1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Masumiyetin kaybı
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Masumiyetin kaybı

A+A-

Küçük çoban kızın ölümünü herkes duydu. Kimi sitemle, kimi sessizliği daha da büyüten kelimelerle Ceylan'ın gidişini anlamaya çalışıyor. Küçük bir çoban kız, eline aldığı tahra ile meşe ormanına gidiyor. Koyunlarını beslemeye. Kuzularını büyütmeye. Her gün yaptığı gibi kırda Allah'la baş başa kalmaya.

Halaoğlunun Ceylan için yaktığı ağıtta bu ölümden çıkardığı umut var. "Çok güzel Kur'an okurdu. Yaşıtları ona Pîre derlerdi. Kur'an-ı Kerim'i Ramazan'da iki defa hatmedecek kadar zeki bir çocuktu. Okuduğu Kur'an'la belki bizleri de kurtarır!" Pîre, Kürtçede yaşlı kadın demek. Bilge kadın. Ceylan, bilge bir çoban çocuk olarak dağlarda koyunlarını otlatırken doğadaki bilgiyi tazeliyordu her gün. Derin doğada, her sabah kendiliğinden tazelenen bilgiyi sorgulamadan, sadece yaşayarak, nefes alarak. Şükür duygusu gelişmiş küçük bir çoban kız Ceylan. Yaşadığı küçük mezrada çobanlık yapması nasıl değmiyorsa birilerine, ölümü de değmiyor.

Ardına kadar açtığı gözleriyle baktığı fotoğrafı 6 yaşına ait. Ölümün onu bulduğu 14 yaşında nasıl baktığını bilmiyoruz hiçbirimiz. İkinci bir fotoğrafı yok. Hep öyle kalacak aklımızda. Hep öyle bakacak. Sanki gizli bir güç, bize bir ibret yaşatmak için, Ceylan'ın gözlerini ardına kadar açtığı imajdan başka iz bırakmamış. Ceylan, gözleri açık bakıyor. Ve ne kadar büyük bir sessizlik var. Söylenen her şey sessizliği çoğaltmak için sanki.

Başlangıçta susulan, sonra zoraki bir açıklamaya konu olan bir ölüm onunki. Otopsisi, annesinin eteklerine toplayıp götürdüğü Ceylan'ın parçaları ile karakolda yapılan. Açıklanan kriminal raporda neredeyse kendi ölümünün faili gibi sunuldu. 'Rapor açıklandı ve işte gerçek; Ceylan elindeki tahra ile arazide bulduğu bombayı patlatarak kendi ölümüne sebebiyet verdi!'

Kimsenin aklına, o bombanın neden orada olduğu sorusu gelmiyor? Nasılsa bu ülkenin muhtelif arazilerinde patlayıcıların bulunması rutindendir. Doğaldır üstelik çocukların bulduğu ile oynaması, oyun sanıp ölmesi.

Bu ülkenin batısında Ergenekon soruşturmasıyla gördük ki şehirlerin içi, kırların açıkları birer mühimmat alanı. Ama tek farkla; batıda toprağın derinlerinde duran bombalar, doğuda toprağın yüzündedir. Saçılmıştır bir vesileyle ve saçılan bir bombanın, unutulmuş bir mayının patlamasından, oraya bırakan zinhar sorumlu değildir.

Çocukların masum merakı olmasa haberdar olmayacağız bunlardan! Bir toplumun vicdanını sınamak için bundan büyük sebep olamaz.

Lice'ye başsağlığına giden arkadaşım anlatıyor: Olay yerini güvenli bulmadığından otopsi için gitmeyen savcı daha sonra teşrif ettiklerinde aile üyelerini, Ceylan'ın parçalarının saçıldığı ağaç kabuklarını, yaprakları ve kanlı toprak parçalarını da delil olarak getirmemekle suçlamış.

Evladının parçalanmış bedenini eteğine doldurup taşıyan bir anneyi azarlayan savcıdan nasıl bir adalet bekliyoruz?

Çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Ama söz bitmiş değil. Asıl konuşması gerekenler konuşmadıkça da bitmeyecek.

Sorumlu oldukları mevkileri susarak boş bırakanlar, şunu unutmasınlar; bir küçük çoban kızın ölümü değil bu. Masumiyetin alanı olan kırların, hayatın yenilenme sahnesi olan doğanın masumlar için de güvenli olmamasıdır yaşanan. Bir ülkenin masumiyetinin parçalanmasıdır bu.

Ceylan'ın mezarına çiçek koymak için Lice'ye giden arkadaşım, annenin sonraki sözlerini aktarıyor: 'Gelerek sanki bana Ceylan'ımı getirdiler. Ama gittiler sonra.'

Ceylan'ın annesinin Ceylan'ı ona getiren bir duyguya kavuşması için bu toplumun her zerresiyle bir şey yapması gerekiyor. Hepimizin, o anneye 'yanındayız' duygumuzu aktarmamız şart. Ve tabii o anneye bu güveni yaşatacak olan asıl güç, hükümet edenlerdir. Başbakan'ın, İçişleri Bakanı'nın, savcının, hâkimin ve asıl önemlisi askerin, orada varlığını hissettirecek kadar samimi bir başsağlığı dilemesi gerekiyor. Ceylan'ın ailesi, Ceylan'ın okuduğu Kur'an'ın kendilerini kurtaracağına güveniyor? Ya onlar, sorumlu mevkilerde bulunanlar, neye güveniyorlar?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT