziklerini, çocuklar harçlıklarını, oyuncaklarını bağışlarlar.

 

Anadolu’daki bu gezi ve ziyaretlerden birinde, küçük bir çocuk, elinde kafesle İHH gönüllülerinin yanına gelir. Kafesin içinde sapsarı bir kanarya vardır. Tıpkı o kafesi tutan minik elin avuç içi kadar güzeldir.

 

Küçük çocuk, içinde sarı bir kanarya olan kafesi İHH gönüllülerine uzatır ve şöyle der: “Bu benim kuşum, ben onu çok seviyorum. Ben Gazze’ye bu sarı kuşumu bağışlamak istiyorum. Orada insanların özgürlüğü yokmuş, çocuklar özgürce oyun oynayamıyormuş. Sizden ricam, Gazze topraklarına ayak basar basmaz, bu kuşu kafesinden çıkarıp serbest bırakın, özgürlüğüne kavuşturun. Sarı kanaryam özgürlüğe Gazze’de kanat çırpsın. Sarı kanaryam, Gazze’nin özgürlüğünün sembolü olsun.”

 

Çocuğun bu davranışı karşısında oldukça duygulanan İHH gönüllüleri, kafesi alıırlar ve sarı kanaryayı da kafileye katarlar.

 

Takip eden günlerde, yurdun çeşitli yerlerinde düzenlenen etkinlik ve panellerde, basın toplantılarında, kafesinin içindeki bu sarı kanarya da İHH yetkilileri tarafından masaya getirilir ve medya mensuplarına, kamuoyuna gösterilir. Kuşun öyküsü, her toplantıda kamuoyuna yeniden anlatılır. En son, Akdeniz’e açılmak için artık günlerin, saatlerin sayıldığı Antalya’da düzenlenen basın toplantılarında, sarı kanarya yine masanın başköşesinde, katılımcıların hep önündedir.

 

Ve Mavi Marmara gemisi, 32 farklı ülkeden 572 yolcuyla Gazze yolculuğuna başlar; Akdeniz’e açılır. (Sonradan, yolda bozulan bir gemideki 15 yolcuyu da alınca, 36 farklı ülkeden 587 yolcunun olduğu bir gemiye dönüşür, Mavi Marmara)

 

587 insanla birlikte bir de güzeller güzeli, seyretmeye doyamayacağınız güzellikte bir kuş vardır.

 

Sarı bir kanarya.

 

* * *

 

Yardım gemileri filosu daha sefere başlamadan, haftalar öncesinden başlayarak yolcuları, gönüllüleri, gemileri, organizatör kuruluşları ve hatta ülkeleri tehdit eden siyonist İsrail rejimi, “Rotamız Flistin Yükümüz İnsanî Yardım” organizasyonu ile ilgili her gelişmeyi medyadan takip ediyordu haliyle.

 

Fakat demek ki siyonistlerin en çok da bu minik kuş zorlarına gitmiş.

 

Demek ki Allâh ve adalet düşmanlarının, kan ve katliâmla beslenen bu vâhşî yaratıkların, insanlık ailesine, hayvanlar ve bitkiler alemine, güzel ve doğal olan her şeye düşman olan bu canavarların en çok ama en çok da bu sarı kuş zorlarına gitmiş.

 

Demek ki “mavi yolculukta” bize yol arkadaşlığı yapan sarı kanaryamız, gemimizdeki 587 insandan ve filodaki binlerce tonluk yardım malzemesinden bile daha çok zorlarına gitmiş o katiller sürüsünün.

 

Siyonist katiller, 31 Mayıs sabahı Mavi Marmara gemisine düzenledikleri korkunç ve acımasız saldırıda, gemimizin içinde sarı kanaryayı özellikle aradılar.

 

Ve buldular onu. Siyonist komandolar, kafesin içindeki sarı kanaryayı bulunca ne yaptılar, biliyor musunuz?

 

“Dünyanın en güçlü 5. ve Ortadoğu’nun da en güçlü ordusu” diye takdim edilen İsrail ordusunun en güçlü ve özel eğitilmiş timi olan “Şayetet 13” komandoları, kafesin içindeki sarı kanaryayı, bakmaya, seyretmeye bile kıyamayacağınız güzellikteki sapsarı kuşu bulunca ne yaptılar, biliyor musunuz?

 

Ellerindeki en gelişmiş otomatik silâhların namlularını kafese doğrultup şarjörlerini sarı kuşun üzerine boşalttılar. Kafesi de sarı kanaryayı da kurşunlarla paramparça ettiler.

 

Kafesin içindeki bir kuşun üzerine şarjörlerini boşaltan ve kurşunlarla tarayan bu canavarların, nasıl bir psikolojiye sahip olduklarını, nasıl bir rûh hali içinde olduklarını bir an için düşünüp anlamanızı salık veriyorum.

 

sediyani@gmail.com

 

 

BİR KUŞ OLSAYDIM

 

Bir kuş olsaydım.

 

Uçup gitseydim göklere doğru. Mavi denizler üzerinde çırpsaydım sarı sarı kanatlarımı. Özgürlüğe doğru uçsaydım.

 

Altımda masmavi bir deniz, üstümde masmavi bir gök olsaydı. İki mavinin arasında çırpsaydım sarı kanatlarımı. Rüzgârlar eşlik etseydi bana, yunuslar eşlik etseydi. Gemiler eşlik etseydi.

 

Her kanat çırpmamda bir mısrâ düşseydi denizin dalgalarına. Her kanat çırpmamda bir şiir yükselseydi göğe doğru. Ve bir ezan sesi yankılansaydı gemilerin güvertesinden.

 

Uçup gitseydim gönlümce. Kanat çırpsaydım doyasıya.

 

Pır pır pır pııııır, pır pır pıııııır.

 

Ah keşke ben bir kuş olsaydım.

 

* * *

 

Bir kuş olsaydım.

 

Sarı kanatlarımla kat etseydim bir baştan bir başa tüm Akdeniz’i. Göklerde süzüle süzüle varsaydım Gazze topraklarına.

 

Kanat çırpsaydım Gazze’nin üzerinde. Sokaklarının, tarlalarının, çocuklarının üzerinde uçsaydım.

 

Pır pır pır pııııır, pır pır pıııııır.

 

Minicik gölgem düşseydi Gazze toprağına.

 

Sonra ağaçlarının dallarına konsaydım Gazze’nin. Elma ağaçlarının, hurma ağaçlarının, kiraz ağaçlarının. Dalda durup ötseydim güzel sesimle. Gazze’ye sevgimi haykırmak, onlar için geldiğimi, onlara geldiğimi söylemek için ötseydim.

 

Cik cik cik ciiiiik, cik cik ciiiiik.

 

“Gazze ben sana geldim, sana kavuşmak için geldim. Gazze ben senin için geldim.”

 

Her ötüşümde bir tohum bitseydi toprağın altından. Her ötüşümde bir cemre düşseydi saçlarına çocukların. Ve bir ebru doğsaydı örtüsünde annelerin.

 

Cik cik cik ciiiiik, cik cik ciiiiik.

 

Ah keşke ben bir kuş olsaydım.

 

* * *

 

Bir kuş olsaydım.

 

Uçsaydım Gazze üzerinde. Kanat çırpsaydım her karış toprağında.

 

Ağaçlarının dallarına konsaydım, okullarının çatısına konsaydım, camilerinin avlusuna konsaydım.

 

Evlerinin penceresine konsaydım.

 

Sevinçle pencereye koşsaydı evdekiler beni görünce; anne, baba, çocuklar. Oturup beni seyretselerdi aramızda sadece bir pencere camı olduğu halde.

 

Çocuklar sevinçten hop kalkıp otursaydı. Anne babalarına beni işaret etselerdi.

 

“Anne bak, kuş, kuş, kuş gelmiş! Baba bak, penceremize kuş konmuş.”

 

Çocukların bu ilgisi karşısında şımarsaydım da şımarsaydım. Ne yapacağımı bilmeseydim bu şımarıklıktan.

 

Pencerede garip garip hareketler yapsaydım, kendi kendime takla atsaydım. Camın önünde dans etseydim.

 

Ah keşke ben bir kuş olsaydım.

 

* * *

 

Bir kuş olsaydım.

 

Uçsaydım Gazze’nin üzerinde. Sokaklarında, tarlalarında, bahçelerinde uçsaydım. Oyun oynayan çocukların üzerinde.

 

Beni görünce başını kaldırıp havaya baksalardı. Hepsi de el sallasaydı bana. Beni çağırsalardı.

 

“Kuuuş, kuuuş, kuuuş.”

 

Ben de aynı şekilde karşılık verseydim onlara.

 

Cik cik cik ciiiiik, cik cik ciiiiik.

 

Bana her seslendiklerinde melekler tutup kaldırsaydı kollarından. Her seslendiklerinde dağlar yükselseydi, berfinler açsaydı, ırmaklar aksaydı iki memelerinin arasından. Ve yitik ülkelerin haritası düşseydi minik avuçlarına.

 

Yeryüzünün tüm yitik ülkelerine, kayıp coğrafyaların tüm çocuklarına ulaşsaydı sesleri Gazzeli çocukların.

 

Bu sesler Kürtçe ulaşsaydı Diyarbakırlı çocuklara, Boşnakça ulaşsaydı Srebrenitzalı çocuklara, Çerkezce ulaşsaydı Groznili çocuklara, Uygurca ulaşsaydı Urumçili çocuklara, Katalonca ulaşsaydı Barcelonalı çocuklara, Fulanice ulaşsaydı Sokotolu çocuklara.

 

Tüm çocuklar baksaydı sarı sarı kanatlarıma. Bakıp bakıp el sallasalardı.

 

Dağların, ırmakların, buğday tarlalarının, ayçiçeklerinin çocukları. Kayıp coğrafyaların, kimliğini arayan kentlerin çocukları.

 

Bakıp bakıp el sallasalardı bana. Ben de şımardıkça şımarsaydım. Havada takla atsaydım, gökyüzünde dans etseydim.

 

Sevinçle çırpsaydım sarı kanatlarımı.

 

Ah keşke ben bir kuş olsaydım.

  • Yorumlar 9
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim